Şiyar Fırat -ANF

Yakalandığı ölümcül hastalığa rağmen ‘yurt dışı’ yasağı kaldırılmayan Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, ‘yaşam hakkı’ ihlali gerekçesiyle AİHM’e başvuruyor. Demirbaş, 12 Eylül askeri darbesinde ‘yurt dışı’ yasağı ile Ruhi Su’yu öldüren zihniyetin bugün kendisini ölüme terk ettiğini söyledi.

Bundan tam 26 yıl önce 12 Eylül Askeri Darbesi’ni gerçekleştiren Kenan Evren ve ekibinin ‘yurt dışı’ yasağı koyarak tedavisi engellendiği Ruhi Su hayatını kaybetmişti. Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş da yine bir ‘yurt dışı’ yasağı ile adeta ölüme terk edildi.

Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, 2007 yılında bir ilke imza atarak çok dilli belediyeciliği başlatmıştı. Kürt politikacılara yönelik sürdürülen operasyon kapsamında 25 Aralık 2009 günü tutuklanarak cezaevine gönderildi. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 5 Nisan 2010 tarihli hayati tehlikesi olduğunu belirten rapora binaen uzun uğraşlar ve girişimler sonucu serbest bırakıldı. Ancak, doktorlar bacaklarında ortaya çıkan yüksek kan pıhtılaşması nedeniyle Demirbaş’ın hayati tehlikesinin bulunduğunu teşhis ettiler.

GÜL’DEN RET
Türkiye’de tedavisi mümkün olmadığı için Demirbaş’ın yurt dışına çıkması gerektiği raporlarla belgelendi. Demirbaş’ın gün geçtikçe sağlık durumu kötüye giderken, ayağındaki morarmalar ise tüm bacakları ve kollarına yayılmış durumda. Ancak Diyarbakır KCK Davası’na bakan 6. Ağır Ceza Mahkemesi, Demirbaş’ın doktor raporlarına rağmen ‘yurt dışı yasağı’nı kaldırmadı.

Demirbaş’ın avukatları bunun üzerinde bir üst mahkeme olan 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurdu, ancak sonuç değişmedi. Demirbaş için uluslararası kampanyalar düzenlenerek ‘yurt dışı’ yasağının kaldırılması istendi. Demirbaş, durumunun gün geçtikçe kötüleşmesi üzerine ‘yurt dışı’ yasağının kaldırılması için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve TBMM’ye mektup yazarak, bu yasağın kaldırılması için girişimler de bulunulmasını istedi. Ancak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, geçtiğimiz günlerde Demirbaş’a gönderdiği yanıtta ‘yargı bağımsızlığı’ diyerek, bu talebi kabul etmediğini açıkladı.

DEMİRBAŞ ÖLÜMDEN DÖNDÜ...
Durumu gün geçtikçe kötüleşen Demirbaş ise yaklaşık 15 gün önce İstanbul’da gördüğü tedavi sırasında ölümcül bir tehlike atlattı. Demirbaş’ın tedavisi sırasında ayağındaki bir kılcal damarın patladığı öğrenilirken, bunun beyinde olması durumunda hayatını kaybedebileceği belirtildi.

Demirbaş, yargı, Cumhurbaşkanlığı ve TBMM başta olmak üzere çaldığı tüm kapıların kapanması üzerine devletin yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle avukatları aracılığı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ‘adalet’ arayacak. Sağlık durumu ve ‘yurt dışı’ yasağının kaldırılmaması ile ilgili bilgi veren Demirbaş, yurt dışı yasağının kaldırılması için başvurduğu Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanlığı’nın kendisine olumsuz yanıt verdiklerini söyledi. Son olarak İstanbul’da bir süre tedavi gördüğünü ve ölümden döndüğünü anlatan Demirbaş, “Tedavi sırasında bir kılcal damar patladı. Doktorlar zor kontrol altına aldı. Eğer bu beynimdeki bir kılcal damar olsaydı (ki bu risk de var) ölümüm yüzde yüzdü. Ancak her şeye rağmen ruhen ve moralen iyiyim” dedi.

‘RUHİ SU GİBİ ÖLÜME TERK ETTİLER’
Yurt dışı yasağının kaldırılmamasının tamamen politik olduğunu vurgulayan Demirbaş, şunları kaydetti: “Mahkeme ‘kaçma şüphesi’ var diyerek kaldırmıyor. Ancak yaşam hakkı kaçma şüphesinden daha kutsaldır. Ruhi Su için de darbeci general Kenan Evren ‘ya gider de dönmezse’ diyerek ölüme terk etmişti. Bugünkü zihniyet de bunu söylüyor. Ancak ben tanınan bir siyasetçisiyim ve benim kaçma gibi bir durumum olamaz. Bu durumda bana bir şey olursa bunun ahlaki, hukuki ve insani hesabını kim verecek? Bugün Hükümet vergi kaçıranlara yönelik ‘yurt dışı’ yasağını yasal olarak kaldırıyor. Ancak bizim gibi düşüncelerinden yargılananlara ise yasak koyuyor.”

YAŞAM HAKKI İÇİN AİHM’E BAŞVURUYORUM
Demirbaş, hayati tehlikesinin sürdüğünü ve yaşam hakkının ihlal edildiğine dikkat çekerek, ‘yaşam hakkı’ ihlali gerekçesiyle avukatları aracılığı ile AİHM’e başvuracağını belirtti. AKP Hükümeti’nin ‘yargıya karışamayız’ diyerek yasağın kaldırılması talebinin ret edilmesinin ise samimiyetten uzak olduğuna değinen Demirtaş, “Bugün Musa Anter’in oğlu Anter Anter’e özel bir izin çıkarıyorlar. Ben de seçilmiş biriyim ve ölümcül bir hastalığım var. Ancak, sanatçı Ruhi Su gibi ölüme terk etmişler” diye kaydetti.

AYNI ZİHNİYET SU’YU ÖLDÜRDÜ..
Demirbaş’ı ölüme terk eden zihniyet bundan tam 26 yıl önce sanatçı Ruhi Su’yu ölüme götürmüştü. 1912 doğumlu Ruhi Su, öğretmen okulu ve konservatuvar mezunuydu. Komünist Partisi'ne yönelik operasyonda tutuklandı, operadaki görevine son verildi. 5 yıl cezaevinde yattı. 20 ay Konya Çumra'da polis gözetiminde kaldı. Sanat yaşamı boyunca 16 45'lik plak, 12 uzunçalar plak doldurdu. Ölümcül bir hastalığın pençesine düşen Ruhi Su, tedavi için yurtdışına gitmek istedi ama 12 Eylül rejimi izin vermediği için çıkamadı. Evren ve güruhu "gider de gelmezse" diye Ruhi Su'yu tedavi için göndermedi. Ruhi Su, yurtdışına çıkış vizesi beklerken son nefesini verdi.

Ruhi Su'nun cenaze törenine binlerce kişi katıldı ve cenaze 12 Eylül döneminin ilk büyük kitle gösterisi haline dönüştü. Cenazede gözaltına alınan 163 kişi İstanbul siyasi şubede 15 gün süreyle gözaltında tutuldu.