Güler misin ağlar mısın: CHP halkı ‘direnişe’ çağırdı!

Abone Ol

TBMM Anayasa Komisyonu’nun CHP’li üyelerinin yaptıkları ortak açıklama dünkü (27 Ocak 2011) gazetelerin ve tabii haber bültenleri ile bazı tartışma programlarının gözde mevzusu idi. Nasıl olmasın, bu sayın CHP’li milletvekilleri, “vekil” olma sıfatlarını bir kenara koyup “millete”, “toplu direniş” çağrısı yapmışlardı…

Bu vekiller öyle sanıyorum ki Tunus’ta patlak veren Mısır’ı da etkisi altına alan toplumsal kalkışmaların haberlerinin çok etkisi altında kalmışlar. Haziran ayı içinde yapılacak seçimleri dahi beklemeden, bekleyemeden halkın “direnişe” geçmesi için çağrıda bulunmalarını başka neye bağlayabiliriz?

Acaba demokrasiye duydukları inancın pamuk ipliği kadar zayıf olmasına bağlayabilir miyiz? Ya da demokrasiyi filan da bırakalım bir yana, yeniden meclise “milletvekili” olarak gelme umutlarının zayıflamış olmasına?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı koltuğuna oturduğu günden bu yana bu partinin (ki “ana muhalefet partisi” sıfatını taşıyorlar) gün geçtikçe kendi iç disiplinini yitirmiş, dağılan bir parti görünümüne girdiğini gözlemlemek için siyaset kompedanı olmak gerekmiyor.

Hafızalarınızı çok da zorlamadan son günlerde bu partinin yetkilileri tarafından yapılan birkaç açıklamayı hatırlamak yeter. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ergenekon davasının yılmak bilmez avukatı Süheyl Batum, bazı Ergenekon sanıklarını meclise taşıyarak Silivri’den kurtarmak istediklerini söyledi. Basın mensupları doğal bir refleksle Kemal Kılıçdaroğlu’na döndüler. Kılıçdaroğlu’nun konuyla ilgili açıklamaları, daha çok bir “açıklayamama” izlenimi yarattı. Hem Ergenekon sanıklarına sahiplendi, hem “öyle bir şey yok” dedi, hem de “parti meclisi karar verir” dedi; ama bir türlü açık ve net bir üslupla bu görüşle ilgili ne düşündüğünü söylemedi, söyleyemedi…

Sonra CHP’nin, Kılıçdaroğlu ve diğer yetkililerinin aksine “Kürt sorunu” diyen son transferi Diyarbakır Barosu’nun eski başkanı Sezgin Tanrıkulu, “Hakikat Komisyonu kuralım” şeklinde bir görüş ortaya attı. Bu görüşün açıklamasını (ya da “açıklamamasını”) yapmak görevi yine Kılıçdaroğlu’na düştü. Peki ne dedi? Dikkatle izledim. “Partimiz eskiden beri faili meçhullerin aydınlatılmasını istemektedir” türü birkaç cümle. Ama bir türlü dili Kürt sorununun barışçıl, demokratik çözümünün benzer sorunları çözmeyi başaran ülkelerde olduğu gibi “Hakikat ve Uzlaşma Komisyonları” oluşturmayı gerektirdiğini söylemedi, söyleyemedi.

Sonrasında ulusalcıların bayraktarı Batum hocanın çıkışı gündeme geldi ve aynı “naçar” hallerini bu konuda da izledik.

Son olarak yeniden seçilme umutlarını yitirmiş bazı CHP’li vekillerin “toplu direniş” çağrıları konusunda da benzer bir lafı eveleme-geveleme durumuna düştü.

Önce halka “direniş” çağrısı yapan bu sayın vekillere bir çift sözüm var: “Direniş”, “toplu direniş” gibi laflar sizin ağzınıza yakışmıyor. Sizin lafınızla sokaklara dökülecek bir “halk” yok Türkiye’de. Bu gerçeği dahi anlayacak siyasi basiretten yoksun olmaklığınıza ancak acı acı gülünebilir… “Direniş” türü sol jargonlarla “solcu” olmuş olmuyorsunuz. Tıpkı Kurultay konuşmasında delegelere “yoldaşlar” diye hitap etmekle “yoldaş” olunamadığı, “özgürlük isteyin” diyerek de “özgürlükçü” olunamadığı gibi… Bu kavramları kirletmeyin, kendiniz gibi “acınası” hallere düşürmeyin; ayıp!

Hayır; sayın Kılıçdaroğlu için “yeni” bir tespit yapmayacağım. Yeterince zor durumda. Bu dağılma temposuyla seçimlere kadar bile dayanamayacaklar hissi uyandırmaya başladılar bende.

Ama CHP’den “hala” umut çıkarmak isteyenlere de bir çift sözüm olacak elbette.

CHP’den bir cacık olmaz, dostlar, bunu bir kere daha “test” etmeye gerek yok.

Türkiye’nin yitirecek zamanı yok. Sorunları var ama çare ve çözümü, bu sorunların adını dahi telaffuz edemeyen adreslerde aramayalım.

- - - - -

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }