HDP'li Filiz Kerestecioğlu: Zorla kaçırma kirli savaş metodudur

'İktidarın kadınlara, Kürtlere, doğaya bakışı neyse, yargının kararlarında da bunun tezahürünü görüyoruz'

HDP'li Filiz Kerestecioğlu: Zorla kaçırma kirli savaş metodudur

 Zorla kaybetmelerin 1990’lı yıllardan bilindiğini dile getiren HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, “İnsanlığa karşı suç anlamına gelen bu kirli savaş metotlarının, devlet suçlarının yeniden yönetim araçlarından biri haline gelmesine asla izin vermeyeceğiz” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi. Yargı bağımsızlığının artık herkes tarafından sorgulandığını belirten Kerestecioğlu, “Yargılama süreçleri inanılmaz derecede uzun ve belirsiz, tutuklu yargılanmayan hemen hiç kimse yok, tahliye kararları dahi yok sayılıyor, infaz sistemi işlemiyor, yani yargı bütünüyle siyasallaşmış durumda. Hakimler verdikleri yanlı kararlardan dolayı değil; tarafsız kararlardan dolayı disiplin soruşturmasına maruz bırakılıyorlar” dedi.

‘SİYASİ İKLİMDEN CESARET ALIYORLAR’

Yargının rayından çıktığını söyleyen Kerestecioğlu, bundan en çok kadınların etkilendiğine vurgu yaptı. Kerestecioğlu, “Çünkü kadınların öldürülmediği, kadına yönelik şiddet faillerinin cezasız kalmadığı tek bir gün yok. Kadına yönelik şiddet her cenahtan gelse de son dönemlerde mafyatik görünümlü birtakım adamların göstere göstere kadınlara şiddet uyguladığını, tehditler savurduğunu, haklarında bir soruşturma açılsa bile neticeden korkmadıklarını görüyoruz. Ağızlarında ‘vatan-millet, din-ahlak’ sözleri, birkaç Türk bayraklı paylaşım… Kendileri dışında herkes terörist... Vatanı koruma görevi ise ne hikmetse her türlü suça karışan, kadınlara şiddet uygulayan, tecavüz eden bu adamların. Ve işledikleri suçlar kamuoyunda bir infial yaratana kadar hiçbir şeyden korkmuyorlar. Çünkü siyasi iklimden cesaret alıyorlar” ifadelerini kullandı.

‘KADINLAR ADALETE ERİŞEMİYOR’

Kadınlara ilişkin davalarda cinsel saldırı delillerinin toplanmadığına dikkat çekene Kerestecioğlu, “Kadınlar yara almadan, isyan etmeden, sesini duyurmak için mücadele etmeden adalete erişemiyor. 2017’de Ankara’da bir özel halk otobüsü şoförü, yolcu bir kadına tecavüz edip nihayetinde ceza almıştı. Fakat, daha önce defalarca cinsel saldırı dahil onlarca suçtan yargılandığı halde serbest bırakıldığı ortaya çıkmıştı. Adamın mahkemedeki savunması, kendisinin Türk, kadının çifte vatandaş olduğu ve akşam 11’de bir kadının yalnız dolaşmasının ‘normal olmadığıydı.’ Başka örnek de Antalya’da bir kadına çok ağır biçimde şiddet uygulayan, tecavüz eden, parasına el koyan, bir de üstüne davayı alan kadın avukatı tehdit eden Murat K.’nın serbest bırakılması. Çiğdem’in sesi ancak yaşadığı travma ve tehditler nedeniyle intihar edince ve yüzde 99,9 engelli olarak yatağa bağımlı hale gelince duyuldu” şeklinde konuştu.

ALEYNA ÇAKIR’IN ÖLÜMÜ

Aleyna Çakır’ın şüpheli ölümüne ilişkin de konuşan Kerestecioğlu, “Baş şüpheli olan Ümitcan Uygun'un, Erdoğanlı, Bahçelili fotoğraflar paylaşarak, ailesi ise kovuşturma talebini dile getirenlere karşı ölüm tehditleri savurarak, açık açık cezasızlık rejimini devreye sokmaya çalıştı. Sonuç olarak da Ümitcan Uygun, bunca ihlale rağmen Aleyna Çakır’ın ölümü nedeniyle değil, sosyal medyada uyuşturucu kullanırken görüntüleri paylaşılınca tutuklandı. Kadına karşı şiddet failleri bu rahatlığı, bu cesareti nereden buluyor? Ülkeyi mafya zihniyetiyle yönetenler kadar, tedbir kararlarını takip etmeyen, kadınları geri çeviren polislerden, erkekleri empatiyle kucaklayan yargı mensuplarından da cesaret alıyorlar” diye belirtti.

‘YARGITAY’IN SKANDAL KARARI’

Yargıtay’ın verdiği bir karara da değinen Kerestecioğlu, şunları söyledi: “Geçtiğimiz günlerde Yargıtay, cinsel şiddet hakkında bunca yıldır hukuki mücadelelerle oluşmuş içtihadı bir kenara atıp, skandal bir karar aldı. 18 yaşını doldurmamış bir genç kadının şikâyeti üzerine açılan tecavüz davasında ‘ailesine anlatmadığı, hemen yetkili makamlara bildirmediği ve 15 gün sonra suç duyurusunda bulunduğu’ gerekçesiyle bunu rızaya delalet sayarak, sanığa verilen mahkûmiyet kararını bozdu. Ve daha hafif bir cezaya hükmetti. Bir cinsel istismar bir tecavüz, bırakın 15 günü bazen 15 yıl sonra ancak dile getirilebiliyor. Çünkü yaşanan baskı, tehdit, bazen öfke bazen utanç ve en önemlisi de emniyetin ve yargının durumu kadınları çaresiz bırakabiliyor.”

ADALET SOSYAL MEDYADA ARANIYOR

Yargının iktidarın tecrübesiz bürokratı haline geldiğinin altını çizen Kerestecioğlu, “Bu nedenle, iktidarın kadınlara, Kürtlere, doğaya bakışı neyse, yargının kararlarında da bunun tezahürünü görüyoruz. Bugün Adalet Bakanı ‘sosyal medyadan adalet aranmaz’ dese de, yurttaşlar basbayağı adaleti sosyal medyada arıyor. Çünkü ancak bu yolla yaşadıklarına dikkat çekebiliyorlar. Bakan, ayrıca ‘Hakim/savcı cübbesi giymeyeceğim’ diyor ama zaten kimse ondan cübbe giymesini istemiyor. Toplumun tek bir beklentisi var. Yargı kararlarının en azından var olan hukuka uygun olması, denetlenebilir olması, adil ve tarafsız bir yargılama sürecinin işlemesi” diye konuştu.

KAYIPLAR

En temel hak olan yaşam hakkının bile güvence altında olmadığına dikkati çeken Kerestecioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kayıplar dün olduğu gibi bugünün Türkiye’sinin bir gerçeği haline geldi. Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Mehri köyünde 11 Ocak 2020’de eşi Şimuni Diril ile birlikte kaybolan Hürmüz Diril’den 1 yıldır haber alınamıyor. Bir başka örnek, Silivri Hapishanesindeki oğlunu görmek için 24 Ocak 2020’de Batman'dan İstanbul’a giden, Mehmet Bal o günden beri kayıp. Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 gününden beri kayıp. Ülkedeki her muhalefet sesini teröre bağlayıp, büyük mücadeleler yürüttüklerini iddia edenler, bir genç kadını bir yıldır bulmamaktan utanmıyorlar ve kibirle görevlerine devam ediyorlar.” 

‘SAVAŞ METOTLARI’

15 Temmuz darbe girişimin ardından insan kaçırma ve yasadışı alıkoyma vakalarının sıradan hal aldığını ifade eden Kerestecioğlu, “Hak İnisiyatifi, 2016-2019 arasında 28 kişinin kamu görevlileri tarafından zorla ve yasadışı şekilde uzun süre alıkonulduklarını raporladı. Kamuoyu baskısı sonucunda, aylar sonra bu kişilerden bazılarının ne hikmetse emniyette gözaltında oldukları ortaya çıktı. Dahası, yakınlarının kaçırıldığı yönünde beyanlarda bulunduğu bu kişilerden biri olan Yusuf Bilge Tunç’tan hala haber alınamıyor. Yine, KHK ile görevinden ihraç edilen, altı ay tutuklu yargılanıp tahliye edilen bir eski Başbakanlık çalışanı olan Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in 29 Aralık 2020 tarihinden itibaren kayıp olduğu ailesi tarafından dile getiriliyor. Zorla kaybetmeleri, yasadışı şekilde alıkoyma, gözaltında işkence ve cinsel şiddet olaylarını darbe dönemlerinden ve 90'lardan çok iyi biliyoruz. İnsanlığa karşı suç anlamına gelen bu kirli savaş metotlarının, devlet suçlarının yeniden yönetim araçlarından biri haline gelmesine asla izin vermeyeceğiz” şeklinde konuştu.

‘GÜNEŞ’İ ALIKOYANLAR KİMLER?’

Kaçırılarak 5 gün alıkonulmasının ardından bulunan Gökhan Güneş’e dair de konuşan Kerestecioğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:  “Gökhan Güneş eve dönmüş olsa da emniyet ve yargı onu zorla alıkoyanlar kimlerdi ve bu olayın iç yüzü nedir? Bilinsin ki bunun da peşindeyiz. Çünkü çok iyi biliyoruz ki geçmişte devletin, kamu görevlilerinin işlediği suçlar aydınlatılsaydı, bir kısım çetelerle işbirliği halinde işlenen suçların üstü örtülmeseydi, 2021 Türkiye’sinde zorla kaybetmeleri konuşmuyor olurduk. Bakın, 1992'de Diyarbakır'da Kürt aydını Musa Anter’in katledilmesine ilişkin dava zamanaşımıyla kapatılma tehlikesi altında. Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için devletin tüm imkanlarının seferber edilmesi, tüm arşivlerini açması gerekirken, tıpkı Hrant Dink cinayeti gibi, Musa Anter cinayetinin de aydınlatılmasının önündeki en büyük engel bizzat bu iktidardır. Bu örneklerin hiçbiri yargının bağımsız olduğu bir ülkeden örnekler olamaz.
 
AİHM’İN DEMİRTAŞ KARARI

Tam 36 gün oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) derhal serbest bırakılması yönündeki kararının üzerinden 36 gün geçmesine rağmen, Selahattin Demirtaş hala tutuklu. Kararda da ifade edildiği gibi, kanunları siyasi amaçları için eğip bükerek, yargıyı kötüye kullanarak arkadaşlarımızı rehin alan bu iktidar; kararı uygulamayarak yargıyı siyasi emellerine alet etmeye, Anayasayı ve imzacı olduğumuz sözleşmeleri ihlal etmeye devam ediyor. Her ne kadar Cumhurbaşkanlığı Hukuk Danışmanı, kendince kavramlar icat ederek, kararın bağlayıcılığını tartışmaya açsa da AİHM kararlarının bağlayıcılığını tartışmaya açılabilir değildir. Hatta bu ülkede Anayasa yok, demekle eşdeğerdir.

Bugün halkımızın nasıl bir ülkede yaşamak istediğine karar vermesi gerekiyor. Bu ülkenin keyfiyetle, hamaset ve düşmanlıkla mı yönetileceği, yoksa vatandaşların çıkarına, huzuruna, refahına, geleceğine mi önem verileceği konusunda ciddi bir yol ayrımındayız. Bu soruyu tekrar tekrar sormamız gerekiyor; nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz. Yurttaşlarımızın iyilikle güzellikle, eşit yurttaşlıkla yaşamak isteğine olan inancımla hepinizi selamlıyorum.”
 

Güncelleme Tarihi: 27 Ocak 2021, 13:33

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER