Beştaş: Demokrasi sorunu ile Kürt meselesinin çözümü iç içe geçmiştir

'Kobane’de yaşayanlar ağırlıklı olarak Kürtler, Kobane’ye yönelik IŞİD tehdidi doğrudan Türkiye’yi de etkiliyor. Bir ailenin bir parçasına saldırı var, ailenin diğer yarısı sınırın bu tarafında, yani işin duygusal boyutu da var'

Beştaş: Demokrasi sorunu ile Kürt meselesinin çözümü iç içe geçmiştir

Aralarında Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu 108 sanıklı Kobane davasının ilk duruşması 26 Nisan’da görülecek. HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Yargılayacakları bir duruşma olmayacak aslında yargılanacaklar” dedi.

Meclis’te bir grup gazeteciyle bir araya gelen Beştaş, Kobane davasına dair değerlendirmelerde bulundu. 

Artı Gerçek'ten Derya Okatan'ın haberine göre Beştaş, “vahşet örgütü” olarak tanımladığı IŞİD’in Kobane’yi kuşatması sonrası tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de protesto gösterilerinin başladığını hatırlatarak, şunları söyledi:

‘AİLENİN DİĞER YARISI SINIRIN BU TARAFINDA’

“Kürt meselesi Türkiye’nin en temel meseledir ve demokrasi sorunu ile Kürt meselesinin çözümü iç içe geçmiştir. Kobane’de yaşayanlar ağırlıklı olarak Kürtler. Kobane’ye yönelik IŞİD tehdidi doğrudan Türkiye’yi de etkiliyor. Bir ailenin bir parçasına saldırı var, ailenin diğer yarısı sınırın bu tarafında. Yani işin duygusal boyutu da var.”

Suçlamaya konu olan HDP MYK tweetinden önce zaten sokakta yüz binlerce insan olduğuna dikkat çeken Beştaş, olayların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Ekim günü “Kobane düştü düşecek” açıklamasıyla başladığını söyledi. 

‘PROVOKASYON HAD SAFHADA’

Bu açıklamadan sonra Muş’ta Hakan Buksur’un polis tarafından öldürüldüğünü hatırlatan Beştaş, 6-8 Ekim’de yaşananlara dair provokasyon vurgusunda bulundu: 

“Ben Adana’da idim, Diyarbakır’a döndüm. Sıkıyönetim kararı vardı. Asker sokaktaydı ama kimlik bile sormuyordu. Kim ne yapıyor belli değil. Bize, sizi koruyalım, diyorlardı.”

Provokasyonda kimin parmağı olduğu sorusuna Beştaş, şu yanıtı verdi: 

“HÜDA-PAR ile HDP karşı karşıya getirilmek istendi. Provokasyon had safhadaydı. Kolluk ile halk karşı karşıya getirildi, demokratik protestolara müdahale vardı. Devletin ‘hoş gördüğü’ güçler vardı. Kolluk görevlilerinin tahrik görüntüleri var. 90’lı yıllarda her gün bir insan öldürülüyordu. Kim dediğimiz zaman, ‘Hizbullah’ diyorlardı. Burada da böyle bir tablo vardı.”

‘TUTUKLANAN CEMAATÇİLERE TEK BİR SORU SORULMADI, İŞBİRLİĞİ DEVREYE GİRDİ’

Beştaş, “Provokasyonlarda FETÖ parmağı var mı?” sorusu üzerine ise “Olabilir. Cemaat yapısı tabi ki devletin bütün organlarında olduğu gibi kollukta da yer alıyordu. Sokağa çıkma yasağı dönemlerinde de müdürler, yetkililer onlardı, sonra görevden alındılar. Ama kritik nokta şu; tutuklanan cemaatçilere tek bir soru sorulmuyor. Orada işbirliği devreye giriyor. KCK operasyonlarında olduğu gibi.” 

MYK TWEETİ SONRADAN ‘SUÇ’ OLDU

O dönem iktidar ile sürekli görüşme halinde olduklarını ve MYK tweetine dair kendilerine hiçbir suçlama, eleştiri vs iletilmediğini anlatan Beştaş, olayların Abdullah Öcalan’ın mesajıyla durulduğunu hatırlattı. 

Beştaş, sonrasında protestoların da talebi olan insani yardım koridorunun açıldığını, çözüm sürecinin devam ettiğini, 5 ay sonra Dolmabahçe mutabakatının imzalandığını söyledi. 

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dolmabahçe mutabakatını tanımıyorum” ve “çözüm sürecini buzdolabına kaldırdık” açıklamalarından sonra Kobane’ye dair de açıklamalar yapmaya başladığını ifade eden Beştaş, “Belli ki bir karar verilmiş, çökertme planı uygulamaya konulmuş. Artık HDP’ye vurulmaya başlandı” diye konuştu.

‘AHMET ALTUN ÖZEL BİR SAVCI’

Beştaş, Kobane iddianamesini hazırlayan savcı Ahmet Altun’a dair de dikkat çekici bilgiler paylaştı. 
2014 yılında başlayan soruşturmada 8 savcı değişmişti. Beştaş’a göre, son olarak dosyaya atanan Ahmet Altun’un yaptığı işlemler, siyasetteki söylemlerle paralel ilerliyor. 

Altun, 2018 yılında HSK kararnamesiyle İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine atanmış, ancak atama iptal edilerek yeniden Kobane soruşturması dosyasına getirilmişti. 

Beştaş, süreci şöyle anlattı:

“AİHM kararı ve Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olmasından sonra savcı Ahmet Altun’u devreye sokuyorlar. Ahmet Altun özel bir savcı. Ondan önceki savcılar hiçbir işlem yapmıyor ama bu savcı görevlendirildikten sonra dosyada gizlilik kararı alınıyor, soruşturmaya yeni isimler ekleniyor, suç vasfını değiştiriyor, adeta tanık avına çıkıyor, tüm savcılıklara yazı yazarak Kobane ile ilgili tanık ifadelerinin gönderilmesini istiyor. Ana davaların görüldüğü mahkemelere yazı yazarak, Yüksekdağ ve Demirtaş’ın savunmalarını istiyor, tümünü suç olarak dosyaya koyuyor. Twitter mesajları, basına verdikleri röportajları bile torbaya ekliyor. Ünlü ikinci tutuklama talebini (Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hakkındaki mükerrer tutuklama) bu savcı istiyor. Tam da Erdoğan’ın (AİHM’in Selahattin Demirtaş kararıyla ilgili) ‘karşı hamlemizi yapar işi bitiririz’ açıklamasından hemen sonraki gün yapıyor bunu.”

Beştaş, bu arada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bütün seçim kampanyası boyunca Kobane meselesini işlediğine dikkat çekti. 

‘TEK BİR DOKTOR RAPORU YOK’

“Kobane iddianamesinde hiçbir şey yok, bolca yalan var” diyen Beştaş, 37 kişi öldürüldüğü halde dosyada bırakın otopsi raporunu tek bir doktor raporu olmadığını söyledi. 

Beştaş, “Ölümlerle tweet arasında bir illiyet yok. Dosyada kriminal olarak hiçbir şey yok, tamamen siyasi. Bir hukuk metin değil. Baştan sona AKP ve MHP’nin HDP’yi siyaset dışına itmek için hazırladıkları bir proje” diye konuştu. 

‘ÖLÜMLERİ ARAŞTIRMAYAN AKIL BİZE ÖLÜMLERİN HESABINI SORUYOR’

Beştaş, ölenlere dair Diyarbakır’daki Yasin Börü davası ile İzmir ve Antep’te olmak üzere sadece 3 dava olduğunu hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Öldürülenlerin faillerini aramamışlar, bulmamışlar demiyorum, hiç soruşturulmamış. Toplam 43 insan ölüyor. Bunu araştırmayan akıl, şimdi bize ölümlerin hesabını soruyor. Bu halkın evlatları öldü, bir faili yargı önüne çıkaralım demiyorlar. Öldürülenlerden 27’si doğrudan HDP’li. Biz kendi seçmenlerimizi öldürmüş oluyoruz buna göre.”

‘ORGANİZE İŞLER’

Kobane davasının, HDP’yi kapatma davasına dayanak yapılmak istendiğine dikkat çeken Beştaş, “Aynı organize işin bir parçası. Bu ikisini birlikte düşünüyorlar” dedi.

‘YARGILAYACAKLARI BİR DURUŞMA OLMAYACAK, YARGILANACAKLAR’

Mahkemenin 45 gün boyunca duruşmaları sürdürmeyi planladığını söyleyen Beştaş, “Bu davaya özel bir hız getirmek istiyorlar, amaçlarına ulaşmak için. Biz savunmamızı sunacağız, yargılayacakları bir duruşma olmayacak aslında yargılanacaklar” diye konuştu. 

Beştaş, şöyle devam etti:

“HDP demokrasi mücadelesinden asla vazgeçmeyecek, hukuki mücadele de bunun bir parçasıdır. Biz karamsar değiliz. Bunu tersine çevireceğiz halkla birlikte. Bu davanın kumpas olduğunu, darbeciliğin devamı olduğunu anlatacağız. Türkiye demokrasi güçleri ile bu süreci tersine çevirebiliriz, buna inanıyoruz. Şu andaki kamuoyu algısı da bunu gösteriyor, HDP’ye yönelik bu tavra rağmen oylarda azalma yok. Anlar karar vermiş olabilirler ama asıl kararı halk verir. 

“Bu davaya herkesi çağırıyoruz, gelip gerçekleri görsünler. Muhalefet de gerçekleri görmekte daha ısrarlı olmalı.” 

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2021, 17:16

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER