Gülmen ve Özakça'dan Bakan Soylu'ya yanıt

Açlık grevindeyken tutuklanan Nuriye Gülmen, Bakan Soylu’nun açıklamalarına yanıt verdi

Gülmen ve Özakça'dan Bakan Soylu'ya yanıt

CHP’lilerin ziyaret ettiği Nuriye Gülmen, kendilerini DHKP-C ile ilişkilendiren Bakan Soylu hakkında yargıya başvuracak.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kendilerini DHKP-C ile ilişkilendiren açıklamalarına değinen Gülmen, “Eğer öyleysem, ben nasıl memur oldum” karşılığını verirken Özakça, “Aç kalmanın terörist olmakla sonuçlandığı bir ülkede yaşıyorum” dedi.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında yayınlanan khk ile ihraç edilen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın işlerini geri alabilmek talebiyle başlattıkları açlık grevi cezaevinde devam ediyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Grup Başkanvekili Özgür Özel, Ankara Milletvekili Necati Yılmaz ve Muğla Milletvekili Nurettin Demir; Gülmen ve Özakça’yı ziyaret etti.

Heyet, açlık grevinin 80. gününde olan Gülmen ve Özakça’dan grevi sonlandırmalarını istedi.

Ancak her iki eğitimci de “somut bir kazanım” elde edilene kadar, eylemlerini sürdürecekleri karşılığını verdi.

Ziyaretin ardından hazırlanan raporda “Cezaevi dışında sağlık durumlarıyla ilgilenen Ankara Tabip Odası hekimlerinin, cezaevinde Gülmen ve Özakça ile görüştürülmesi gerekiyor. Cezaevi dışında kullandıkları B1 vitaminine cezaevinde de ulaşabilmeleri sağlanmalı, Özakça’nın bu ilacın yerine verilen ve bu ilacı da içerdiği söylenen B kompleks vitaminin kendisine sağladığı yararın, dışarıdaki ilacın yerini tutmadığı yönündeki yakınması dikkate alınmalı. Gülmen’in vücut fonksiyonlarının daha yerinde olduğunu, ancak Semih Özakça’nın direncinin daha düşük olduğunu gözlemledik” denildi.

Cumhuriyet’in haberine göre, Gülmen ve Özakça’nın açıklamaları şöyle:

NURİYE GÜLMEN: DHKP/C ÜYESİ İSEM NASIL MEMUR OLDUM?

Yemek istemediğimizi iletince, bize özel bir paket göndermeye başladılar. Paketin içinde su, limon, bitki çayları ve meyve suyu bulunuyor. Ancak meyve suyunu kendi diyetimizde olmadığı için iade ediyoruz. Bir gün boyunca suyun içine limon sıkıp, taze nane yaprağı ve şekerle içiyor, ayrıca birkaç hazır bitki çayı ve 10 adet şeker ile iki kaşık tuz alıyordum. Ancak, grevin ilerleyen aşamalarında tuzun azaltılması gerektiğine yönelik hekimlerin verdiği telkinler doğrultusunda iki kaşık tuz yerine bir kaşık tuz alıyorum. Tuzu azalttıktan sonra vücudumdaki ödem de azaldı.

Soylu’nun sözlerini televizyondan duyduğumda adeta çıldırmışa döndüm. Grevimizi ATO’da üç hekim takip ediyor. Bu üç hekim arkadaşımızın Soylu’ya yanıt içerecek bir basın açıklaması yapmasını istiyoruz. Dışarıda ne yiyorsam, burada da onu yiyorum. Sayın Bakan, ATO hekimlerine inanmıyorsa, cezaevi yönetimine sormalı ne yediğimizi, herhalde inanacaklardır.

Beni DHKP/C terör örgütü üyesi ilan etmişler, eğer öyleysem, ben nasıl memur oldum, nasıl memuriyetimi bunca yıl sürdürdüm. İstanbul-Ankara yürüyüşüne katılmam gerekçesiyle bir gözaltı işlemim var, bir de 2015 yılında tutuklandığım bir dava var, ancak beraat ettim. Sayın Bakan, kim oluyor da böyle şeyler söylüyor. Kendisi hakkında suç duyurusunda bulunacağım. Eğer burası bir hukuk devleti olsaydı zaten savcılar doğrudan harekete geçerlerdi. Ben, vücudumu, gençliğimi, hayatımı ortaya koyarak bir mücadele başlattım, bu mücadelemi bu ifadelerle küçültmeye ve sönümlendirmeye çalışıyorlar.

Bize, bilincimizin kapanması durumunda, müdahale edeceklerini ifade ettiler. Ancak müdahaleyi kabul etmediğimizi, vücudumuzla ilgili kararı ancak kendimizin verebileceğini ifade ettim. Heyete, “Yapacağınız müdahale beni sakat da bırakabilir, bu sizin sorumluluğunuz olacaktır” anımsatmasında bulundum.

Semih’e faks çektim, eline geçip geçmediğini bilmiyorum, mektup da göndereceğim, onun mektubunu da bekleyeceğim. Semih’in sıvı, tuz ve şeker alımına dikkat etmesi gerekiyor. Bizi ilk günden beri takip eden hekimlerimize ihtiyaç duyduğumuzda muayene olmak ve bu sonuçlarının kamuoyuyla paylaşmasını talep ediyoruz. Nurettin Canikli’nin de annelerimizle yaptığı görüşmeyi çarpıttığını öğreniyoruz. Hekimlerimizin, ailelerimizin ve avukatlarımızın ortak bir toplantı yapması bizim için değerli olacaktır. AFP ve ARD gibi yabancı basın organlarına konuşmuş olmamı iddianameye yerleştirmişler, bunu anlayamıyorum.

SEMİH ÖZAKÇA: VİTAMİNİ VERMİYORLAR

Burada ilk isyanım kitap sınırlamasına oldu. 5 kitap sınırlaması olduğu söyleniyor, bu sınırlama açlıktan beter. Açlık grevinden çok bu sınırlama beni zorluyor. Buraya getirildiğimiz günden beri gazete getirilmedi. Benim dışarıda bir tek eyleme katılmışlığım var, o da afiş asmak, ilk kez hapse giriyorum, daha önce tutuklanmadım. Sabıka kayıtlarımız tertemiz. Açlık grevine başlayınca terörist olduk, aç kalmanın terörist olmakla sonuçlandığı bir ülkede yaşıyorum. Benim evimde 2 bin tane kitap var, 20 tane kitap bulmuşlar, terör örgütüne yakın diyorlar. Evimdeki kitapların yüzde 1’i yüzünden bir örgütle ilişkilendiriliyorum.

Dışarıda kullandığım B1 vitaminini burada vermiyorlar. Bunun yerine B1 vitaminini de içeren B12 kompleks vitamini veriyorlar, ancak bu benim zihnimi yoruyor. Tekrar B1 vitaminimin verilmesini istiyorum. İlk talebim bu, müdüriyette el konulan vitaminimin verilmesini istiyorum. Açlık grevinde olmam ve ayakkabımı çıkarırken attığım slogan nedeniyle iki ayrı soruşturma dosyam var. Yürümekte sıkıntı çektiğim için, ranzamı mutfak ve tuvaletin olduğu alt kata indirdiler.

BAKAN SOYLU NE DEMİŞTİ?

"Nuriye Gülmen'i zamanında Fehriye Erdal'a yaptıkları gibi şirin gösteriyorlar. Böyle bir mağduriyetler, şirinlikler. Ben size Nuriye Gülmen'in kim olduğunu söyleyeyim. DHKP-C'nin açık alan yapılanması içinde olduğu gerekçesiyle hakkında arama kararı çıkarılıyor. Daha sonra yakalanıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, 1 Nisan 2015'te salındıktan sonra örgüte yönelik bir operasyon sırasında yeniden gözaltına alınıyor. 10 Nisan 2015'te açığa alınıyor. Arkadaşlarımız uzun bir liste vermişler. Afiş asma, örgüt adına çalışma, örgüt adına açıklama yapma ve bunların ötesinde birçok şey. Bu anlattıklarım OHAL'den çok önce. DHKP-C'nin memur yapılanması, devrimci memur hareketi içerisinde yer aldığı bütün raporlarda yazıyor. Bu mu şimdi akademisyen? OHAL'den sonra 25 kez gözaltına alınmış. Sonra greve başlamışlar. Yiyorlar, içiyorlar, ertesi sabah 9'da oradaki yerlerine gidiyorlar. Doktora muayeneye gidiyorlar, kendi istedikleri gibi rapor vermedi diye doktoru hedef gösterip linç etmeye çalışıyorlar. Meclis'teki iki parti de bunlara sahip çıkan, bunları mağdur gibi gösteren bir anlayış ortaya koyuyorlar. Böyle bir kişiye devletin neden maaş verdiğini, çocuklarımızın eğitimlerini bunlara mı teslim edeceğiz? Diğeri kim, öğretmen. Semih Özakça. Biraz suç kariyerinden bahsetmek istiyorum. DHKP-C adına eylemlere çok kez eylemlere katılmış. Direnme eylemleri nedeniyle gözaltına alınmış. Açlık grevine başladığı günden itibaren de toplam 19 kez gözaltına alınmış. Bu kariyer, çocuklarımızın eğitimini emanet ettiğimiz bir öğretmen için normal mi? Böyle davaları olduğunu bildiğiniz öğretmene evladınızı teslim eder misiniz? Bu suç kariyeri olan kişiler, çocuklarımızın geleceğine şekil vermeye uygun kişiler mi? Biz okullarda terörist yetiştirilsin istemiyoruz. Bu eylemlere destek veren DHKP-C ile aşırı sosyalist gruplar adına yurt dışında eylem yapılması da çok can sıkıcı. Türkiye'de böyle bir şey yok. Kanada'da eylem yapılıyor. Fransa'da, Brüksel'de etkinlikler düzenleniyor, stantlar açılıyor. Bunların derdi ne? Bunların Türkiye'nin menfaati için Beyaz Saray'a gittiği görülmüş mü? Hayır. Terör örgütleri el birliğiyle Türkiye'nin dış dünyada büyümesini, zenginleşmesini, yükselmesini kardeşliğini engelleyebilmek için ellerinden gelen her şeyi ortaya koyuyorlar. Kadrolu militanlarla birlikte Türkiye aleyhine eylem gerçekleştiriyorlar. Şimdi bunların hepsi masum. Yunanistan televizyonu ve BBC'de konuya ilişkin haber ve röportajlar yer alıyor. Batı, yine terör örgütünün adamlarına kucak açmış durumda. Anlayacağınız Batı cephesinde değişen bir şey yok. Yapılmak istenen ve yaratılmak istenen algı çok nettir; ihraçlar masumlara yönelik yapılıyor gibi gösterilmeye ve terör örgütüyle mücadelemiz sulandırılmaya çalışılmaktadır. Yapılan her şey, kanun ve hukuk çerçevesinde yapılmaktadır. Bunların aileleriyle de görüştük. Onlara "Evlatlarınızı bu örgütün çerçevesinden kurtarın" dedik. Kanun var, bir komisyon oluşturuldu oraya müracaatlarınızı gerçekleştirin dedik."

Güncelleme Tarihi: 28 Mayıs 2017, 12:30

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER