Kıvanç: Çocukların az büyümüş hali şehit oluyor, sıvasız evlerin temelleri çatırdıyor

Muktedirlerin o sıvasız evlerdeki insanlara çok borcu var...

Kıvanç: Çocukların az büyümüş hali şehit oluyor, sıvasız evlerin temelleri çatırdıyor

Ümit Kıvanç, Afrin'de devam eden operasyonu ve iktidarın hayatını kaybeden askerlerle ilgili söylemlerini yazdı.

Muhalefi de eleştiren Kıvanç, "İktidar, “çocuklarımız şehit olacak, ne şahane!” diyor, çocukların az büyümüş hali şehit oluyor. Sıvasız evlerin temelleri çatırdıyor. Muhalefet “evlere bayrak asalım” diyor. Devletin temeli sağlamlaşıyor" diye yazdı.

Ümit Kıvanç'ın Gazete Duvar'da yer alan 'Sıvasız evler, bayraklar' başlıklı yazısının bir bölümü şöyle:

Suriye’nin bir kısmını “fethetme” fikri, anlayabildiğim kadarıyla, akıl kârı ölçülerle ele alınıp ötesi berisi tartışılabilir bir fikir olmaktan çıkmış, giderek tutku haline geliyor. Son derece tehlikeli bir oyun, kalkışılan.

Bakın, son bir hafta içerisinde, henüz 85, 86 gibi plaka numarası münasip görülmeyen İdlib’te neler oldu:

CİHATÇILAR SAVAŞINDA ‘VEKİL’ KUVVET

Türkiye’nin, başına kimin geçeceğini dahi belirleyebilecek ölçüde yakın ilişki içeresinde bulunduğu Ahrar el-Şam örgütüyle, Suriye savaşının başından beri gayet şaibeli politikalar izleyen -meselâ şimdiki düşmanı HTŞ koalisyonu kurulurken orada yer almış olan- Nureddin Zengi Hareketi birleştiklerini açıkladılar. Böylece epey güçlü bir yeni örgüt koalisyonu ortaya çıktı: Suriye Kurtuluş Cephesi (SKC). Bu siyasî manevranın ardında herkes Ankara’yı aradı.

SKC’nin oluşturulmasındaki esas maksat, El-Kaide uzantısıyken başka örgütleri etrafına toplaya toplaya önce Şam’ın Fethi Cephesi, sonra Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) haline gelen örgütle baş edilebilmesiydi. Çünkü HTŞ, gerçi İdlib’e girip çatışmasızlık gözlem noktaları kurması için Ankara ile işbirliği yapmıştı ve şimdilik TSK ile çatışmayacak gibi gözüküyordu, ancak böyle bir çatışmanın er ya da geç kaçınılmaz hale gelebileceğini herkes biliyordu. Ayrıca, Ahrar ve Zengi, sınır kapısı gibi gelir getiren bir noktayı ve İdlib şehrini, bu vilayetteki ve Batı Halep’teki birtakım yerleşim merkezlerini HTŞ’nin eline bırakmış olmaktan muzdaripler, bölgedeki etkinliği ele geçirmek istiyorlar. HTŞ bir süre önce, kendi çatısı altına girmeyen bütün öbür İslâmcı ve cihatçı örgütlerle savaşmış, Kuzey Hama ve Batı Halep’in bir kısmıyla İdlib vilayetinden meydana gelen cihatçı bölgesinde kesin etkinlik sağlamıştı. Üstelik yerel yönetimlere de ağırlığını koymuştu.

Ahrar+Zengi koalisyonu (SKC), kurulduğunu ilan eder etmez taarruza geçti ve HTŞ’yi birçok yerden çekilmek zorunda bıraktı. Yani ilk anda hadise böyle göründü. Ancak iki gün geçtikten sonra anlaşıldı ki, HTŞ kendi açısından gayet mâkûl bir taktik gütmekte: Türkiye sınırı tarafını, sınır kapısını ve Batı Halep-Güney İdlib bağlantı hattını tutuyor, İdlib şehrine SKC kuvvetlerinin ulaşmasını önleyecek mevzileri sağlama alıyor, ortadaki birtakım yerleri ise bırakıyor, kuvvet tasarrufu yapıyor. Kaldı ki, İdlib’in önemli şehirlerinden Maaret el-Numan gibi birtakım yerlerde HTŞ’nin halk desteği yok, aksine, rejime karşı tavrı kesin olan ahalinin bir kısmı, aynı şekilde, HTŞ’ye de karşı. HTŞ bu problemli yerlerle şimdilik uğraşmamayı tercih ediyor.

Yani askerî bakımdan Ahrar+Zengi ile rahatça baş edebilen, çoğu zaman da onlara üstün gelen, El-Kaide bağlantısı “resmen” sürmese bile gönülden süren, İdlib’i bırakmaya hiç niyeti olmadığı gibi, binlerce savaşçısıyla, gidecek yeri de olmayan, çünkü Suriye ordusu ve Rusya’nın ilk fırsatta kendisini topyekûn ortadan kaldıracağını bilen, savaşta pişmiş bir radikal cihatçı örgüt, Türkiye’nin “vekil kuvvet”leri ile savaşıyor.

Bu “vekil”lerin güvenilmezliği bir yana, savaşın alanı, TSK’nın altı gözlem noktası kurduğu, daha da kuracağı, buralarda asker bulundurduğu, daha da bulunduracağı bir bölge. HTŞ’nin şu anda Türk askerlerine yönelik herhangi bir eylem yapmayışı, daha güçlü düşmanla karşı karşıya gelmemek için. Çaresi kalmazsa gerilla savaşına geçecek -ki El-Kaide merkezi mütemadiyen bunu öneriyor- ve muhtemelen büyük kayıplar verecek. Buna karşılık, burada evlat acısıyla kavrulan sıvasız evlerin sayısı da hızla artacak. Birkaç yıldır, her türden bombalı araç ve intihar saldırılarında uzmanlaşmış, burada iç propaganda ve manipülasyon aracı haline getirilen “şahadet”in çekim gücüne kapılmışlık bakımından bir düzenli ordudan fersah fersah ileride, HTŞ’nin savaşçıları.

Bu kanlı yola niçin girildi? Niçin bu yolda yürünüyor?

Muktedirlerin o sıvasız evlerdeki insanlara çok borcu var da, en azından bu hayatî soruya cevap vermeleri gerekmiyor mu? Maksat “fetih” mi? Böyleyse niye? Nedir bunun dayanağı? Meşruiyeti nerededir? “Biz, biz olduğumuz için herkese her istediğimizi yapmaya hakkımız var!” Bu mu diyebildikleri tek şey?

İktidar, “çocuklarımız şehit olacak, ne şahane!” diyor, çocukların az büyümüş hali şehit oluyor. Sıvasız evlerin temelleri çatırdıyor. Muhalefet “evlere bayrak asalım” diyor. Devletin temeli sağlamlaşıyor.

Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2018, 13:32
YORUM EKLE