Gazetecilik "ateş altında " mı, yoksa "kontrol altında mı?

“İletişim araçlarının mülkiyeti onların işleyişinde belirleyici rol oynamaktadır”

Gazetecilik "ateş altında " mı, yoksa "kontrol altında mı?

Türkiye’de son dönemde organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in gündeme gelen devlet-mafya- siyaset- medya ilişkisi yeniden tartışılmaya başladı.

Peker, bazı “gazeteci”lerin siyasetçi ile mafya  arasında arabuluculuk yaptığını, iş insanlarından maaş aldığını, lüks otellerde bedava tatil yaptığını ve para karşılığında iktidar-mafya ve iş dünyasından bazı isimlerin sözcülüğünü deşifre etti.

Peker’in iddiaları Türkiye’de işsiz bırakılan, hukuksuz yargılamalara maruz bırakılan, sürgünde ve cezaevinde olan gazetecileri yeniden gündeme getirirken, medyanın sermaye ve siyaset ilişkisi tartışmaya açıldı.

Erdoğan Ahmet,  https://yenidemokrasi.blogspot.com/ sitesinde yayımlanan yazısında gazeteci, sermaye, siyaset ve burjuva ilişkini irdeledi.

Erdoğan Ahmet’in “Gazetecilik "Ateş Altında " mı, yoksa "Kontrol Altında mı? ; "Kurban"ı suçlamak - Haber Emekçileri” başlıklı yazısı şu şekilde.

TIME Yazarının Gazetecilik Ateş Altında (şiddetli eleştiride)  yazısı üzerine.

Burjuva yazarlar her zaman bir sorunu, onu verili toplumun sosyal, ekonomik ve politik yapısından soyutlayarak "incelerler". "İncelemeler ve analizler" genellikle makro düzeydeki bir sorunu mikro düzeye indirgemekle başlar ve bireysel düzeyde, diğer bir deyişle "insan hatası" ile sonuçlandırılır. "Yolsuzluk, hile ve düzenbazlık, zaman zaman meydana geldiğinde, insan zaafının sonucu olarak görülür. Kurumların kendileri kusursuzdur!" (H. Schiller, Akıl yöneticileri) Sorunlar için doğayı ve/veya bireyleri suçlarlar.

Üretim ilişkileri, toplumun ekonomik-politik yapısını oluşturur. "Üretim araçlarına sahip olan sınıf, aynı zamanda zihinsel üretim araçları üzerinde de denetime sahiptir" (Marx, Engels, 1845).

Egemen sınıf, Devlet aracılığıyla tüm toplum üzerinde aktif bir hegemonya uygular. “Devletin zorlayıcı işlevi, ordu, polis, mahkemeler, hapishaneler ve idare gibi baskı aygıtları ve eğitim, aile, siyasi-kültürel kurumlar ve iletişim araçları gibi beyin yıkama aygıtları tarafından sağlanır. Böylece, egemen sınıfın fikirleri her çağda egemen fikirlerdir.  Ve bu fikirler, Marks'ın ifadesini hatırlarsak, "fikirler" olarak kavranan hakim olan maddi ilişkilerin ideal ifadesinden, ve bu nedenle o sınıfı egemen kılan ilişkilerin, dolayısıyla onun "egemenliğinin fikirlerinden" başka bir şey değildir.

Bu nedenle iletişim araçlarının incelenmesi devlet kavramından soyutlanamaz. Egemen sınıf maddi ve zihinsel üretim üzerinde kontrole sahip olduğundan, iletişim araçlarının işlevi egemen sınıfın çıkarlarına hizmet etmektir. Bu, Sovyet Rusya'dan sosyal-kapitalist Çin'e, Sosyalist Arnavutluk'tan faşist-oligarşik ülkelere kadar mevcut tüm ekonomik-politik sistemler için geçerlidir. (Elbette, birinde azınlığın çıkarlarına hizmet ettiğini, toplumsal eşitsizliklerin meşrulaştırılmasını ve sürdürülmesini, diğerinde çoğunluğun çıkarlarına hizmet ettiğini, toplumsal eşitsizliğin ortadan kaldırılması gerçeğini saymazsak)

Kapitalistin mevcut üretim ilişkilerine hangi etiketi koyduğu; iletişim araçlarının işlevini nasıl tanımladıkları; hükümet ile şirketler ve medya arasındaki karşılıklı ilişkiyi nasıl haklı çıkardıkları önemli değildir, çünkü devletin özü ve iletişim araçlarının işlevi değişmez.

Devlet kavramını bir kenara bıraksak bile, iletişim araçlarının mülkiyeti onların işleyişinde belirleyici rol oynamaktadır.

"Kitle iletişim araçlarının mülkiyeti ve denetimi, diğer tüm mülkiyet biçimleri gibi sermayeye sahip olanların elindedir" (Schiller .H)

İletişim araçlarının tekelleşmesiyle birlikte medyanın işlevi, mülkiyete sahip olanlar tarafından ve onlar için kar, manipülasyon, ikna ve telkin esasına dayanan işleve dönüşür. Medya sanayisinde kapitalist üretim ilişkilerinden farklı olmayan bir "üretim" ilişkisi kurulur. Kişisel olarak seçilen üst düzey editörler ve çalışanlarla mutlak bir kontrol sağlanır.

Kapitalist basının haber emekçileri, bir dizi kaynaktan sürekli baskıya maruz kalır; yayıncılar, yönetici editörler, yerel yetkililer, ticari şirketler, siyasi örgütler, endüstriyel-askeri kompleks ve diğer bir kategoride polis, mahkemeler, FBI, CIA vb.

Son olarak ise;

 " Kitle iletişim araçlarının sahipleri tarafından geliştirilen ve geleneklere, gazetecilerin nesilden nesile aktarılan ve üniversitelerde ve "tazeleme" kurslarında "davulu çalınan" (tekrar ede ede ezberletilen) etik norm ve standartlarda kök salmış, gazetecilik "İlkecileri" tarafından uygulanan bir baskı vardır." (Tekelci Basın, Vitalis Peterusenko)

Tekelleşme ile, Medyada "yeni iş bölümü" ile, "alan-yerel" muhabirleri tarafından hazırlanan tüm raporların, merkez ofisinde çalışanlar tarafından tamamen yeniden yazıldığı böyle bir kontrol mümkün oldu. Bu nedenle, haberlerin kurumsal (veya "ulusal") çıkarları yansıtmaması olasılığı garanti altına alındı.

Muhabirler, gazeteciler çalışan,  Medya şirketleri işveren oldu. Patronların çıkarlarıyla çeliştiğinde bir işçinin başına gelen, haber çalışanlarının da başına geldi. Başka bir deyişle, iletişim araçları, onların sahiplerinin çıkarlarına aykırı işlev göremez gerçeğiyle buluştu. Bunun aksini iddia etmek iki şekilde açıklanabilir; iddiayı yapan yönetici sınıfa ait değilse, öncelikle bu bir kendini kandırmadır; diğeri,  tartışmacı ya yönetici sınıfa aittir ya da ona tabidir - o zaman bu bir kandırmaca, sahtekarlıktır.

Gaye Tuchman gibi burjuva yazarlar, haber emekçilerine, haberlerin şekillenmesinde çok daha aktif bir rol veriyorlar. Haber emekçilerinin "toplumsal anlamlar yaratma, empoze etme ve yeniden üretme - sosyal gerçekliği inşa etme konusunda - bu alanda herkesten daha fazla güce sahip bir grup olduğunu savunuyorlar.

Ancak David Halberstam, bize aksini gösteriyor. "TIME, CBS News, The Washington Post ve The Los Angeles Times'ı kuran adamlar (medya baronları)"  diyor, bunların "kurumsal büyümelerine rehberlik etti, onları editoryal olarak şekillendirdi ve onlar için haber yaptı."

TIME dergisinin kurucusu Henry Luce bir keresinde şöyle demişti;

"İlk sayfadan son sayfaya kadar... ortaya çıkan her şey benim görüşümü yansıtmak zorundadır ve olan budur" (Halberstam D, s 91)

O halde, "Ateş Altında Gazetecilik" yazarının ya egemen sınıftan biri ya da onun hizmetkar sözcüsü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Tüm diğer Burjuva ideologları gibi, onun makalesi de başlangıcından itibaren, gerçekleri çarpıtmak, dikkatleri dağıtmak olduğunu kanıtlıyor, ve her zaman olduğu gibi, genelde kapitalizmin, özelde "kapitalist gazeteciliğin" pisliğinin yükünü bireylerin - haber emekçilerinin sırtına yüklüyor.

Bu, yönetici sınıfın ve onun sözcülerinin, yanlış gidişatı bireysel düzeye indirgeyerek çürümüş sistemlerini nasıl haklı çıkardığının bir başka çarpıcı örneğidir.

Yazar, "Kamuoyunun gazeteciliğe olan saygısı dramatik bir şekilde düştü ve ülkenin demokratik sisteminin temellerinden birini tehdit ediyor" diyor. Ama o da diğerleri gibi, asıl nedeni, medyayı kâr aracı haline getiren ve "demokratik sistem"i kendileri tarafından ve kendileri için uygulanan bir "demokrasi"ye dönüştüren şirketleri göz ardı ediyor. NBC, ABC ve bazı diğer gazetelerin yaptığı anketlerin sonuçlarıyla, haber emekçilerini bu saygının düşüşüne neden olarak suçlamalarını pekiştirmek için ortaya çıkıyor.

Bununla birlikte, anketin kendisi, kitleleri aldatmak ve manipüle etmek için kapitalistlerin elinde başka bir silahtır.

Pierre Bordieu, anket üzerine şunları söylüyor;

"Kamu anketleri belirli çıkarlara, genellikle siyasi çıkarlara hizmet eder. Gelinen yerde Kamuoyu yoklaması bir siyasi eylem aracıdır, belki de en önemli işlevi bir "kamuoyunun var olduğu" yanılsamasını empoze etmektir, ve bu anket sadece bir dizi bireysel görüşün toplamıdır." (Pierre Bourdieu, 1972)

Ayni Şekilde Herbert Schiller;

"Anket, bilimsel olarak şekillendirilmiş bir araç olsa da, tarafsız bir yapıya sahip olamaz. Doğası gereği, insan alışkanlıkları, niyetleri, ile ilgilidir ve onun formülasyonu ve kullanımı süregiden sosyal ilişkilerden bağımsız olamaz. Anket yönetimsel, siyasi ve ekonomik düzeylerde politika oluşturmaya ve karar vermeye yardımcı olmayı amaçlamaktadır...Ampirik veriler sadece anlamsız değil, aynı zamanda tehlikelidir. Anket, sözde araştırılmakta olan koşulları ortaya çıkarmak yerine, onun gerçek parametrelerini gizler" (H. Schiller, The Mind Managers)

(The TIME Yazarı) Gazetecilerin vatansever olmadığı, kendi ülkesinin yönetimine düşman olduğu ve ulusal güvenlikten habersiz olduğu yönündeki suçlamalarının ardından "Basın özgürlüğünden" şikayet ediyor.

 Bakalım "basın özgürlüğü" ne anlama geliyor:

"Basın özgürlüğü", burjuva liberal ilkeler kataloğunun çıkarlarına aittir. Mülkiyet özgürlüğüdür. Üretim araçları sahiplerinin çıkarları için işlevseldir. Liberal iletişim araçları, yalnızca bu çıkarların korunmasını dikkate alan mesajları iletir. Burjuvanın kendisi aslında bunu tam anlamıyla uygulayamaz ve çıkarları tehdit edildiğinde resmi sansüre geri döner. (Armand Mattelard, 1971)

İş dünyası ile bütünleşen tekeller, rüşvet vermeye ve yozlaştırmaya çalıştıkları kitle iletişim araçlarının tabanları üzerinde doğrudan etkiyi genişletmeye çalışırlar.

"Kapitalist ülkelerde basın özgürlüğü aslında zenginlerin basını satın alma ve rüşvet verme özgürlüğüdür, zenginlerin burjuva basının zehirli yalanlarıyla halkı kandırma özgürlüğüdür (Lenin C.W Cilt 28)

Son zamanlarda, gazeteciler, köşe yazarları ve editörlerin şirketler ve sahipleri hakkında makaleler yayınlamak için ödeme aldığına dair çok sayıda vaka ortaya çıktı. Hediyeler, kendileri ve aileleri için bedava yemek, egzotik yerlerde bedava eğlence ve bazen bedava eskort-kızlar...

"Kapitalistlerin yüzlerce gazete satın alması ve bu yolla sözde kamuoyunu üretmesi özgürlüktür" (Lenin CW Cilt 30)

 "Kapitalizmde gazete, kapitalist bir işletmedir, bir enformasyon aracıdır....bir zenginleştirme aracı ve emekçi kitleleri kandırmak ve aldatmak için bir araçtır." (Lenin CW Cilt 32)

Kısacası, TIME yazarı, yönetici sınıfın bir üyesi veya hizmetkarı olarak, ulusun çıkarlarının şirketlerin çıkarları, şirketlerin çıkarlarının ulusun çıkarları olduğu izlenimini yaratmaya çalışıyor. Yani şirketlere karşı çıkan herkes "devlete", "ulusal çıkarlara" karşı ayaklanmış olmakla suçlanıyor.

"Özel Yaşamın İhlali" sorununda da durum farklı değil. Devlet ve özel gözetim, telefon dinleme, elektronik dinleme, posta ihlali, casusluk - bu ve diğer "özel yaşam" ihlal biçimleri ve yöntemleri geniş çapta protesto edilmektedir. Devlet idare servisi, sadece biyografik verileri değil, aynı zamanda yaklaşık sekiz milyon kişinin dedikodularını, söylentilerini ve karakterizasyonlarını da içeren dosyaları tutuyor. Pentagon'un da 14 milyon Amerikalı için benzer bir dosya var. Ve FBI'da 158 milyon vatandaşın dosyası var, dosyaları güncel tutmak için geliştirilmiş bilgisayarlar bilgi toplamak için kullanılıyor.

Vatandaşlarını aşağılamak, küçük düşürmek ve suistimal etmek için böyle bir teknoloji harikasını kullanan, elbette ki  haber emekçileri, ya da bilgisayarların kendisi değil,  bunları kullanan sosyal sistemdir.

Sonuç olarak, zihinsel ve maddi üretim üzerinde kontrol sahibi olan egemen sınıf, doğal olarak basın, radyo ve televizyonun güvenilirliğini yitirmesinden endişe duymaktadır. Çünkü, Kitle okuyucusunun gözünde böylesine büyük bir güvenilirlik kaybının ideolojik, ahlaki ve etik sonuçlarının yanı sıra, ceplerine de darbe vurabilir. Kâr endişeleri genellikle diğer endişelerden daha ağır bastığı için, yönetimin ve politikalarının bazı yönlerini de eleştirmeye başladılar. Ama sistemin politikasının özüne dokunmadan, doğal olarak "sistem" ve onun kurumları yerine "bireyleri" suçlayarak.

Yanlışlıklar için bir suçlu bulmaları gerekiyordu ve bu da bireyler oldu; haber emekçileri."

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER