Demirtaş: Davutoğlu yargının ne hale geldiğini beyan etmek zorunda kalıyor, o da mı terörist?

Demirtaş'ın yargılandığı davanın 4. duruşması Ankara'da görüldü

Demirtaş: Davutoğlu yargının ne hale geldiğini beyan etmek zorunda kalıyor, o da mı terörist?

 Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun AKP'ye eleştiriler yönelttiği açıklamadan alıntı yapan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, "Ahmet Davutoğlu, yargının ne hale geldiğini beyan etmek zorunda kalıyor. Biz söyleyince tarafız da bu da mı taraf? Davutoğlu da mı terörist? O da mı yargıya düşman? O da mı vatan haini?" diye sordu.

Edirne Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın yargılandığı davanın 4. duruşması Ankara'da görüldü. 

Demirtaş ifadesine, açlık grevindekileri selamlayarak başladı. Gebze Cezaevi önündeki annelere yönelik polis şiddetinin onur kırıcı olduğunu ifade eden Demirtaş, "Annelerin gözyaşlarının rengi olmayacağını hatırlatarak kınıyorum" dedi.

Demirtaş ayrıca, "Bugüne kadar hiçbir merci hakikatin peşinde olmadı. Ne emniyet, ne savcı, ne bizi 1,5 yıldır yargılayan hakimler, ne itirazlarımızı yaptığımız AYM hakikatin ve adaletin peşinde olmadı. Kimse hakikatin, adaletin peşinde koşmadı" diyerek eleştirilerde bulundu.

Demirtaş'ın ifadesinden satır başları şöyle:

"Barış ve demokrasinin güçlenmesi için; sağduyunun, diyaloğun hakim olabilmesi için yapılan açlık grevleri devam ediyor. Hem arkadaşlarıma selamlarımı gönderiyorum hem de kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyorum.

"Gebze Cezaevi önünde çocukları için oturma eylemi yapan annelerimize yönelik onur kırıcı muameleleri asla kabul etmeyeceğimizi, annelerin gözyaşlarının rengi olmayacağını hatırlatarak kınıyorum.

"Aralarında dosyamı takip eden avukatların da olduğu bir grup avukat arkadaşıma Kızılay Meydanında sert bir müdahalede bulunulmuş, işkenceye varan uygulamalar yapılmıştır. Avukat arkadaşlarımı selamlıyor, kendilerine reva görülen bu muameleyi kınıyorum.

"Savcı 15 no'lu fezlekede, 8 Nisan 2011'de suç işlediğimi iddia ediyor. Bir yürüyüş. Peki bu fezleke yürüyüşten hemen sonra mı hazırlanmış? Hayır. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, 6 Ekim 2015'te hazırlanmış. Bu fezleke, 7 Haziran ile doğrudan bağlantılıdır.

"Ne hikmetse bu savcı tam 4 buçuk yıl beklemiş, 7 Haziran seçimlerinden sonra da fezleke düzenleyip Meclise göndermiş. Bu fezleke Mecliste tartışılmadan, Anayasaya aykırı bir şekilde dokunulmazlıklarımız kaldırıldı. Fezleke de, aradan geçen 4 buçuk yıla rağmen kelimesi kelimesine iddianameye dönüştürüldü.

"Ben ve milletvekili arkadaşlarımın, evlerimiz basılarak kaçırılırcasına alınmamızın, birçok fezleke ve iddianamenin tamamında olduğu gibi, hukuk ve yargı alet edilerek yapılan ahlaksızca bir komplodan başka bir şey olmadığı, bu fezlekeyle de anlaşılmaktadır.

"Erdoğan ve Davutoğlu tarafından, bugün olduğu gibi, kamuoyuna açık bir şekilde yargının baskı altına alınması ve Hükümete yakın medya tarafından 24 saat bunun propagandasının yapılması sonucu savcılar harekete geçmiştir.

"Savcı '8 Nisan 2011'de KCK bir çağrı yapmış, BDP de bu çağrının yayınlandığı gün 2 bin 600 kişiyi toplamış, sivil Cuma namazı kılmışlar' diyor. Keşke partim Erdoğan'dan bu kadar hızlı organize olabilse. Ama o kadar zorlama ki. O kadar uyduruk ki.

"Haftalar öncesinden -medyaya da yansıyacak şekilde- partimin Diyarbakır il teşkilatı çalışma yapıyor, hazırlık yapıyor. Emniyet ile, Valilik ile görüşmeler yapıyor.

"Alana malzemeler, günler öncesinden getirilmiş. Fakat savcı, şansını denemek için bir haber sitesinde çıkan haber üzerine 'BDP aynı gün bu etkinliği planladı' diyerek aleni bir komplo kurmaya çalışıyor.

"[15 no'lu] Fezleke bir ciddiyetsizlik, bunu iddianameye dönüştürmek başlı başına suç. Zaten bu iddianameyi düzenleyen savcı hakkında HSK'ye yaptığımız suç duyuruları var. Cemaat ile ne kadar ilişkili olduğuna dair AKP'lilerin açıklaması var.

"O gün benim grup başkanvekilim Bengi Yıldız dövüldü. Diyeceksiniz ki, 'Ne var canım, ana muhalefet partisinin genel başkanı da dövülüyor, bu gayet hoş karşılanıyor.' Doğru. Kendi hukuk ve ahlak anlayışlarıdır.

"CD ÇÖZÜMÜ YAPAN BİLİRKİŞİ RAPORUNDA EKSİKLİKLER VAR"

"CD çözümü yapan bilirkişi raporunda eksiklikler var. Bu haliyle de suç oluşturan bir şey yok da, CD çözümlerine göre sanki orada ben tek başıma konuşmuşum. Herkes susmuş, ben konuşmuşum. Herkes susmuş da sanki ben tek konuşmuşum. Polis müdürleri ne demiş, en küçük bir bilgi göremiyorsunuz. Emniyet Müdür Yardımcısıyla konuşuyorum ama bilirkişiye göre ben tek başıma konuşmuşum, kendi kendime konuşmuşum. Ya da CD'de ses kaydı ayıklanmış, sadece benim sesim bırakılmışsa delil karartma var demektir, CD'yi görmedim ben.

"HİÇBİR ŞEY YOK AMA 15 SENE HAPİS CEZASI İSTENİYOR"

"Emniyet Müdür Yardımcısı 'Biz burayı ablukaya aldık çünkü polislerimizden biri telsizini düşürdü. Telsizi bulana kadar bırakmayacağız buradakileri.' Aynen bunu söyledi. Milletvekillerine Dağkapı Meydanı'nda fiili gözaltı yapmış. 'Olur mu öyle şey' dedim. Yani arkadaşlarımı hırsızlıkla suçluyor. Polis memuru da Allah bilir, telsizini nerede düşürmüş. Ben de kendisine bu hukuksuzluğu anlatmaya çalışıyorum. Bakın bunlar raporda yok. Biz tartışırken haber geliyor, telsizi kaç yüz metre ileride bulduk diye. Ablukayı kaldırıyorlar, bu defa çadır tartışması başlıyor. Ben de diyorum ki, meydanın kenarında bir park var, ne trafiği etkiliyor ne bir şeyi. Bu kez de diyorlar 'toplayın çadır malzemelerini.' Polis yasa dışı bir şekilde çadır malzemelerini götürdü. Biz de alandan ayrıldık. Ne yürüyüş var ne slogan var. Hiçbir şey yok ama 15 sene hapis cezası isteniyor.

"Havuz medyasının bir gazetecisi TV'de 'Demirtaş, örgütün kongresinin 21 no'lu elemanı' diyor. Avukatım programın yapımcısına ulaşmak istiyor ama bağlamıyorlar. Gece gündüz algı oluşturmaya çalışıyorlar.

"İNSANIN İÇİ ACIYOR"

"Ben hiç tahliye talep etmedim, etmeyeceğim de. Ama mahkeme heyeti olarak tutukluluğuma devam kararı verirken işte bu fezlekelere, bu CD çözümlerine atıf yaptınız. Yalan, iftira, komplo. Başka bir şey yok. İnsanın için acıyor, yargı nasıl bu hale gelebilir diye.

AHMET DAVUTOĞLU'NA: BİZİ MİLLETVEKİLİ KİMLİĞİMİZLE CEZAEVİNE GÖNDEREN BAŞBAKAN OLARAK TARİHE GEÇMİŞTİR

"Büyük ve ünlü akademisyen ve siyasetçi, Ortadoğu'da barışın mimarı kişinin sözlerinden alıntı yaparak devam edeyim -Ahmet Davutoğlu- ki kendisi Türkiye'nin bu hale gelmesinden de sorumludur. Tutuklandığımızda başbakandı, bütün bu kararların altında da imzası vardı. Bugün de kendince muhteşem(!) tespitler yapan Davutoğlu'ndan dinleyelim, yargı ne haldeymiş. Bu hale getirenlerden biri de kendisi değilmiş gibi: 'Hukuk güç biriktirme alanı değil, gücü denetleme alanıdır.' Bunları söyleyen, siyasi tarihimizin en büyük hukuksuzluğuna imza atan başbakanlardan biri. 'Milletvekillerinin yasama süreci içindeki etkinliği güçlendirilmelidir' diyen Davutoğlu, bizi milletvekili kimliğimizle cezaevine gönderen başbakan olarak tarihe geçmiştir. Ahmet Davutoğlu, yargının ne hale geldiğini beyan etmek zorunda kalıyor. Biz söyleyince tarafız da bu da mı taraf?

"AHMET DAVUTOĞLU DA MI TERÖRİST?"

"Ahmet Davutoğlu da mı terörist? O da mı yargıya düşman? O da mı vatan haini? Hayır. Bizi öyle ilan ettiniz de, ona ne diyeceksiniz? Yargı konusunda durum dediği gibidir ama öyle bir iki yazı yazmakla da bu vebalden kurtulamaz. Dokunulmazlıkların kaldırılması tartışılırken bizim teklifimiz, Meclis iç tüzüğündeki usule uygun kaldırılmasıydı. Ama Davutoğlu, 'Bu çok uzun sürer, başka bir formül bulalım' dedi. Mustafa Şentop bu formülün mucididir. Bugün bizim seçilmiş milletvekili olarak hapiste olmamızın sebeplerinden biridir Mustafa Şentop. Eminim ki, o da Davutoğlu gibi ileride 'Biz o dönemler çok yanlışlar yaptık' diyecektir de, anlam ifade etmeyecektir.

"NE HALKIMIZ NE DE PARTİMİZ BOYUN EĞDİ, SANDIKTA DA HALK DERSİNİ VERDİ"

"Beni buraya atmanızın sebebi buydu. Yüksekdağ'ın ve tüm arkadaşlarımızın içeri atılmalarının sebebi buydu. Amacınız seçimlerde etkimizi kırmaktı. Ama ne halkımız ne de partimiz boyun eğdi. Sandıkta da halk dersini verdi. Seçimden sonra siyaset de yargı da yeni bir değerlendirme yapmak zorundadır. Bu gidişat iyi bir gidişat değildir. Ülke artık Anayasasızlık ve hukuksuzlukla yönetilemez. Bunu defalarca söyledim. Irkçılığı, faşizmi, baskıyı, zulmü, otoriterliği halk sandıkta silip süpürecektir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Benim savunma yapma nedenim adalet beklentisi değil, adalet mücadelesidir. Savunma yapmam ülkede adaletin, yargının ve hukukun üstünlüğünün güçlenmesi içindir. Halkıma ve kamuoyuna duyduğum sorumluluğun gereğidir.

"Size (mahkeme heyeti) doğrudan bir talimat gelmese de kamuoyunda oluşturulan algı, bir baskı kurma yöntemidir. Son seçimlerde, AKP Genel Başkanı meydan meydan dolaşarak benim videolarımı izletti. Beni yargılamaya, hüküm kurmaya çalıştı. Hatta bazı AKPli belediyeler, yol kenarına koydukları dev ekranlarda bizim videolarımızı 24 saat izletti. Sesli. Gelen geçen izlesin diye. Daha biz yargılanmadan, kamuoyunda mahkumiyet algısı oluşması için.

Söylediğim ve yaptığım her şeyin altında makul ve meşru sebepler vardır. Ben 'Daha Öcalan'ın heykelini dikeceğiz' dediğimde, Erdoğan'ın elinde Öcalan tarafından yazılmış iki mektup vardı. Çözüm sürecini başlatan mektuplar. Çözüm süreci de kısa bir süre sonra başladı. Ben o konuşmayı yaparken, ellerinde Öcalan'ın bir posteri var diye 15-20 kişilik bir genç grubunu kıyasıya dövüyordu polisler. Ben de hem mektuplardan haberdardım hem de Erdoğan'ın verdiği cevaptan. Ve Ankara'da şu konuşuluyordu, bu defa barış çok yakın ve bu barışı gerçekleştirecek olanların heykeli dikilecek. Aslında sözün patenti de bana ait değil. Bana çağrışım yaptıran şey, bir Hükümet yetkilisinin kullandığı cümledir.

"Bugüne kadar hiçbir merci hakikatin peşinde olmadı. Ne emniyet, ne savcı, ne bizi 1,5 yıldır yargılayan hakimler, ne itirazlarımızı yaptığımız AYM hakikatin ve adaletin peşinde olmadı. Kimse hakikatin, adaletin peşinde koşmadı.

KILIÇDAROĞLU'NA LİNÇ GİRİŞİMİNE TEPKİ

"Bir Tweet attı diye hukuk profesörünü dahi evinden alıp tutuklayan yargı, Ana muhalefet liderine yönelik linç girişiminde bulunan darp eden kişiyi, cezaevi yüzü görmesin diye adli kontrole serbest bırakılıyor.

"(Kılıçdaroğlu'na saldıranların bırakılması.) Neden? Toplum korkuyu iliklerine kadar hissetsin diye. Peki başarılı olunuyor mu? Bunu son seçimler ortaya koydu.

"Benim bu yargılamlarda ki savunmalarım; Bir adalet ve Umut beklentisi değildir, Bir adalet mücadelesidir. Tarihsel sorumluluğum gereğidir.

Demirtaş'ın savunmasının ikinci kısmı:

2 No'lu fezleke DTK ile ilgili fezleke. Savunmamı yapmamıştım. Ses kaydı istemiştim, talebimizi kabul etmediniz. İddianamenin 178. sayfasında bu ikinci fezlekede bana atfedilen 5 eylem var. Bunların bilirkişi raporları dosyaya girdi, ben bunların savunmasını yapmamıştım daha önce.

Dolayısıyla bu 5 eyleme dair savunmamı yapacağım. Fezlekenin ilk bölümü ile ilgili de savunmam tamamlanmadı, çünkü bilirkişi raporları ve ses kayıtları talep etmemize rağmen halen istenmedi. Ama 5 eylem isnadına dair savunmamı sürdürüyorum.

FEZLEKEDE DTK TERÖR ÖRGÜTÜ VE BÜTÜN FAALİYETLERİ TERÖR FAALİYETLERİ OLARAK TARİFLENMİŞ

Söz konusu 2 No’lu fezlekede DTK terör örgütü olarak tariflenmiş ve bu çerçevede DTK'nin bütün faaliyetleri de terör faaliyeti olarak tanımlanmış. Savcılık ve soruşturma yürüten Emniyet de DTK ile ilgili hazırladıkları şablon şeklindeki fezlekeyi her davaya ve soruşturmaya kopyala-yapıştır fotokopi şeklinde sunarak benim dosyamda da bir benzerini yaratmışlar.

Ama bu yetmemiş olacak ki 5 tane de eylem atfetmişler bana. Bu eylemleri de DTK bünyesinde yaptığımı iddia etmişler. Mahkeme bu eylemlere dair bilirkişi raporlarını istedi, bilirkişi  raporları geldi, onları da okuyacağım. Fakat fezleke ne demiş önce ona bakalım. Tamamını okumayacağım.

Bu fezleke 5 milletvekili hakkında hazırlanmış. Nursel Aydoğan, Leyla Zana, Altan Tan, İdris Baluken ve ben. Benimle ilgili kısım ayrılmış, diğer milletvekilleri ile ilgili durumu bilmiyorum. Fakat silahlı terör örgütüne üye olmak suçlamasıyla ilgili bir fezleke bu. Katıldığım eylemler de 12.11.2011 günü, 13.01.2011 günü, 14.01.2012 günü, 21.01.2012 günü, 30.10.2012 günü gerçekleşen eylem ve etkinlikler şeklinde ifade edilmiş. Dikkatinizi yine bir noktaya çekmem gerekiyor.

İsnat edilen eylemlerin tarihi 2011 ve 2012 yılları. Fezlekenin hazırlanma tarihi 27 Nisan 2016. Yani söz konusu eylemlerden 5 veya 6 yıl sonra. O yüzden bu fezlekenin kendisi de bir kumpas ve komplo fezlekesidir. Olayların, eylemlerin gerçekleştiği tarihte hiçbir soruşturma yürütmeyen emniyet ve savcılık aradan 5-6 yıl geçtikten sonra ne hikmetse aniden fezleke hazırlıyor.

Bu da önceki fezlekelerde belirttiğim gibi doğrudan Türkiye'deki siyasal konjonktür ile doğrudan bağlantılı bir fezleke. Etkili soruşturma, adil soruşturma ve bağımsız tarafsız soruşturma yapılmadığının en önemli kanıtıdır bu. Zaten eylemlere, delillere geçtiğimizde komplonun, kumpasın ne kadar hukuk ve usul katledilerek yapıldığını bir kez daha göreceksiniz.

5 EYLEM İSNADI VAR, FAKAT GELEN BİLİRKİŞİ RAPORUNDA 4 EYLEME DAİR ÇÖZÜM YAPILMIŞ

Şimdi tek tek eylemlere bakalım. Hepsini tek tek okumayayım çünkü bilirkişi çözüm tutanaklarını okudukça hepsine değineceğim. O yüzden hemen direkt bilirkişi raporunu okuyarak başlayayım ki neyle suçlanmışım, ne olmuş iyice anlaşılsın.

5 eylem isnadı var, fakat gelen bilirkişi raporunda 4 eyleme dair çözüm yapılmış. Neden bir tanesi yapılmamış birazdan anlaşılacak. 13 Ocak 2011 tarihinde meydana gelen olaya ilişkin bilirkişi tutanağı; yani fezlekenin hazırlandığı tarihten yaklaşık 5 yıl önce gerçekleşmiş bir olay isnadı var. Fezlekede bu tarihte geçen olay şöyle tanımlanmış:

“Fırat News isimli internet sitesinde 10 Ocak'ta ve Roj TV haber bültenlerinde yapılan çağrılara uyarak ilimiz adliyesinde görülecek olan KCK TM adına sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiklerinden dolayı yakalanarak gözaltına alınan ve halen tutuklu bulunan şahıslara destek olmak ve protesto etmek amacıyla İstasyon Meydanı'ndaki mitinge katılan, akabinde sözde konfederalizm ve YDK adı verilen bez parçaları ile terörist başı AbdullahÖcalan'In posterlerinin taşındığı, “BijîSerokApo”, “PKK halktır, halk burada” şeklinde terör örgütü ve elebaşını sahiplenici ve övücü sloganların atıldığı İstasyon Meydanı’ndan adliye binası önüne kadar kanunsuz yürüyüş yapıldığı, Adliye binası önünde de güvenlik güçlerine karşı molotof, taş, havai fişek ve sopalarla saldırıların gerçekleştiği ve birçok polis memuru ile sivil vatandaşın yaralandığı eyleme katılan şahıs olduğu..."

8 TANE DEĞİL 80 BİN TANE CD ÇÖZÜMÜ DE YAPILSA DA BİR ŞEY ÇIKMAZ

Aynen böyle diyor. Yani molotoflu, havai fişekli, sopalı ve çok sayıda polis ve sivil yurttaşın yaralandığı eyleme katılan şahıs olduğum fezlekeye açıkça yazılmış. Şimdi bu söz konusu eylemin çözüm tutanağını okuyalım:

"Adliye önü toplanmalar müdahale konulu CD'ler: İncelememizde Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses ve görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

2 numaralı CD incelendiğinde Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses ve görüntü kaydına rastlanılmamıştır. 21 isimli görüntü dosyası incelendiğinde Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses ve görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

2 numaralı CD: Adliye önü taşlama, müdahale K1 isimli CD: Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses ve görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

K2 isimli CD: Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses ve görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

K2-2 isimli CD: Selahattin Demirtaş ilgili herhangi bir ses ve görüntü kaydına rastlanılmamıştır. Adliye önü toplanmalar, taşlamalar CD'si incelendiğinde kamera saati ile 14:14'te Selahattin Demirtaş'ın görüntüye girdiği görülmektedir.”

Zaten alttaki fotoğrafta da videodan bir kare alınmış. Görüntüde yanımda Ahmet Türk, Aysel Tuğluk var. Rahmetli Nuri Yaman var. Toplamda 6 veya 7 kişiyiz. Diyor ki "Polis kontrol noktasından adliyeye doğru sorunsuz şekilde geçtiği görüldü". Yani adliye binasına duruşmayı izlemeye gidiyoruz. Milletvekillerimiz, PM üyelerimiz tutuklu, duruşmayı izlemeye gidiyoruz, onun görüntüsü.

Devam ediyor, 3 numaralı CD: 14:12'de Demirtaş'ın görüntüye girdiği görülmektedir. Demirtaş'ın bu sırada el hareketleriyle grubun geriye gitmesini işaret ettiği emniyet görevlisine de göz işareti ile "tamam" anlamına gelen işarette bulunduğu görülmüştür.

Adliyenin kapısı burası.

Emniyet görevlisi: ‘Siz geçebilirsiniz, grubu geri alın.’ Selahattin Demirtaş: ‘Tamam, görevli arkadaşlar kalacak.’ Saat 14.14, Selahattin Demirtaş’ın açmış olduğu koridordan Ahmet Türk ile birlikte içeri girdiği, arkalarında da 5 şahsın girdiği görülmektedir. Adliye binasına giriliyor. Kamera saati 14.15 Adliye Sarayı’na giriş yaptığı görülmektedir.

Yürüyüş adliye önü müdahale CD’si: Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses veya görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

Yürüyüş Adliye Önü Müdahale K4 CD’si: Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses veya görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

Söz TV isimli yerel televizyon kanalının görüntüsü incelendiğinde Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses veya görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

4 numaralı CD: Burada Ziya Gökalp arama noktası K1-1 isimli CD: Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses veya görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

K1-2 isimli görüntü: Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses veya görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

K10 isimli görüntünün 4. dakika 52. saniyede Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir.

Aracımdan iniyorum Adliyenin önünde ve şunu diyorum: “Evet arkadaşlar, biliyorsunuz daha önce 18 Ekim’de başlayan ilk duruşmada anadilinde savunma hakkı kabul edilmediği için arkadaşlarımız halen tutuklular.”

Basına konuşuyorum burada, mikrofonlara. ‘Bugün ikinci duruşma başlayacak. Bu süre zarfında Türkiye’de anadil ile ilgili çok ciddi tartışmalar da yapılıyor ve bazı mahkemeler anadilinde savunmayı, Kürtçe savunmayı kabul de etti. Dolayısıyla bugün burada Diyarbakır Mahkemesi’nin bu yaklaşımı artık terk edeceğini umuyoruz. Anadilde savunma hakkı en doğal haktır. İnsanların Türkçe biliyor olması kendi anadilinde savunma yapma hakkını engellemez.

Hele hele bugünlerde bu kadar kamuoyunun vicdanını yaralayan tahliyelerden sonra. Burada seçilmiş arkadaşlarımızın, siyasetçilerimizin, kadın ve gençlik temsilcilerimizin sırf anadilleri nedeniyle tutuklu kalıyor olmaları kamuoyunun vicdanını bir kez daha yaralamış olacak. O nedenle bugün bizim beklentimiz hem anadilde savunma krizinin aşılması hem de arkadaşlarımızın savunmalarından sonra tahliyelerinin gerçekleşmesidir.

Bu Türkiye’de şüphesiz ki barış arayışı yönünde, normalleşme yönünde son derece ciddi katkılar sunan bir gelişme de olabilir. Artık Türkiye kendi iç barışını sağlarken, Kürt sorununun çözümüne doğru giderken, bu tür somut adımlarla ilerleye ilerleye gitmelidir. Yoksa sadece lafla peynir gemisinin yürümediğini artık herkes görmelidir. Biz de bugün Diyarbakır’da bu mahkemeden sonuç bekliyoruz. Umut ediyoruz ki öyle olacak.’

Muhabir soruyor: ‘Efendim savunma ısrarı olursa ne olacak sizce?’ Cevap veriyorum: ‘Yani savunma hakkı kutsaldır burada. İddia makamı görevini yerine getirdi iddiasını yazdı, işi bitti, asıl olan savunmadır bundan sonra. Hakkının gözetilmesi gereken savunmadır. Yani arkadaşlarımız en son cezaevinden gönderdikleri haberlerde de kendi anadillerinde, Kürtçe savunma yapmakta ısrarcı olacaklarını belirttiler. Bu bir haktır. Bir hak kullanılırken kimsenin bunu engellememesi lazım.’ Muhabir soruyor: ‘Peki efendim susma hakkı olarak algılanabilir mi?’‘Hayır, arkadaşlarım savunma yapmak istiyorlar, susma haklarını kullanmıyorlar. Kürtçe konuşmak susmak değildir. Kürtçe konuşmak Kürtçe konuşmaktır.’

Ve burada Adliye önündeki görüntüler bitiyor. Yanımda o dönem birlikte eşbaşkanlık yaptığım Sayın GültanKışanak var, bir tarafımda Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan görünüyor. Oradan da devam ediyoruz:

Görüntünün 10. dakikasında Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği, basın mensuplarına demeç verdiği görülmektedir. Yine demeç tekrar edilmiş.

5 numaralı CD: Bağlar arama noktası, Adliye önü. Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses veya görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

İstasyon Meydanı Cami üzeri: Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği ve insanlarla el sıkıştığı görülmektedir. Görüntü saatiyle 13.04’te Selahattin Demirtaş’ın konuşma yapılan otobüste, konuşma yapan Ahmet Türk’ün yanında olduğu görülmektedir. Ahmet Türk’ün konuşması sırasında ‘BijîSerokApo’ sloganlarının atıldığı görülmüştür. Otobüsün üzerindeki konuşmacının slogan atılmaması konusunda uyarıda bulunduğu görülmüştür.

6 numaralı CD. Akkoyunlu Arama Noktası Adliye Önü K2 isimli görüntü. Görüntüsünün 28. dakikasında Demirtaş’ın kalabalığa el sallayarak görüntüye girdiği görülmektedir. Bu sırada görüntünün 29. dakikasında ‘BijîSerokApo’ sloganlarının atıldığı görülmektedir.

Görüntünün 30. dakikasında emniyet yetkilisi ile parti yetkilisi arasında yapılan konuşmada emniyet yetkilisinin seçilmiş milletvekillerinin geçebileceğini, ancak grubun geriye doğru gitmesi gerektiği görülmektedir. Görüntünün 30. dakikasında Selahattin Demirtaş’ın Emniyet’in açtığı koridordan geçtiği görülmektedir. Sadece vekillerin geçişine izin verilmiş, grubun geçişine izin verilmemiştir.

İstasyon Meydanı otobüs üzeri yürüyüş adlı dosya:Selahattin Demirtaş’ın 12.33’te görüntüye girdiği, çevresindekilerle el sıkıştığı, kalabalığa el salladığı görülmektedir. Saat 12.52, Selahattin Demirtaş’ın otobüsün üzerine çıkarak kalabalığı selamladığı görülmektedir. Kalabalığın ‘BijîSerokApo’ sloganı attığı ve Selahattin Demirtaş’ın alkışladığı görülmektedir.

12.53 ‘PKK halktır, halk burada’ sloganlarının atıldığı görülmektedir. Sloganlar atılırken Selahattin Demirtaş’ın otobüsün üzerinde bulunduğu görülmektedir. Kalabalığın ‘Öcalan’ diye bağırdığı ve Selahattin Demirtaş’ın alkışladığı görülmektedir. Otobüsün üzerinde sunum yapan şahsın ve Ahmet Türk’ün tüm konuşmalarını Kürtçe yaptıkları görülmektedir.

Bu arada görüntülerde, elimdeki fotoğraftan anlaşılıyor ki İstasyon Meydanı’nda büyük bir miting var, 50 binden fazla insan muhtemelen toplanmış. Parti otobüsü üzerinde de miting yapılıyor, bunun görüntüleri.

7 Numaralı CD: Görüntünün 2.16’da Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir. ‘Türkiye’de anadil ile ilgili çok ciddi tartışmalar yapıldı ve bazı mahkemeler…’ diye devam eden adliye önünde yaptığım basın açıklamasının yine burada tekrar çözümü yapılmış, tekrarlamıyorum.

Adliye binasına girişimize dair fotoğraf ve çözüm tutanağı. Adliye binasına yanımda milletvekilleri varken adliye binasının kapısından girişimi görüntüleyen fotoğraf ve çözüm tutanağı. Yine benzer basın açıklamasının tekrarı var.

IHA1 isimli Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses veya görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

IHA2 isimli tutanakta Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses veya görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

Adliye Önü K6 tutanağı incelendiğinde Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir. Selahattin Demirtaş kalabalığın içerisindeyken ‘BijiSerokApo’ sloganlarının atıldığı duyulmaktadır.

K7 tutanağı Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir görüntü ve ses kaydına rastlanmamıştır.

8 numaralı CD, çok sayıda haber bülteninden CNN Türk’ten, NTV, Roj TV’den, ATV’ye, Show TV, Kanal D, Diyarbakır’ın yerel kanalları, Star TV dahil hepsinden alınan toplam 12 adet görüntü dosyası olduğu tespit edilmiş 8 numaralı CD’de. Peki ne varmış: CNN Türk TV’de Selahattin Demirtaş’a rastlanılmamış. NTV, adliye önü olaylarda Selahattin Demirtaş’a ait ses ve görüntü kayıtlarına rastlanılmamış, yine NTV, adliye önü Diyarbakır olayları Selahattin Demirtaş görüntüsü.

NTV, adliye önü Diyarbakır olayları haberin sunumunu yapan, haberin takibini yapan şahsın “Olaylar BDP milletvekillerinin ve polis şeflerinin çabalarıyla sakinleştirildi, durduruldu. Şu anda sakin bir şekilde bekleyiş sürüyor” cümlesini kurarken Selahattin Demirtaş görüntüsünün ekrana geldiği görülmektedir.

Yine Roj TV, Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses ve görüntü kaydına rastlanmamıştır. Roj TV, Selahattin Demirtaş ilgili herhangi bir ses ve görüntü kaydına rastlanmamıştır.

BURADAN İTİBAREN

Başka bir dosyanın birinci dakikasından alınan çözüm az önce basına yaptığım açıklamanın aynısının kısa çözümü: "Bu demecinden sonra da otobüsün üzerine çıktığı, otobüsün üzerinde Ahmet Türk konuşma yaparken milletvekilleri ve belediye başkanları ile birlikte yürüdüğü görüntülerin olduğu görülmektedir. CNN Türk Mehmet Emin Aktar'ın konuşması ve Diyarbakır haberleri diye ilgili çözüm tutanağı yapmış.

Tabi kendileri Mehmet Emin Bey'in konuşmasının çözümü yok burada. Selahattin Demirtaş görüntünün 1. dakikasında bölünmüş ekranın sağ tarafında görüntüye girdiği görülmektedir. Muhabirin yanındaki şahsın konuşması devam ederken, bölünmüş ekranın sağ tarafında ses olmadan görüntülerin aktığı ve bu kısımda zaman zaman Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir.

Flash TV; görüntünün 01:08 dakikasında Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir. Haberin içeriğinde spikerin haberi sunum yaptığı sırada ekranda akan sessiz görüntüler içinde görüntülerin girdiği görülmektedir. Kanal D; Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği ve basın mensuplarına demeç verdiği görülmektedir."

Ve kısaca demecimden bazı alıntılar yapmış. Tekrar etmeye gerek yok az önce yaptığım çözüm açıklamasının aynısı.

"Selahattin Demirtaş’ın yeniden görüntüye girdiği görülmektedir. Görüntüde Selahattin Demirtaş, BDP’li yetkililerle birlikte, Emniyet yetkililerinin arasında olduğu, kalabalığın geriye gitmesini talep ettiği görülmektedir.

Show TV’de Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir görüntü ve ses kaydına rastlanmamıştır. Yine Show TV incelendiğinde Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiğive basın mensuplarına demeç verdiği görülmektedir." Şöyle demişim: "Bu tutum savunma hakkının ihlalidir, anadili hakkının ihlalidir, adil yargılama hakkının ihlalidir."

Bu da duruşma sonrası açıklamam: “Anadilinde savunma hakkı en doğal haktır. İnsanların Türkçe biliyor olması kendi ana dilinde savunma yapma hakkını engellemez."Çok özür dilerim burada az önce yaptığım demecin aynısının tekrarı.

Görüntünün 14. dakikasında pazarlıklar sürerken Show TV’nin kendi yorumu bu, diyor ki; “Pazarlıklar sürerken, DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ile BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın başını çektiği grup pazarlığa girmiştir. Güvenlik güçleri izin vermeyince Türk ve Demirtaş 'olacaklardan biz sorumlu değiliz' dercesine sessizce kalabalıktan uzaklaştı.”

Yani orada ne olmuş hatırlamıyorum ama emniyet yetkilileriyle görüşmüşüz, artık neyi görüşmüşüz onu da bilmiyorum, ama Show TV’nin yorumu bu adeta diyor bakın "olacaklardan biz sorumlu değiliz dercesine, sessizce kalabalıktan uzaklaştı.” Savcının yakaladığı en büyük delil bu herhalde. 

Devam ediyorum "Star TV: haber içeriğindeki görüntünün 9. dakikasında Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir". Ve yine aynı demeç kısaca özetle geçmiş Star TV. Evet açıklama yapmış burada bilirkişi demiş ki, "2915 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kapsamında 31 GB boyutunda 15 saat 2 dakika 6 saniye uzunluğunda 35 adet görüntü dosyası incelenmiş Selahattin Demirtaş ile ilgili bölümler ayıklanmış ve her görüntü için ayrı ayrı raporlanmıştır. Ve görüntülerde benimle ilgili kısımlar da fotoğraflanmıştır. Konuşmalar çözümleri yapılarak metinlere çevrilmiştir". Devam etmiş “13.02.2011 tarihinde meydana gelen olayla ilgili olarak yapılan çalışma sona ermiştir".

Şimdi tekrar fezlekeye dönüyorum. Bu tarihte yapılan eylem neymiş, bana yönelik suçlama neymiş tekrar bakıyorum:

“PKK- KCK terör örgütü güdümlü uydu üzerinden yayın yapan 10.01.2011 tarihli Fırat News isimli internet sitesinde ve 10.01.2011 tarihli Roj TV ana haber bülteninde yer alan çağrılara uyarak ilimiz adliyesinde adına sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiklerinden dolayı yakalanarak gözaltına alınan ve halen tutuklu bulunan şahıslara destek olmak ve protesto etmek amacıyla İstasyon Meydanı’ndaki mitinge katılan, akabinde sözde konfederalizm ve YDK adı verilen bez  eş başkaları ile terörist başı Abdullah Öcalan’ın posterinin taşındığı ‘BijîSerokApo’, ‘PKK halktır, halk burada’ şeklinde PKK terör örgütü ve ele başını sahiplenici ve övücü sloganların atıldığı, İstasyon Meydanı’ndan Adliye binası önüne kadar kanunsuz yürüyüş yapıldığı, Adliye binası önünde de güvenlik güçlerine karşı molotof taş havai fişek ve sopalarla saldırıların gerçekleştiği ve birçok polis memurunun ve sivil vatandaşın yaralandığı eyleme katılan şahıs” oluyorum, evet. İddia bu, deliller de bu.

Şimdi tabi ki bir savcı önüne gelen emniyetten yapılan soruşturmalarla birlikte önüne gelen fezlekeyi dikkate alır dikkate alır da işin içinde bir bit yeniği olduğunu hissederse veya önüne gelen dosyada bir soruşturma eksiği varsa bunun tamamlanmasını ister.

Dosyasını etkili bir soruşturmayla tamamlar ki mahkeme huzuruna çıkmış olduğunda iddianamesiyle veya fezlekesiyle birlikte mahkeme huzuruna iddia makamı olarak çıkmış olduğundan hiç değilse dosyası hukuki açıdan, kusur açısından eksiklik taşımaz. Şimdi az önce bilirkişinin 8 ayrı CD’yi inceledikten sonra yaptığı çözüm tutanağını tek tek okudum. 8 tane değil 80 bin tane bu olayla ilgili çözüm tutanağı CD çözümü de yapılsa başka bir şey çıkmaz.

Ben kendimi biliyorum, nasıl beni molotof, taş, havai fişek ve sopalarla polise saldıran ve çok sayıda polis ve sivil yurttaşın yaralandığı eyleme katılan şahıs olarak tanımlayabilir? Bu açık bir suçtur. Görevi kötüye kullanmaktır. Mevkiyi kötüye kullanmaktır. Suç iftirasıdır. Bunu yapmış. Bakın 2011 yılında bir savcı bunu yapmış, Emniyet bunu yapmış. Aradan 5-6 yıl geçmiş başka bir savcı bunu fezlekeye dönüştürüp TBMM’ye göndermiş.

YARGILAMA SÜRECİ KOPYALA-YAPIŞTIR YOLUYLA ALINAN KARARLARLA SÜRDÜRÜLÜYOR

TBMM, kendi üyesi olan bizim gibi milletvekillerini dinlemek, yahu bu fezlekelerde ne var, delilere bakalım, dokunulmazlıkların kaldırılmasına gerek var mı, ciddi mi değil mi bakma gereği duymadan bir linç havası ile Anayasa’ya aykırı bir müdahale ile dokunulmazlıklar kaldırıldı. Bir başka cumhuriyet savcısı bütün bunları incelemeden, bakmadan, sormadan ve araştırmadan dosyada ne var ne yok tenezzül edip kapağını açmadan, kopyala-yapıştır yöntemi ile iddianameye dönüştürmüş.

Bir Sulh Ceza Hakimi bu dosyadaki deliller nedir şöyle bir göz atayım, milletvekili tutuklama isteği ile sevk edilmiş, ciddi bir iştir diyerek dosyaya bakma ihtiyacı duymadan bizi tutuklamış. 15 ay boyunca ağır ceza heyeti yapılan hiçbir itirazı dikkate almadan otomatik ve kopyala-yapıştır yoluyla tutukluluğun devamına karar vermiş. 15 ay sonra mahkeme karşısına çıktığımızda mahkemeniz kumpas ve komplo iddialarını dikkate almak yerine dönemin ve şu an devam eden siyasi atmosferinin etkisi altında hukuka aykırı kararlar vermiş. Aradan 1.5 yıl geçmiş ve ilk defa delili inceliyoruz bakıyoruz deyip resmen yalan söyleyip iftira atmışlar.

CEMAATİN ÜSTÜNE ATIP İŞİN AÇIKLANMASI TARAFTARI DEĞİLİM, DOĞRUDAN AKP OPERASYONLARIYDI

Ne molotoflu gösterinin ne taşlı gösterinin içindeyim. Ne kenarında ne ortasındayım. Böyle bir şey o gün Diyarbakır’da var mı yok mu onu da bilmiyorum. Ben ve bir grup milletvekili arkadaşım tıpkı bugün Eş Genel Başkanımız ve milletvekillerimizin bugün yaptığı gibi bir duruşmayı izliyoruz. Parti yöneticilerimizle 5 milletvekilimiz o dosyadan tutuklu. O duruşmayı izlemek için önce mitinge katılıyorum sonra araçla adliyenin önüne geliyorum.

Adliyenin önünde kısa bir demeç verdikten oradan ayrılıyoruz. O gün yaşanan herşey bundan ibaret. Ama muhtemelen o gün Diyarbakır’da ne olmuşsa telafi edilmeye çalışılıyor. İlginçtir, gerçekten ilginç. Nasıl bir kin ve öfke ile hareket etmişler nerede ne olay olmuşsa sadece benimle ilgili soruşturma yürütmüşler. Çok ilginç.

Niye bana karşı özel bir gıcıkları vardı? Zaten gazetelerinde özellikle cemaate yönelik eleştirilerim dikkatle incelenirse bu özel kinin ve operasyonun nedeni ortaya çıkıyor. Ama bunu böyle cemaatin üstüne atıp işin açıklanması taraftarı da değilim. Doğrudan AKP operasyonlarıydı bunlar ve aynen devam ediyor.

2 No’lu fezlekenin 2 nolu eylemi olarak belirtilen eylem bundan ibarettir. Tümüyle bir kumpas ve komplo, yalan ve iftiradan ibarettir. Hiçbir şekilde buna ilişkin bir delil bulunamaz. Çünkü böyle bir eylem içinde olmadım, hayatım boyunca hiç olmadım. Normalde bu savcı ve emniyet yetkilileri hakkında ciddi adli ve idari soruşturmalar yapılması lazım da artık tensip tahkikat aşamasına geldiğimizde mahkemenizden bu tür şeyleri de isteyeceğiz, bakalım tavrınız ne olacak onu da göreceğiz.

Devam ediyorum. Bir başka eylem istinadı. Gene aynı fezlekenin bir başka eylemi. 12.11.2011. Nedir eylem isnadı? Aynen okuyorum. “PKK-KCK güdümünde yayın yapan Fırat News isimli internet sitesinde yapılan çağrılara uyarak, 20.10.2011 günü TSK tarafından Hakkari Çukurca İlçesi Kazan Vadisi’nde PKK-KCK mensuplarına yönelik gerçekleştirilen operasyonda ve 5.11.2011 günü  Dicle İlçesi Özel Harekat Noktası ile İlçe Emniyet Amirliği’ne saldırıdan çıkan çatışmalar sonucu ölü olarak ele geçirilen PKK-KCK mensuplarının cenazelerine katılan şahıs olduğu…” İsnat bu.

CD inceleme tutanağından çıkan sonuç şöyle:

12.11.2011 tarihinde meydana gelen olaya ilişkin 1 numaralı CD. Yeniköy Mezarlığı önü bekleme. Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir görüntüye rastlanamamıştır.

52 dakika 38 saniye uzunluğunda olan başka bir görüntü CD’si var. Görüntü saati ile 12.29’da Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği ve cenazenin olduğu kalabalığa doğru ilerlediği görülmektedir.

K6 isimli dosyada Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir görüntü ve ses kaydına rastlanılamamıştır.

Başka bir dosya. 2 nolu CH,.HD 300 isimli görüntü dosyası. Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir görüntü veya ses kaydına rastlanılmamıştır.

K7 isimli dosya incelendiğinde görüntü saati ile 12.34’te Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir. Emniyet görevlisi, “Selahattin Bey hoşgeldiniz”. Parantez içinde “Grupla ilgili bir şey söylüyor, anlaşılmıyor” bu arada grubun geçişini engellemek için emniyetin önlem aldığı, yolu kestiği, ancak Selahattin Demirtaş’ın emniyet yetkilisinin uyarısını dikkate almayarak kalabalığı arkasından çağırdığı görülmektedir.

Selahattin Demirtaş: Benimle birlikte yürüyecek arkadaşlarım. Selahattin Demirtaş’ın bu cümlesinden sonra arkasına dönerek grubu eliyle arkasından çağırdığı polis kontrol noktasından kendi başına geçtiği, grup harekete geçtiğinde de emniyetin TOMA aracının müdahalesi etmesi çağrısı üzerine polisin müdahalesinin görüldüğü ve grubun geçişine izin verilmediği görülmektedir.

K10 isimli dosya. Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir görüntü veya ses kaydına rastlanmamıştır. 

3 Nolu CD. K4 Selahattin Demirtaş ile ilgili olarak herhangi bir görüntü ve ses kaydına rastlanılmamıştır.

Bir yerde bir polis barikatı kurulmuşsa arama noktası varsa ya mitingdir ya da bir izinli gösteri yürüyüşüdür. Çünkü polis arama noktasından geçtiğim söyleniyor. Hafızamda kalmamış, ben cenazeye katılmış olabilirim fakat burada benimle birlikte o dönemin il başkanları, belediye başkanları var, bir grup koruma ve danışman arkadaşlarım var. Polis koruma noktasından geldikten sonra da benimle birlikte oraya gelen 15-20 kişilik gruba işaret ediyorum, diyorum ki birlikte gidelim.

Muhtemelen de polis kontrol noktasından birlikte geçiyoruz. Bu kadar. Dosyada benim önüme delil diye koydukları bu. Başka bir şey yok. Burası Yeniköy Mezarlığı mı cami mi o da belli değil. Ama dediğim gibi eğer varsa bir camide cenazeye katılma iddiası onun da delilleri ortaya konulursa detaylı izahını yapmış olurum.

Muhtemelen aileyi taziye açısından ziyaret etmişizdir ve görevimiz bitmiştir. Ama çözüm tutanağında böyle bir şey yok ki anlatayım. Sadece iddialar var. Nerede katılmışım, nasıl yapmışım belli değil. Sadece mensupların cenazelerine katılan şahıs olarak. Başka görüntülerle başka iddiaları yan yana getirip kumpas kurma, çarpıtmadan başka hiçbir anlam taşımayan bir iddiadır.

"Ofis semti başta olmak üzere Diyarbakır'ın birçok kentinde araçların yakıldığı, yollara barikatların kurulduğu güvenlik güçlerine karşı taşlı molotoflu EYP parça tesirli bombalı saldırıların olduğu, PKK-KCK terör örgütü mensuplarını ve elebaşlarını sahiplenici sloganlar atıldığı, kanunsuz eylemler gerçekleştirilmiştir.

Gerçekleştirilen kanunsuz eylemlere katılarak destek veren, Sümerpark içerisinde güvenlik güçlerinin uyarılarına rağmen dağılmak istemeyen grupla birlikte hareket eden şahıs."

Burada yine bombalayan, molotof atan, taşlı sopalı grup içerisinde bulunan grupta olduğum ve Sümerpark içinde de güvenlik güçlerinin uyarılarına rağmen dağılmayan şahıslardan olduğum bir kayıt. Bakalım nerede taş molotof atmışım, bilirkişi çözüm tutanakları ne yazmış, onu da okumak istiyorum.

Burada yine neredeyse bütün detaylarıyla hatırladığım, yasaklanmış bir mitinge dair protesto eylemini bütün detaylarıyla çözüm tutanaklarından okuyarak hatırlatayım. Çözüm tutanağının 49 ve 50. sayfalarını okuyarak başlamak istiyorum.

Daha sonra 26. sayfaya dönersem daha mantıklı olacak. Çünkü saat itibariyle ilk açıklama çözüm tutanağının 49. sayfasında. Partimiz bir miting yapma kararı almış Diyarbakır’da, Demokratik Çözüm ve Barış Mitingi. Diyarbakır Valisi mitingi yasaklamış. Ben milletvekillerimiz ve Türkiye'nin birçok yerinden gelen sanatçılar, siyasetçiler Diyarbakır BDP İl Binası’nda bir basın toplantısı yaptık. Bu mitingin yasaklanmış olmasına dair. Örneğin sayfa 52’de görülen fotoğrafta sanatçı Suavi’nin fotoğraflarını da göreceksiniz.

Türkiye’nin çok değişik yerlerinden barış için Diyarbakır’a gelmiş sanatçı ve aydınlarla birlikte Diyarbakır İl Binası’ndayız. Önce bir basın toplantısı düzenliyor, mitingin yasaklanmış olmasını protesto ediyor ve diyorum ki:

"Bugün sizlerin de Diyarbakır’da yakından gözlemlediği gibi Diyarbakır OHAL’in de ötesinde sıkıyönetim koşullarını yaşıyor. Sadece Diyarbakır değil birçok yer, ili, ilçesi, kasabası, mahallesi her taraf şu anda sıkıyönetim koşullarında. Başbakan dün Van’da konuşurken OHAL’i kaldırdığını söylemiş. Bugün gelip bu tabloyu görürse OHAL’den sıkıyönetime geçiş yapıldığını, bu tablonun her gün bu şekilde yaşandığını bilen insanlar tarafından herhalde Başbakan’a açık açık ifade edilir. Biz de Diyarbakır’da disiplinli, kitlesel bir miting yapmak için hazırlıklarımızı tamamladık. Fakat devlet AKP hükümeti bir partinin, Türkiye’de 4’üncü büyük partinin, Meclis’te grubu bulunan büyük bir blokun Diyarbakır’da miting yapmasına izin vermedi. Hiçbir hukuki, hiçbir yasal ve haklı gerekçe olmaksızın mitinglerimiz bir yıldır yasaklanıyor. Biz sonuna kadar sağduyulu davrandık. Çözüm alternatifleri ürettik. Bu konuda girişimlerimizi yaptık. Bakanlara kadar arkadaşlarımız görüşmeler gerçekleştirdi. Defalarca emniyet ile vali ile görüşmeler yapıldı.

Olaysız bir miting yapabilmek için, hiçbir gerginlik olmadan politik mesajlarımızı verebilmek için, elimizden gelen bütün gayreti gösterdik. Ama bugün tam da burada gerginliği engellemek için mitingi yasakladıklarını söylüyorlar. Ama şu anda bütün bölgede sadece Diyarbakır’da değil bütün bölgede bir devlet gerginliği var.

Devlet, hükümet kendi eliyle bir gerginlik yaratmış durumda. Gerginliği önlemek adına gerginliğin alası, daniskası hükümet tarafından gerçekleştiriliyor. Bütün bu tablonun, fotoğrafın altında yatan zihniyet şudur:

Kürt halkı sokağa çıkamasın, Kürt halkı nefes alamasın, Kürt halkı taleplerini haykıramasın. Fakat bunun engellenmesinin imkanı yok artık. Bunu herkes biliyor. Kürt halkının çok somut talepleri var. Bu talepler AKP tarafından, polis tarafından engellense de bu gibi baskılarla kırılmaya çalışılsa da bütün dünya artık Kürt halkının taleplerini biliyor. Bugün de biz burada İstasyon Meydanı’na gideceğiz. Umut ediyorum ki hiçbir sıkıntı çıkmaz. Valilik’ten, polisten yana herhangi bir gerginlik çıkmazsa halkımız akın akın istasyon Meydanı’na akacak. Mitingimizi gerçekleştireceğiz ve disiplinli bir şekilde dağılacağız. Olabilecek her türlü gerilime sebep olan AKP hükümetinin politikalarıdır, kenti ablukaya alan zihniyettir. Fakat bugün ne olursa olsun yaklaşık 22 gündür çalışması ciddi bir şekilde devam eden bu mitingin engellenemediği açığa çıkmıştır."

Bakın 22 gündür mitingin çalışmasını yapıyormuşuz. Fezleke "O gün KCK'nin yaptığı çağrı ile gerçekleşen miting" diyor ya. Devam ediyorum basın toplantısına:

"İlk defa bir mitingimiz daha gerçekleşmeden en temel amacına ulaşmıştır. Halkın talepleri etrafında mitingin ortaya çıkaracağı siyasi talepler etrafında bu kadar görkemli kenetlenmesi zaten mitingin amacıydı. Bugün o mesajları zaten bütün dünya yakından izliyor. Dolayısıyla bu çalışmalarda miting hazırlıklarında emeği geçen bütün arkadaşlara, partililerimize, gençlere analara kadınlara buradan sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Birazdan da İstasyon Meydanı’na gidip taleplerimizi haykıracağız. Nedir onlar, birincisi evet, biz barış istiyoruz ve barışı sağlayacak en önemli aktör Sayın Öcalan’dır. Sayın Öcalan’a özgürlük istiyoruz. Biz Kürt halkının siyasi taleplerinin; anadilde eğitimin, demokratik özerkliğin, kimliğinin, yaşama hakkının hiçbir devlet zoruyla engellenemeyeceğinin herkes tarafından görülmesini istiyoruz. Bizlerle dayanışmak için gelen dostlarımıza, siyasi partilere, sanatçılara, Avrupa’dan gelen dostlara, diğer kentlerimizden gelen halkımıza da partim adına teşekkür etmek istiyorum. Umut ediyorum bugün gerçekleşen mitingin sonucu ne olursa olsun herkes doğru mesajlar çıkarır."

Basın mensubu soruyor: "Sayın Başkan Diyarbakır Valiliğinin 'Biz engellemesek kalabalığa ateş açılacaktı' diye bir açıklaması vardı."

Ben de cevap veriyorum: "Engellemişse sorun ortadan kalkmış, bıraksınlar miting yapalım bıraksınlar bu palavraları. Teşekkürler arkadaşlar."

“Görüntünün 6 dakika 30. saniyesinde Demirtaş'ın Diyarbakır il başkanlığı önünde görüntüye girdiği görülmektedir. Bu esnada BijîjserokApo sloganlarının atıldığı görülmektedir.”

Yanımda milletvekili grubu arkadaşlarım var. Partimin il binasından çıkmışım. Partimin seçim otobüsüne binerken görüntüm var. "Ve parti otobüsünün geçişine izin verilmemesi üzerine polisin açtığı koridordan geçerek ilerlediği görülmektedir". Yani biz İstasyon Meydanı’na giderek açıklama yapacağız. Miting yasaklanmış, sahne, ses düzeni hiçbir şey kurulmamış ama parti otobüsü ile orada açıklama yapmak istiyoruz. Mitingi basın açıklamasına dönüştürmüşüz ama otobüse izin verilmiyor. Parti binasının önünde otobüsün önü kesiliyor. Bunun üzerine iniyoruz otobüsten ve yürüyerek gidiyoruz. “Tamam, gidip basın açıklamasını yapacağız” diyoruz.

"Selahattin Demirtaş ve beraberindeki kişilere izin verilmediği o yüzden de polis barikatına yüklenerek geçmek istedikleri görülmektedir."

Biz 20-30 metre yürüdükten sonra çevik kuvvet önümüzü kesiyor, yürüyerek de gidemezsiniz diyor. Yürüyüş yapmıyoruz, slogan, pankart bir şey yok ama hayır diyor yürüyemezsiniz. Devam ediyorum, bağırıyorum:

"Yüreğin yetiyorsa git Tayyip’in faşist yürüyüşünü engelle, açın şurayı suç işliyorsunuz, dağılın.

Beyler suç işliyorsunuz. Öyle copla, panzerle durduramazsınız, yetkiniz yok beyler, suç işliyorsunuz. Bugün bütün meydanlarda suç işliyorsunuz, açın burayı. Valin gelsin, bakanın gelsin başbakanın gelsin. Diyarbakır Meydanı’nı kapatamazsın Kürt halkına. Kürt halkı senin kölen değil. Suç işlemeyin açın şurayı. Size suç olan bir emir verildi uymayın. Milletvekillerini durduramazsın, milleti vekilden vekili milletten ayıramazsınız. Oturacağına serin klimanın altında oradan talimat yağdıracağına gelsin bakalım valiniz. Gelsin bakalım Diyarbakır halkı valiyi seviyor mu sevmiyor mu? Vali sizin valiniz değil, İdris Naim gelsin".

Görüntünün 20. dakikasında Demirtaş'ın görüntüye girdiği ve 22. dakika 40. saniyede oturduğu görülmektedir.

Su sıkılmış, gaz sıkılmış sırılsıklam halde muhtemelen bir kaldırımın kenarında oturuyoruz. Yanımda da yine milletvekilleri, belediye başkanları ve MYK üyeleri. Şimdi bundan sonra, burada bizi engelledikten sonra muhtemelen valinin talimatıyla orada bize izin verildi. Araçlarla İstasyon Meydanı’na gidebilir ve kısa bir açıklama yapabilirsiniz diye arkadaşlarımızla sözlü mutabakat sağlandı. Bundan sonra biz araçlarımızla İstasyon Meydanı’na gittik. Çözüm tutanağına oradan devam ediyorum:

11:32'de Selahattin Demirtaş'ın görüntüye girdiği görülmektedir. 2 numaralı CD'de Demirtaş'ın görüntüye girdiği görülmektedir. İstasyon Meydanı’na giriş yapıyoruz. Polis her tarafı kapatmış, sadece seçilmişlerin ve birkaç basın mensubunun girmesine izin veriyor, açıklama yapacağız. "Emniyet görevlilerinin önlem almasına sinirlenen Selahattin Demirtaş'ın emniyet görevlisine çık şuradan çık dediği görülmektedir."

Burada da yine saat farkıyla ilgili karmaşa var, ben anlatayım tam anlaşılsın. Biz İstasyon Meydanı’na girdiğimizde güvenlik güçleri bizi engellemediler. İstasyon Meydanı dediğimiz alana 6 cadde açılıyor. Diğer arkadaşlarım da farklı caddelerden girmeye çalışıyor. Oradaki polis noktasına girmek istiyorlar. Onlar engelleniyor. Copla, gazla müdahale ediliyor. Ben de habire emniyetle muhatap olup "söz verdiniz" diyorum, arkadaşlar gelsin açıklama yapalım bitirelim" diyorum. O dönemin güvenlik şube müdürünü iyi hatırlıyorum, belli bir diyalogumuz vardı. Olaylar büyümesin diye serinkanlılıkla hareket eden bir müdür yardımcısıydı. Benim gözlerimin önünde telsizle bağıra bağıra verdiği hiçbir talimata uymuyordu polisler.

Bağırarak diyordu ki “Bıraksanıza oradaki milletvekillerini geçsinler açıklama yapılsın bitirelim bu işi”. Oradakiler bu emir üzerine panzerden su sıkıp gaz atıyordu. Nefes alamıyorduk. Meydanda kimse yok, biziz sadece, polisler ve biz. Birkaç kişiyiz. Milletvekillerimiz gazın ve suyun yoğunluğu altında nefes alamıyor. Ben ölmek üzereyim. Hatta dönemin Van Milletvekili Özdal Üçer arkadaşımız gözleri gazdan kızarmış, bir şey görmüyor fakat yine de benim nefes alabilmem için başımdan su dökmeye çalışıyor çünkü hakikaten nefes alamıyordum. Diğer arkadaşlarım da öyle. Bunlar kim? Emniyetin yakından tanıdığı milletvekillerimiz ve Büyükşehir Belediye Başkanımız Osman Baydemir. Öfkeden bağırıp çağırmaktan artık sesim kısılmış, nefes alamıyorum. Böyle bir durumda yanımda Emniyet Müdürü talimat veriyor, polis tersini yapıyor. Resmen öldüreceklerdi.

İstasyon meydanında küçük bir cami var Sümer Cami. Kendimizi korumak için avlusuna girdik. Şadırvanda nefes almak için herkes elini yüzünü yıkıyor. Korumalar bize nefes aldırmaya çalışıyor. Kimisi caminin avlusunda yere uzanmış baygınlık geçiriyor. Fakat dışarıdan cami avlusuna hala müdahale yapılıyor. Gaz atıyor, içeri girip toplamaya çalışıyor. Ve yine 25-30 kişilik bir grubuz. Buradaki tutanaktan okuyorum: "Emniyet görevlisinin cami avlusunda önlem almasına sinirlenen Demirtaş emniyet görevlisine 'çık şuradan çık şuradan'" diyor. Selahattin Demirtaş: Hücre evi mi burası, insanlar elini yıkar, namazını kılar her şeyi yapar. Bak şurayı açın ayıptır ne kanun ne ahlak ne din ne iman bıraktınız. Çekin şunları. Şunlara talimat ver gözaltını durdursunlar. Camiyi işkence gözaltı merkezi yapamazlar, çek onları, çek onları."

“Selahattin Demirtaş: Bu kadar hakarete tahammülümüz yok artık hadi çekin onları çekin. Görüntü saati ile 18:06'da emniyet görevlisi anons ederek "Valilik kararı ile bugün Diyarbakır’ın herhangi bir yerinde program, yürüyüş ve basın açıklamasının yasaklandığını ayrıca bir saatlik basın açıklaması süresinin dolduğunu bunun ilk ikaz olduğunu arka tarafa doğru dağılmalarını söylediği ve 5 dakika süre verdiği görülmektedir."

Bir saattir gaz yiyoruz, açıklama yapmamışız, verdiği süre dolmuş beyefendinin, dağılın diyor. Akşam saat 6 buçuk olmuş.

"Selahattin Demirtaş'ın görüntüye girdiği görülmektedir. Selahattin Demirtaş ve yanındaki kalabalığın parktan ayrılmadıkları görülmektedir."

Burada bir bilgilendirme yapayım mahkemenize, İstasyon Meydanı’nın bitişiğinde Diyarbakır'ın en büyük yeşil alan parkı var. Sümer parkı. İçinde belediyemizin kütüphanesi, kongre merkezi, eğitim merkezleri vs. bulunan büyük bir park var. Biz bu parka girmişiz. 30-40 kişi bilemedin belki 50 kişi varız. Milletvekili arkadaşlarım, danışman koruma şoför arkadaşlarım yanımda. Parka girmişiz, parkta da sadece biz varız. Polis amiri gelmiş oraya da saldırıyor. Çimlere oturmuş, nefes almaya çalışıyoruz, belediye kültür merkezi binasında elimizi yüzümüzü yıkamışız, çıkmışız o binanın önünde çimenlere oturmuşuz. Hem protesto ediyoruz. Basını da bıraktık. Biz bu gece bu parkta oturacağız. Yaptığınız zulme karşı biz burada sabaha kadar oturacağız. Gelmiş oraya da saldırıyor. Panzerleri parkın içine sokmuş orada su sıkıyor. Bu diyaloglar da burada geçiyor.

3 No'lu CD- Helikopter isimli görüntüde Selahattin Demirtaş'a rastlanmamış.

K3 İstasyon - Vekil - Altan Tan isimli CD'de 18:22'de Selahattin Demirtaş'ın görüntüye girdiği görülmektedir.

Bu bahsettiğim parkta oturuyor olduğumuz halde daha yeni nefes almaya başlamışız gene müdahale başlayınca kalkıyorum parkın içinde emniyet yetkilisi arıyorum.

Emniyet görevlisi: Sorumlu benim buyurun beyefendi.

Selahattin Demirtaş: Göreviniz nedir?

Emniyet görevlisi: Ben İl Emniyet Müdürlüğünde görevliyim.

Selahattin Demirtaş: Beyefendi değil BDP genel başkanı milletvekili.

Emniyet görevlisi: Niye beyefendi değil misiniz, tamam buyurun başkan bey.

Bunlar hep hakaretvariironik konuşmalar bana karşı. İtmeler kakmalar. Emniyet müdürüyle diyalogdayken bize yapılanları izlemeniz lazım. Keşke büyük ekrandan izleyebilseydik. Devam edeyim:

Selahattin Demirtaş: Buradaki şu andaki yasadışı durum nedir, neye müdahale ediyorsunuz?

Emniyet görevlisi: Bakın şu anda burada her birinize izah etmek zorunda kaldım.

Selahattin Demirtaş: Ben BDP Genel Başkanıyım bana izah edeceksin tabii. Muhatabım değilsin ama dinliyorum seni. Burada neye müdahale ediyorsun?

Emniyet görevlisi: Sizlerle ilgili gerekli açıklamayı söyleyeyim. Burada şu an itibariyle sizlere basında dün akşam bu miting yasaklandı mı yasaklandı.

Selahattin Demirtaş: Burası miting meydanı mı?

Emniyet görevlisi: Bir dakika dinleyin, yasaklandı.

Gruptan bir kişinin emniyet görevlisine terbiyesizlik yapma dediği görülmektedir. (Ama emniyet müdürlüğünün bize ne yaptığı tabii burada yazmıyor.)

Emniyet görevlisi: Sen kimsin?

Selahattin Demirtaş: Doğru diyor, saygısızlık yapma.

Emniyet görevlisi: Ben size bir şey açıklamıyorum, dağılmanızı istiyorum bu kadar.

Selahattin Demirtaş: Sen benim cenazemi buradan alırsın.

Grubun, Emniyet yetkilisine doğru yürüdüğü görülmektedir. Emniyet görevlilerinin çekilmesiyle birlikte Selahattin Demirtaş’ın yürümeye devam ettiği, bu esnada gruptan birinin “Sen genel başkana yaptığın terbiyesizliğin bedelini ödeyeceksin. Gel öldür katil herif. Terbiyesiz” gibi ifadelerde bulunduğu görülmektedir.

Bu emniyet görevlisi benim hakkımda suç duyurusunda bulundu, tazminat davası açtı. Mahkemede yapılan incelemelerde davanın reddine karar verildi. Böylesine facia görüldü. Bize yapılan hakaretin, işkencenin bini bin paradır. Burada yazmıyorlar, Diyarbakır Asliye Ceza ve Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde bunların hepsi bilirkişi raporlarına girdi. Dava reddedildi ve temyize de gitti ve onandı.

Devam ediyorum. Yine başka bir görüntü için; Selahattin Demirtaş’la ilgili herhangi bir görüntü ve ses kaydına rastlanılmamıştır.

4 nolu CD; Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir. Emniyet görevlisi: “Vekiller geçsin arkadaşlar açın aç. Vekillere yardımcı olalım.”

Bu bahsettiğim bizimle diyalogda olan ve biz İstasyon Meydanı’na girerken gerçekten de son derece nezaketli bir şekilde bize eşlik ederek güvenliğimizi sağlayarak İstasyon’da yürümek istediğimiz yere kadar buyurun burada açıklama yapabilirsiniz diyen emniyet yetkilisidir.

Polis kontrol noktasından geçerek Selahattin Demirtaş’ın yürüdüğü görülmektedir. Yanımda Gültan Hanım var. EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan var. Birçok siyasetçi ve sanatçıdan oluşan bir heyetiz.

Selahattin Demirtaş’ın vekillerle ve belediye başkanları ile il başkanı ile birlikte yürüdüğü görülmektedir. Yine polisin barikat kurarak Selahattin Demirtaş ve yanındaki kalabalığın yürüyüşüne izin verdiği görülmektedir. Bu başka bir yer aslında, ilk çıktığımız yerdir.

“Öyle bir yetkiniz yok öyle bir yetkiniz yok arkadaş açın şu yolu, beyler açın kenarda gölgede oturun sizin işiniz bu, kapatmak değil.” Görüntüde yine Selahattin Demirtaş’ın yanındaki kalabalıkla bariyerlere yürüyerek yolu açmaya çalıştığı görülmektedir. (Bu il binamızın önü ilk çıktığımız yer. Az önce detayları ile size anlatmıştım. Yine burada tekrarı var.)Emniyet yetkilisinin anonsundan “Şu an Turgut Özal Bulvarı’nda toplanmış gruba sesleniyorum. Valilik kararı gereğince bugün Diyarbakır’da herhangi bir gösteri ve yürüyüş yasaklanmıştır. Bu size yapılan son ikazdır” şeklinde anons yapıldığı görülmektedir. (Turgut Özal Bulvarı Diyarbakır İl Binamızın bulunduğu caddedir. Dolayısıyla bu anonsun yapıldığı yer parti il binamızın önüdür bunun altını çizmek istiyorum.) Valiniz suç işliyor, bakanınız, başbakanınız suç işliyor siz de bu suça alet oluyorsunuz. Açın önümüzü böyle bir yetkiniz yok. Milletvekillerini durduramazsınız. Böyle copla kalkanla falan… Yine bunlar tekrar. Aynı şekilde orada polis ile muhatap olduğumuzda sarf ettiğim cümleler az önce belirttiğim şeklinde tekrardır. Burada tekrar etme ihtiyacı duymuyorum.

Selahattin Demirtaş’ın yanındaki kişilerle kalkanlarla geçişi durdurmaya çalışan polislere yüklenmeye başladığı ve geçmeye çalıştıkları görülmektedir. Bu arada “Faşizme karşı omuz omuza, baskılar bizi yıldıramaz” sloganları atılmaktadır.(İl binamızın önü bu.)Demirtaş ve yanındaki grubun ara ara polis kalkanlarına yüklendikleri görülmektedir.

Doğrudur. Polis kalkanlarla önümüzü kapatmıştı bizde bu kaldırımda yürüyoruz cadde de değil, yürümeye devam ediyorduk. Israrla önümüz kesiliyordu biz de kalkanlara yükleniyorduk. Bunlar yaşandı.

Daha sonra emniyet yetkilileri ile yürümek isteyen grup arasında yapılan müzakere neticesinde görüntü saati ile 15.01’de Selahattin Demirtaş’ın polis koridorunda geçtiği görülmektedir. (Yine az önce detayları size anlatmıştım.)Yine görüntüde Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Selahattin Demirtaş’ın yanında olduğu görülmektedir. (Osman Baydemir’den bahsediliyor.)

Devam ediyor. Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği ve bu sırada polis kameramanının elindeki kamera ile çekim yapmasını engellemek amacıyla hamle yaptığı görülmektedir. Selahattin Demirtaş polislere hitap etmektedir:

“Cami burası utanmıyor musunuz, çık şuradan terbiyesiz herif. Çıkın arkadaşlar, bu insanlar girer çıkar, elini yıkar, namazını kılar, her şeyi yapar. Emniyet yetkilisi camiden taş atamaz kimsenin kafasını kıramaz.” Camiden taş atıldığına dair bir şey yazamaz burada görüntüleri siz de izleyebilirsiniz. Cami ya. Caminin avlusundan taş mı atılır. Yanında taş atabilecek bir genç bir çocuk olabilse derim ki biz fark etmeden olmuştur. Ama insanlar cami avlusunda elini yüzünü yıkamaya çalışıyor. Burada emniyet görevlisi olarak geçen kişi bahsettiğimiz Emniyet Müdür Yardımcısı da değil. Başından beri provokatör gibi onu vurun, buna sıkın diyen kişi, milletvekili Aysel Tuğluk’u gözaltına aldırdı. Böyle bir tarzı olan bir adam. Şimdi nerede Allah bilir. Araştırsanız burada ismi cismi yok ki bakalım. Ama görüntülerden bulunur. Muhtemelen cezaevlerinden birindedir.

Devam ediyor: “Şunlara talimat ver gözaltılarınıdurdursunlar, cami avlusunda gözaltı olamaz, çek onları çek onları bu kadar hakarete tahammülümüz yok artık. Çekin onları hadi çekin.”

Görüntü saati 18.28 Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği yanındaki kalabalık ile birlikte yerde oturduğu görülmektedir. İşte burası park. Bahsettiğim yeşil alan park. Sırrı Süreyya isimli görüntü. Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses ve görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

Başka bir görüntü Selahattin Demirtaş ile ilgili herhangi bir ses ve görüntü kaydına rastlanılmamıştır.

Şimdi yine aynı olaylarla ilgili 5 no’lu CD. Burada yine parti il binasındaki çıkışlarımız ve muhataplıklarımız aynı şekilde devam ettiriliyor. Tekrarlamama gerek yok: “Uyarıyorum polisleri suç işliyorsunuz, bizi engellemeyin, bizi milletvekillerini engelleyemezsiniz” diyorum. Böyle bir tartışmamız oluyor. Sonra izin veriyorlar geçişimize İstasyon Meydanı’na gidiyoruz. Yine cami içerisinde yapılan müdahale ve Emniyet Müdürü ile tartışmamız, “Çekin bunları kanun ahlak nedir” diye bağırıyorum. Polis kamerası çekmeye çalışıyor burnumun dibinde elimi uzatarak müdahale etmeye çalışıyorum. Vali gelsin camide görüşelim diyorum.

Görüntünün 57’inci dakikasında Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir.

“Emniyet yetkililerinin dağılın anonsuna rağmen Selahattin Demirtaş ve yanındaki kalabalığın beklemeye devam ettiği görülmektedir.” Burası da Sümerpark’ın içi yani. İstasyon Meydanı da değil cadde de değil.

Yine 6 numaralı CD. Burada Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir. Evet bu görüntüyü gerçekten burada izlemenizi çok isterim. Yahu ne taş var ne slogan var ne molotof var. Bir grup milletvekili ve sanatçıyız. Toplasan 30-40 kişi bir araya gelmemişiz burada. Fakat atılan gazın ve sıkılan suyun haddi hesabı yok. Ben yanlış hatırlıyor olabilirim burada tutanaklarda geçmemiş. Grup Başkanvekili Pervin Buldan’ın yaralandığı miting de o mitingdi. Yanılıyor muyum Pervin Hanım. (Salondan Pervin Buldan’ın “Doğrudur başkanım” sesi duyuluyor). Evet gaz fişeği ile sağ ayak kaval kemiğine isabet etti ve gözümüzün önünde ayağı parçalandı neredeyse. Ambulansı oraya getirmemiz bile güçlükle oldu. Kan akıyor ayağından oluk oluk. Pervin Buldan’ın gaz fişeği tam kaval kemiğine isabet etti, kemik görünüyor yani, halen onun sakatlığını kısmi olarak yaşıyor Pervin Hanım. Mevzu sadece Pervin Hanımın yaralanmış olması değil. Pervin Hanım yaralandı ama hiçbirimiz nefes alamıyoruz. Pervin Hanım yaralı arkadaşımız dahil nefes alamıyoruz, gaz atmayı durdurmuyorlar, su sıkmayı durdurmuyorlar. Yani öldürebilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu o eylemdi işte. O görüntüden sonra “Nerede buranın müdürü” diyorum. “Bana bakın milletvekili dövdürmeye devam ederseniz seni burada kendi ellerimle döverim. Benim burada genel başkanımı dövüyorsunuz, buradan bizim cenazemiz çıkar onurumuz çıkmaz.” Çünkü Eş Genel Başkanımız Gültan Kışanak’ı dövüyorlar. Resmen copla dövüyorlar. Emniyet görevlisi “çevik, buraya gel” diyor. “Selahattin Demirtaş “Tamamını geri çek hepsini geri çek.” Bu diyalogdan sonra Selahattin Demirtaş’ın yanındaki kalabalık ile birlikte yürüyüşü geçtiği ve görüntü saati 15.53’te TOMA aracından gruba müdahale edildiği görülmektedir.”

Yalan! Ne yürüyüşü ne yanındaki grup. Sırrı Süreyya Önder yanımda görüyorsunuz, Özdal Uçar, Pervin Hanım yanımda. Bu görüntüden 3-5 dakika sonra Pervin Hanım yaralanıyor. Şoför ve korumam yanımda. Başka kimseye izin vermemişler ki. Müdahale dedikleri de bize gaz sıkmaya devam ediyorlar, bakın görüntüden belli, sırılsıklamız. Yine sıkmaya devam ediyorlar. Yanındaki grubun TOMA’yı yumrukladıkları bu esnada da TOMA ile gruba su ile müdahale edilmeye devam ettiği görülmektedir. Evet aynen böyledir. Önüne geçtik ve yumruklamaya ve durdurmaya çalıştık. Ölüyor bu insanlar diyoruz.

Selahattin Demirtaş: “Sık gazları ulan öldürmesiniz şerefsizsiniz. Burası İstasyon Meydanı, halkın özgürlük meydanı, faşizm geberecek Kürdistan faşizme mezar olacak” diye bağırıyor. “Sıkın bakalım vali gelsin vali, yasaklayan gelsin. Gidin o yasaklayan zihniyet gelsin. Bak ne yaptı o Diyarbakır’ı. Halk size teslim mi olacak? Önünüzde dimdik duracak. Cesedimiz çıksın burada bırakın ya öldürsünler burada.” Emniyet görevlilerinin bu sırada kalkan ile barikat kurmaya çalıştıkları görülmektedir. Selahattin Demirtaş: “Camide işgal yapıyorsunuz çıkarın onları oradan. Biz buradayız getirin onları buraya.” Selahattin Demirtaş: “Sözünü dinletecek bir adam yok mu karşımızda ya. Şurası gözaltı merkezi mi cami bak. Şurayı açın ayıptır utanın ne kanun ne ahlak ne din ne iman bıraktınız ya! Çekilin buradan. Sen bize değil şuna anlat gözaltına son versinler, camiyi gözaltı ve işkence merkezi yapamazsınız. Böyle bir kanun ve hukuk yok. Çek onları bunlara emir ver çeksinler. Birazdan ben gidiyorum. Bu kadar hakaret yeter bu kadar hakarete tahammülümüz yok artık. Çekin şunları.”

Fotoğraflara bakarsanız zaten halimi görüyorsunuz, polisin ne söylediği ne yaptığı çözüm tutanağında yine yok. Biz kendi kendimize bağırıp çağırıp kendi kendimizi sulamışız, kendi kendimizi yaralayıp bağırıp çağırıp hakaret edip gitmişiz. Buradan böyle anlaşılıyor. “Ya gözüm gizli bir şey konuşmuyoruz müdürünle konuşuyoruz, ayıp ya” diyerek kamera çekimini engellediği görülmektedir. Yine Selahattin Demirtaş’ın emniyet mensupları ile görüştüğü görülmektedir. Ya “Herkesin can güvenliği önemlidir. Sizin de can güvenliği önemlidir. Polisin de can güvenliği önemlidir.” diyoruz.

7 Nolu CD. Demirtaş’ın görüntü kaydına rastlanmamıştır.

8 Nolu CD Demirtaş’ın görüntü kaydına rastlanmamıştır.

9 Nolu CD. Demirtaş’ın görüntüde görüldüğü görülmektedir. Bu da yine parkın içindeki müdahale sonrası emniyet yetkilisi ile yaptığımız görüşme onu az önce okumuştum. “Bu sırada emniyet görevlilerinin geriye doğru çekildikleri bir milletvekilinin emniyet mensuplarına hakaret ettiği görülmektedir. Selahattin Demirtaş’ın polis barikat noktasının önünde oturduğu görülmektedir.” Tabii parkın içi burası. Polis barikat noktası dediği. Polis parkın kapısına panzeri dayamış biz parkın içine oturmuşuz. Polis kontrol noktası dediği bu. Görüntüler izlendiğinde görülecektir. Yine görüntülerin tekrarı var benzer görüntüler. 

İl binasının önü, parkın içi ve İstasyon Meydanı’nın kenarında yaşananlar, diyaloglarımız.

Tekrar olduğu için okumuyorum. En son parkta akşam, gece karanlık, vali ile görüşülmüş. Hiç değilse parkta müdahale edilmeyecek. Küçük bir grup orada oturuyoruz ve açıklama yapıyoruz, basına, mikrofona konuşuyoruz daha doğrusu demeç veriyoruz: “Herkesi bugün arkadaşlarım adına kutlamak istiyorum. AKP’nin faşizmine karşı bu halkın boyun eğmediğinin ve eğmeyeceğinin direnişi bugün Diyarbakır’da ortaya konulmuştur. Halkın özgürlüğüne nasıl sevdalı olduğu ortaya konulmuştur. Bu halkın Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü net bir şekilde istediği ortaya konulmuştur. Yapmak istediğimiz miting AKP’nin kurmayları tarafından bizzat başbakanın talimatıyla yasaklanmış ve bugün halka, seçilmişlere, yediden yetmişe herkese, gün boyu sokaklarda işkence yapılmıştır. Fakat saatlerce süren bu işkenceye rağmen halkın iradesi kırılamamıştır. Halkın iradesi teslim alınamamıştır. Bugün Diyarbakır meydanında yenilen çürümüş faşizan zihniyet olmuştur. Hiç kimse bir halkı kendi kendine köle diye, hiçbir halkı kendi ülkesinde, anavatanında köleliğe mecbur, mahkum edemez, bunu dayatamaz. Bugün bir kez daha ortaya çıkmıştır. Sömürgeci zihniyet anlayışı ile halkımıza yaklaşanlara bugün halkımız görkemli direnişi ile cevap vermiştir, bu böyledir, böyle olacaktır. Herkes bunu artık zihnine yazmalıdır ve bugün yüzden fazla yaralı yüzlerce gözaltına alınan arkadaşımıza rağmen halkımız sokak sokak, meydan meydan direnişini ortaya koymuştur. -Amed ovası Apocular yuvası” sloganı atılmaktadır- Biz de bütün seçilmişler olarak, vekillerimizle ve belediye başkanlarımızla, Parti Meclisi ile,Merkez Yürütme Kurulumuz ile,il- ilçe teşkilatlarımızla birlikte bu akşam halkımıza yönelik bu faşizan tutumu protesto etmek için burada sabahlayacağız. Burada oturma eylemi yapacağız. Ve biz yarın saat 11:00’de İstasyon Meydanı’nda bir basın açıklaması yaparak bütün bu faşizan yasaklamaları, işkenceleri, baskıları protesto ederek oturma eylemimizi bitireceğiz. Bu akşam sabaha kadar buradayız. Yarın 11:00’de de İstasyon Meydanı’nda basın açıklamasıyla bu eylemimizi bitireceğiz. Buradan bir kez daha bütün halkımıza bütün arkadaşlarım adına teşekkür ediyorum. Bu onurlu duruş mutlaka ama mutlaka demokratik zaferi, barışı, özgürlüğü halkımıza kazandıracaktır. Bu duruşa herkesin her yerde sahip çıkması lazım. Sadece Amed halkının değil herkesin bulunduğu her yerde, bu duruşa sahip çıkması lazım. Artık devletin, AKP’nin aklını başına alması lazım. İşlerin böyle gitmediğini ve gitmeyeceğini bilmesi lazım. Süreç böyle bir süreçtir halk sürece müdahale etmiş, halk AKP’ye “aklını başına al durum iyi değil, durumun iyi değil” demiştir. AKP artık kendini gözden geçirmelidir. Çünkü halk bu faşizan baskıları durdurmayı başarmıştır, bundan sonraki duruş da böyle olacaktır. Tekrar teşekkür ediyoruz hepinize.”

BijîSerokApo sloganları atılmaktadır. Selahattin Demirtaş’ın milletvekilleriyle, belediye başkanlarıyla oturma eylemi yaptığı görülmektedir. Sonraki gün Selahattin Demirtaş’ın herhangi bir ses ve görüntü kaydına rastlanmamıştır.

Bundan sonraki kısmı da zaten başta okumuştum, il binasında yaptığım basın toplantısıdır ve sürecin başlangıcına dairdi, onu okumama gerek yok.

2011’de biz barış için uğraşıyoruz, emniyet, hükümet içerisinde bir grup bunu engellemek için canla başla çalışıyor

Evet, tekrar şimdi dönelim, ne demiş “11.07.2012 tarihinde güvenlik güçlerine karşı taşlı molotofluEYP’li, parça tesirli bombalı saldırıların olduğu, terör örgütü mensup ve elebaşını sahiplenici sloganların atıldığı kanunsuz eylemler gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen kanunsuz eylemlere katılarak destek verilen Sümerpark’ın içerisinde güvenlik güçlerinin uyarılarına rağmen dağılmak istemeyen grupla birlikte hareket eden şahıs” olduğum suçlaması yapılıyor bana. Ne size anlattığım haliyle ne de bilirkişi çözüm tutanaklarında taş molotof sopa yani bizden kaynaklı herhangi bir şiddet eylemi iddiası bile yoktur. Görüntüsü bile yoktur. Şehrin başka yerlerinde olup olmadığını o anda bizim bilme şansımız bile yok. Muhtemelen şehrin başka yerlerinde oluyor sonradan öğreniyoruz. Müdahaleler oluyor taşlı sopalı, polise yönelik saldırılar oluyor. Fakat bunların tamamını yine Selahattin Demirtaş’a yükleyen bir fezleke hazırlanıyor. Oysa o gün işkenceye uğrayan biz, gaz fişekleriyle yaralanan biz, hakaret küfür, yani o görüntülerin çözümü yapılsa, bize, ailelerimize yönelik küfürlerin çözümleri bir yapılsa bunlar okurken yüzler kızarır. Bir devlet görevlisi milletvekillerine karşı, 2011 yılından söz ediyorum. Ve Oslo’da barış görüşmeleri yapılıyor PKK’yle. Biz de barış için mitingler yapıyoruz, hükümet adımlar atsın, işte PKK eylemsizlik, ateşkes kararını uzatsın diye barış mitingleri yapıyoruz, çözüm çadırları açıyoruz. Barış için uğraşıyoruz, ama emniyet içerisinde hükümet içerisinde devlet içerisinde bir grup bunları engellemek için canla başla çalışıyor. Provoke etmeye çalışıyor, bizi tahrik etmeye çalışıyor. Mitinglerimiz yasaklanıyor, buna rağmen biz meydana çıkmak istiyoruz, işkence ediliyor, hakaretler küfürler bunları yaşıyoruz. Yetmiyor bunlar, Oslo’da PKK’yle görüşen hükümet bize meydanlarda bunu yapıyor, savcı fezleke hazırlıyor, polis sahte deliller ortaya koyuyor. Yetmiyor 5 sene 6 sene sonra Meclis’e fezleke olarak gönderiliyor. Yetmiyor, yıllarca bizi tutuklayacak komplonun kumpasın parçası, delili haline getiriliyor. Yetmiyor 10 yıl boyunca hakaret, tehdit, aşağılama bitmiyor. Nasıl bir soğumayan yürektir bu, nasıl bir kindir nefrettir, anlamakta zorlanıyorum. Fakat bizim de bildiğimiz birşey var. Barış kolay bir iş değil.

ÜLKE BÖLÜNMEDEN, KİMSE DÜŞMANLAŞMADAN ŞİDDET SORUNUNU ÇÖZMENİN YOLU VAR

Savaş kararı verenler ve savaşı uygulayanlar, kolay ve inandıkları şekilde bunu yapıyor olabilirler ama biz ne savaş kararı veriyoruz ne savaşı ne silahı destekliyoruz. Zor olanı seçiyoruz açık alanda hedef haline gele gele, ısrarla barışı savunmaya devam ediyoruz, aradan geçen bunca zamana rağmen dışarıdaki arkadaşlarım barış diyor, biz barış diyoruz. Bize terörist denmesine, bölücü, vatan haini, işbirlikçi, her türlü hakarete tehdide rağmen, biz yine de ya sabır deyip barış demeye devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki birilerinin barışı savunmaya gereksinimi var. Bu bedel istiyor doğru, böyle dönemlerde barış demek kolay değil doğru, çözüm demek kolay değil doğru. ‘Öcalan’la görüşülsün PKK’yle görüşülsün, Parlamento devreye girsin’ demek risklidir.

Sadece dava açılma riski yok. Siyasette linç ediliyorsunuz, vatan haini ilan ediliyorsunuz ama insanlar da ölüyor. Bak daha 4-5 gün önce Çukurca’da bu ülkenin dört gencecik evladı öldürüldü. Ne yapacağız peki, sadece şehit oldular cenazeye gittik, dua ettik, namaz kıldık evimize dağıldık denilerek kapatılacak mı bu işler? Gidin bakın Çubuk’ta, Giresun’da şehit evlerinin haline bir bakın basına yansıdı, buradan da gördüm fakir fukaralar hepsi. Kimse bunlara dur demeyecek mi? Yahu bunlar bizim evlatlarımız kardeşim, Türküne, Kürdüne biz bakmıyoruz. Duracak bu savaş başka birşey tanımıyoruz. Biz çatışma, savaş, eylem, operasyon istemiyoruz, başka bir çözüm yolu var çünkü mümkün diyoruz, ölmesin bu gençler, birbirini öldürmesin. Bunu söylüyor bunu istiyoruz evet. Bunu söylediğimiz için halen arkadaşlarımız terör destekçisi olarak görülüyor. Geçen hafta, on gün önce İstanbul’da hükümete yakın iki ailenin çocuğu evlendirildi. Bunlar lüks sosyetenin mensupları aynı zamanda. Türkiye'nin tanınmış simaları.

O düğüne bir bakın, o düğündeki görüntülere bir bakın bir de Giresun’daki Çubuk’taki şehit çocuklarının ailelerinin evine bir bakın. Kim ölüyor ve niye ölüyor, kim bu işin rantını yiyor. O düğündeki konukların oturduğu bir masadaki ziyafet parasıyla o fakir fukara şehit babasına bir ev alınırdı. Gecekonduda yoksul bir evde oturuyor. Evet kendisi görev yapıyor, ülkesi için canını veriyor tamam ordudur, polistir, işi budur denilebilir ama öyle değil başka bir yol var. Biz de bunu yapıyoruz o dönemde de 2011’de. Halen yapıyor arkadaşlar, halen bunun için uğraşıyor, başka bir yol mümkün. Ülke bölünmeden, parçalanmadan, kimse düşmanlaşmadan şiddet sorununu çözmenin yolu var. Diyalog, müzakere, barışçıl yollar var bunu deneyelim. Bunu yapalım açlık grevciler bunu işaret etmeye çalışıyor.

ÖCALAN’IN DEVREYE GİRMESİ LAZIM Kİ MESAFE KAT EDİLEBİLSİN

Eş başkanlarımız bunu anlatmaya çalışıyor. Fakat kimse dinlemiyor ki! Ne yargı dinliyor ne medya ne Cumhurbaşkanı dinliyor. Aslında herkes neyin ne olduğunu biliyor da yeniden hükümet ve devlet tarafından bir sinyal gelecek ki ‘tamam olabilir çözüm süreci şunla bunla görüşülebilir’ diyecek ki herkes ‘aa evet görüşülebilir’ diyebilsin. Ama bunun içinde birilerinin çaba sarf etmesi lazım ki diyalogla bu iş çözülebilsin. “Teröristle efendim görüşme olur muymuş?” Vallahi dünyadaki bütün problemler böyle çözüldü. Türkiye’de de 1993 yılından beri devletin terörist dediği Öcalan’la da PKK’yle de en az on ayrı çözüm süreci görüşme trafiği yürütülmüş, resmi. Onbirinci istenmeyecek mi? Ne yapalım yani, sizler “Mahkememize bunu anlatıyorsun ama ya muhatabı biz miyiz diyeceksiniz”. Ama işte yargı da böyle yapıp bunu engelliyor. Gerçekten biz barış için çıkmışız meydana ya barışı haykıracağız ben hala aynı düşüncedeyim. O gün söylemişim Öcalan’ın devreye girmesi lazım ki mesafe kat edilebilsin.

2011’DE BARIŞ İÇİN UĞRAŞMIŞIZ, YIL 2019 AYNI NOKTADAYIZ VE BUNDAN YARGILANIYORUM

Ben PKK’nin yöneticisi değilim, üyesi değilim. HDP’li arkadaşlarım, milletvekillerimiz PKK üzerinde gücü olan, yetkisi olan, tahakkümü olan kişiler değiliz. Biz seçilmiş, meşru yasal milletvekilleriyiz. Gücümüz yetkimiz HDP ile sınırlı. Biz PKK’ye “silah bırak” talimatı veremeyiz. Böyle bir ilişkimiz yok. Bizi dinlemezler. Dinleyeceklerini bilsem bakın daha önceki duruşmalarda da söyledim bu bir ironi gibi algılanabilir ama değil bugün yaparım o çağrıyı. Ama realite o değil öyle değil. “Öcalan’ı dinleriz, başkasını dinlemeyiz” diyorlar. Burada oturup haklı mı haksız mı doğru mu yanlış mı bunu tartışmaya ve bunu bu şekilde çözmeye ne bizim ne hükümetin gücü var. Bunu bildikleri içinde defalarca gidip İmralı’da Öcalan’la görüşüldü. Biz bunu yine işaret ediyoruz.

Hepimizin evladı vardır. Anne babayız. Allah kimseye evlat acısını yaşatmasın. Fakat bir askerin polisin veya bir Kürt gencinin, gerillasının ya da cezaevinde olanın annesinin babasının yerine koyalım kendimizi. Başka bir çözüm ihtimali varken cenazeler, gencecik insanların cenazeleri geliyorsa bunda bizim hiç mi sorumluluğumuz yok? Var tabi ki. Hiç mi sizin yargı olarak sorumluluğunuz yok. Var tabi. Ben bundan üzüntü duyuyorum. Bu yüzden uğraştım. Bakın yıl 2011, uğraşmışız yıl olmuş 2019, aynı noktadayız ve bundan yargılanıyorum. Bundan tutuklanıyorum. Bundan sorguya çekiliyorum, ayıptır, gerçekten ayıptır bunları anlatmaya çalışmak izaha çalışmak ayıptır.

İlgili fezleke bulunmadığı için burada değinmiyorum, burada da yok zaten. Direkt 5 nolu eyleme dair savunmamı yapmak istiyorum.

Şöyle diyor: “30.10.2010 tarihinde PKK-KCK terör örgütü güdümünde yayın yapan Fırat News, BestaNuçe ve RojaCiwan isimli internet sitelerine cezaevlerindeki açlık grevine destek vermek amacıyla yapılan çağrılara uyarak valilik makamının yasaklamasına rağmen Dicle Yasevinden Cezaevine yürümek için toplanan Emniyet güçlerinin ısrarla dağılmaları yönünde çağrılarına riayet etmeyen ve dağılmamakta ısrar eden ve basın açıklaması yapan şahıs olduğu çekimi yapılan kamera görüntülerinden tespit edilmiş, tanzim edilen tutanakta dosyasına eklenmiştir.” Şimdi buradaki iddia ne diyor; PKK cezaevinde açlık grevi yapanlara destek vermek amacıyla çağrı yapmış, biz de bu çağrıya uyarak Diyarbakır Cezaevi önünde toplanmışız. İddia bu. Önce bunun ne olduğunu size anlatayım sonra tutanaktan detaylara bakalım. Bu bir Salı günüdür.

Niye Salı günü olduğunu hatırlıyorum. Çünkü TBMM de Salı günleri Meclis grup toplantıları yapılır. Biz de o gün grup toplantımızı cezaevi önünde yapma kararı aldık. Bunu bir hafta önceden kamuoyuna duyurduk, Diyarbakır’da hazırlık yaptık, milletvekillerimizle birlikte oraya gittik ve halkı da davet ettik. Arkamızda bulunan Diyarbakır E Tipi cezaevinde milletvekilimiz Selma Irmak başta olmak üzere çok sayıda parti yöneticimiz açlık grevinde. Hem tahliye edilmiyorlar hem de açlık grevlerine cevap verilmiyor. Biz de Meclis grup toplantımızı, resmi grup toplantımızı Parlamento dışında yapıyoruz. TBMM’de bulunan partiler grup toplantılarını Parlamento çatısı altında yapmak zorunda değiller. Bu bir zorunluluk değil. CHP de, efendim AKP’de MHP’de zaman zaman grup toplantılarını dışarıda yapmışlardır. Basın canlı verir vermez ama bu grup toplantıları meclis kayıtlarına geçer. Bu bir grup toplantısıdır. Ve bunu da avukatlarım ileriki aşamalarda delillendirecekler. Günlerce basında işlenmiş. BDP bu hafta grup toplantısını cezaevi önünde yapacak diye. İşte BestaNuçeRojaCiwan internet sitelerinde açlık grevlerine destek vermek amacıyla yapılan çağrılara uyarak denmesi kumpastır, yalandır bağlantısı ve alakası bile yok. Devam ediyorum. Şimdi bu açlık grevleri ile ilgili yani 2012’de devam eden açlık grevleri ile ilgili başka fezkeler de var. Orada yeri geldikçe değinecek. Fakat bu bir dizi fezleke açlık grevinin sürdüğü dönem içerisinde yaptığım miting ve yürüyüşlere karşı açılmış soruşturma ve fezlekelerdir. Bu da onlardan biridir. Dicleliler Yasevinden Diyarbakır Cezaevine yürüyüş diyorlar ya. DiclilerYasevi cezaevinin bitişiğidir. Caddenin bir tarafı yasevi diğer tarafı cezaevidir. Biz orada Meclis grup toplantısı yapıyoruz. Çarpıtmak için sanki bir yerden bir yere yürüyüş yapılmış gibi anlatmışlar ama öyle değil.

Evet 1 No’lu CD: Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir. Oturuyoruz bakın sandalyelerde oturuyoruz. Görüntüde gördünüz burada yanımda Eş Genel Başkanımız Gültan Kışanak var, MYK Üyemiz Meral Danış Beştaş var. Yani sandalyeler dizilmiş ve oturmuşuz yani toplantı düzenindeyiz. Devam edeyim:

Demirtaş: “Biliyorum sesim hepinize ulaşmayacak. Ama biz burada bütün baskılara ve engellemelere rağmen grup toplantımızı yapacağız. Açıklamamızı burada yapacağız.” diye başlıyorum. Öncesinde ne olmuş. Ses düzenine el konulmuş. Otobüs getirmek istemiş arkadaşlarımız otobüse el konulmuş küçük bir anons cihazı niteliğinde bir alet sokabilmişiz oraya dolayısıyla sesim herkese ulaşmıyor. “Örgütlü olduğumuz her yerde okula gitmeyerek kepenkleri kapatarak, kepenkleri kapatıp okulu boykot ederek, yüzbinlerle alanlara akan bütün halkımızı buradan kutluyoruz bu iradenin önünde…” konuşma kesiliyor anlaşılmıyor” diyor.

Biz aynı zamanda parti kararında o gün yani Meclis grup toplantısını Diyarbakır Cezaevi önünde yapacağımız gün okul boykotu, işyeri boykotu yaparak herkesi grup toplantımıza katılma çağrısı yapmışız. Buna da önemli ölçüde uyulmuş. Öyle bir gün yaşıyoruz Diyarbakır’da.

“Hükümetin baskılarına rağmen, boykot çağrımıza uyan hayatı durdurma çağrımıza uyan, cezaevi duvarları arkasında yükselen özgürlük çığlığını meydanlara taşıyan bütün halkımızı kutluyoruz, teşekkür ediyoruz, bütün halkımıza. 1980’lerde de şu duvarların (görüntü kesiliyor) vardı. Bedenini ateşe yangına yatıran Mazlumlar vardı. O gün belki Amed zindanlarının duvarlarının arkasında milyonlar yoktu. Ama o gün bedenini ölüme yatıran Mazlum da dörtler de (anlaşılmıyor) her biri biliyordu ki gün gelecek (görüntü kesiliyor) Amed zindanının duvarına dayanacak, Amed zindanı elbet birgün yıkılacak ama burası okul değil burası Mazlum Doğan’ın anıtını dikeceğimiz bir özgürlük meydanı olacaktır. (Şehit namirin sloganları atılıyor). 49 gündür bu halkın yiğit evlatları canlarını feda etmek uğruna dışarıda barışın müzakerenin önünü açmaya çalışıyorlar. Birileri görmese de duymasa da karalamaya da çalışsa, “zaten yemek yiyorlar” gibi yalanlara da sarılsa (görüntü kesiliyor) her yerde yaşamı durdurarak (görüntü kesiliyor) hükümet istediği kadar yalanlara sarılsın istediği kadar medyası eliyle durdurmaya çalışsın çarpıtmaya çalışsın istediği kadar panzeri, savaş uçağı ile bu halkı durdurmaya çalışsın ama bunların hepsi nafile, çaresizliğin ve acizliğin ta kendisi.

Bu halkı baskılamaya çalışmasın bunların tamamı nafile çaresizliğin acizliğin ta kendisi. Esnafıyla işçisiyle kadını genci yaşlısı (görüntü kesiliyor) ve bu çağrıya uyuyorken ve bu boykotu kıran tek kurum var Emniyet Müdürlüğü sadece onlar çalışıyor. Onlar dışında çalışan yok (yuhalama sesleri). Duyarsız olan hiç kimse yok Diyarbakır halkı şu anda %90 katılımla böylesine görkemli bir duruş ortaya koyarken Diyarbakır Valisi bu halkın partisine açıklama yaptırmam diyor, partinin otobüsüne el koydukları için bugün otobüsümüzden açıklama yapamadık (yuhalama sesleri). Yasadan bahsedenler şu anda bu şehirde kanun dışı durumdalar. Diyarbakır Valisi şu anda suç işliyor, parti otobüsümüze mahkeme kararı olmaksızın hiçbir yasada yeri olmaksızın polis zorla el koymuş durumda. Bu kadarına gücünüz yeter ama bu halkın isyanını durduramazsınız. Bu halkın çığlığını yürüyüşünü durduramazsınız. (Görüntü kesiliyor) Bütün halkımıza şuradan bir çağrı yapmak istiyorum: Sizin duruşunuz ölüm oruçlarını bitirecektir. Siz alanlarda meydanlarda yüzbinlerle oldukça bitecektir. Çünkü hükümet ben bu sesi duymuyorum, bu talepleri kabul etmiyorum diyemeyecektir. Talepler meşrudur. Sadece açlık grevi yapan 600 kişinin talebi değil, BDP’nin talebidir. Milyonlarca Kürt halkının talebidir. Buradan Amed zindanının duvarının dibinde bir kez daha bu talepleri duymayan kulaklara hatırlatmak istiyoruz. Bakın eğer bu ülkede akan kan dursun diyorsa ve bu konuda herkes bir şeyler yapmak istiyorsa bunun yolu yöntemi bellidir; Sayın Öcalan’la müzakereler yapılmalıdır. Akan kanın durması için en somut en gerçekçi taleptir. İki buçuk yıl zaten görüşmediniz mi İmralı’da, heyetleriniz gitti her hafta avukatlarla ailesi gitti. Bunu yaptınız bir daha şimdi bir buçuk yıldır (görüntü bitiyor).”

Şimdi başka bir dava dosyasına ilişkin görüntü Selahattin Demirtaş’ın ses ve görüntü kaydına rastlanmamıştır. Başka bir yerde yine rastlanmamış, başka birinde yine rastlanmamış. Şimdi başka biri Demirtaş’ın basın mensuplarına demeç verdiği görülmektedir ama burada sadece görüntü var ses yok.

2 nolu CD’de Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir.

Emniyet görevlisi ne diyor bakın. Biz cezaevinin önüne geldiğimizde yine Diyarbakır’da diyalogla sorunları çözme konusunda her zaman sağlıklı bir muhatap olmuş başka bir emniyet müdürü karşımızdaydı ve kendisiyle görüşüyorduk bakın emniyet görevlisi diyor ki:

“Başkanım belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz basın açıklamaları 1 saati geçmemek üzere yapılabilir. 1 saat sürenizde eğer yaparsanız sessizce böyle, dağılım sağlarsanız ikaz edersiniz biz seviniriz.”

Demirtaş: Tamam şöyle yapalım, siz burayı boşaltıp çıkarsanız otobüs gelse şuraya.

Emniyet görevlisi: Başkanım buradan çıkmayız otobüs bağlı biz onu getiremeyiz.

Demirtaş: Otobüs nerede bağlı?

Emniyet görevlisi: Başkanım ben onu bilemem otobüs şuan çıkamıyor.

Demirtaş: Hangi kanuna göre biraz önce kanun anlatıyordun ya hangi kanuna göre el koymuş olabilirsiniz.

Emniyet görevlisi: Ben el koymadım.

Demirtaş: Emniyetin el koyduğu otobüs gelmezse nasıl açıklama yapacağız? Otobüs olmadan olmaz.

Diyarbakır il başkanının konuştuğu görülmektedir, arada BijîSerokApo sloganları atılıyor.

Demirtaş: Otobüsü hemen getirin buraya hemen başlayalım. İzin verin getirsinler otobüssüz olmaz. Buraya otobüs gelmezse burada açıklama falan olmaz çocuk oyuncağı değil bunlar. Dalga geçer gibi buyursun kitleye konuşsun diyorsan başka birşey, kendisi gelsin konuşsun bakalım nasıl konuşuyor 10 bin kişiye.

Diyarbakır il başkanına hitaben ben söylüyorum;“Konuşun konuşun hadi otobüsü alın gelin. Kitleye de duyurun burada açıklamamızı yapacağız. Bütün arkadaşlara duyurun. Burada açıklamamızı yapacağız biraz daha arkadaşlar beklesinler”. Az sonra da Selahattin Demirtaş’ın açıklama yaptığı görülmektedir.

“Biz bugün burada bütün baskılara, engellemelere rağmen halkımızla birlikte grup toplantımızı yapacağız açıklamamızı yapacağız” diye başlıyorum görüntüde de görüldüğü gibi önümde basın mensuplarının mikrofonu var elimde yine bir konuşma için mikrofon var. Yanımda yine Sayın Gültan Kışanak, yine görebildiğim arkadaşlar Meral Hanım var partili yetkililerimiz var ve küçük bir ses düzeniyle grup toplantısını bu şekilde halk ile birlikte yapmaya çalışıyorum.

Az önce yaptığım konuşma çözümü olduğu için burada tekrarlama gereği duymuyorum. Konuşma içeriği itibariyle birçok yerde kesinti olmuş ama yani aşağı yukarı benim konuşmam buydu zaten kesilen yerlerde de vahim bir tartışmaya değer birşey olduğunu sanmıyorum. Yine de bulunabilirse tam bir çözüm getirebilir mahkeme, ama benim açımdan bir sıkıntı yok. Evet konuşmam uzun burada biraz daha detaylı bir çözüm var çünkü. Bunu da uzun uzadıya okumaya gerek duymuyorum çünkü benzer şekilde açlık grevlerinin bitirilmesi, taleplerin kabul edilmesi, hükümete yönelik eleştiriler, bu içerikli. Yani yargılanan arkadaşlarımızın mahkemede karşılaştıkları haksız durumlara değinen içerikte konuşmalar yapılmış.

Arada sloganlar var “Katil Erdoğan” diye sloganlar atılmış. Başka atlamayayım diye birşey bakıyorum da şöyle devam ediyorum: “Öcalan’la görüşme yapılsın. Tutuklu arkadaşlarımızla görüşmeler yapılıyor talepleri ilk günden beri nettir. Talepleri Mehmet Öcalan adaya gitsin değil, Abdullah Öcalan adadan gelsindir, yani talepleri Öcalan’ın özgürlüğüdür. Bu nedenle tartışacaksak meseleyi ciddi tartışalım ortada çocuk oyunu yok, canlar yitip gidiyor, her gün insanlar ölüyor.”

BU ÜLKEDEKİ HERKES AKAN KANIN DURMASINI İSTİYOR AMA HERKESİN AKLINDAN GEÇEN YOL YÖNTEM BAŞKA

Ben bu ülkenin ortalama bir yurttaşının görevi ne olursa olsun, Cumhurbaşkanı’ndan tutuyorum belediyenin park bahçeler personeline kadar Anayasa Mahkemesi üyesinden tutuyorum sizlerden efendim savcısına kadar, siyasetçilerin parti ayrımı yapmadan söylüyorum, herkesin bu ülkede şu veya bu düzeyde akan kanın durması konusunda içinde en azında samimiyet olduğunu düşünüyorum. Fakat herkesin aklından geçen yol yöntem başkadır. Ben kimsenin bu ülkede ısrarla savaş, kan, gözyaşı çıkarmak (provokatörleri bir kenara bırakıyorum onlar için söylemiyorum)istediğini düşünmüyorum.

Uluslararası örgütler filan falan onları katmıyorum ortalama yurttaşlar olarak hepimiz istiyoruz. Fakat siz başka bir yol ile gerçekleşir diyorsunuz biz başka bir yol ile gerçekleşir diyoruz. Ve diyoruz ki bizim önerdiğimiz yöntem tek doğru, kalıcı ve en az zararla atlatabileceğimiz yöntemdir. Bunu söylüyoruz. Fakat devlet ve hükümet içerisinde başka bir kesim de diyor ki “Hayır terörist ile görüşülmez, terörist sadece tutuklanır öldürülür, operasyon yapılır. Kökü kazınana kadar da böyle sürer. 100 sene de sürse böyle sürer. Bir görüş de böyle. Biz de bunu kabul etmiyoruz. Yanlış diyoruz. Ölmek öldürmek yanlış, bizler bu ülkenin evlatlarıyız. Biz bunları kabul etmek zorunda değiliz. Siyasetçi bunun için var başka bir yol alternatif bulmak için var. Selahattin Demirtaş terörle mücadele amiri değil, müdürü değil görevlisi değil. Selahattin Demirtaş JÖH değil PÖH değil. Selahattin Demirtaş Genelkurmay Başkanı, yüzbaşı albay değil. Selahattin Demirtaş siyasetçidir. Eğer terörle mücadele ile çözüleceğine inansaydım öyle bir görevde olurdum. Ben siyasetçi olduğuma göre siyasi görüşüme uygun bir çözüm modeli önermişim. Bunu yapmışım. Doğru olduğunda da ısrarcıyım. Diyalogla çözülür. Ama önyargılar nefretler, acıların yarattığı kin ve öfke o kadar büyük mesafe yaratmış ki siyaset ve toplum algısında bu mesafeyi bir türlü kapatıp da yeni çözüm arayışlarında maalesef sonuç alamıyoruz.

Bu fezlekelerdeki her bir suçlama benim bahsettiğim siyasi görüşüme uygun siyasi faaliyetlerimin terörize edilmesinden başka birşey değildir.

Bunları “PKK çağrılarını dikkate alarak yaptığım” hususu tamamıyla kumpas, komplo uydurmadır. Hepsi partimin kararları doğrultusunda gerçekleşmiş siyasi parti faaliyetleridir. Hiçbir şiddeti övmemiş, gerçekleştirmemiş, destek olmamış. Tam tersine şiddeti bitirmeye yönelik girişim ve çalışmalardır. Fezlekelerdeki suçlamalarda dosyalardaki suçlamalarda siyasi komplo ve kumpastan başka bir şey değildir. Bu fezlekenin de mahkemeniz tarafından bu şekilde ele alınmasının hakkaniyete, vicdana daha uygun olduğunu düşünüyorum. Bu fezlekeye ilişkin son cümlemi şöyle kurayım. Mahkemenize dönük tek bir yalan cümle bugüne kadar kullanmadım. Zamanlama kronolojik hata yapmış olabilirim, saat tarih vs. ama yalan konuşmadım. Yalanları deşifre etmeye çalıştım. Mahkemeniz de bunu anlaya anlaya dosyayı iletirlerse bundan memnuniyet duyarım. 2 No’lu fezlekenin son bölümüne dair bu aşamadaki savunmalarım da bundan ibarettir. 

Güncelleme Tarihi: 24 Nisan 2019, 21:22

Demokrat Haber’e Destek Olun >>>

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER