Godot'u Beklerken...

Damat Bakan Albayrak Davos’tan haykırdı: “Türkiye bölgedeki en istikrarlı ülke”. Bölge dediği de Ortadoğu. Yani bombalarla enkaza dönerek parçalanan Irak ile Suriye, tüm dünyanın ambargosu altındaki İran, demokrasinin ve insan haklarının sıfır, petrolün çok olduğu bir memleket olan Suudi Arabistan gibi ülkelerin bulunduğu bölge. Buna kıyasla, Avrupa’nın ekonomik yönden en zordaki ülkeleri Yunanistan, İtalya vs. Ama Türkiye ile bu ülkelerin arasında her açıdan devasa farklar, uçurumlar bulunmakta. Türkiye’nin veliaht prensi pek muhterem kayınbabasından hızlandırılmış ve yoğunlaştırılmış demagoji dersleri almış anlaşılan...

Oysa 100 dolar ihracat yapmak için 65 dolar ithalat yapmak zorunda olmayı sürdürdükçe işimiz çok zor. Tüketici güveni endeksi 1 yıl içerisinden 72’den 58’e kadar düştü. IMF’nin Türkiye için 2019 yılı büyüme beklentisi %0,4. Bunun üzerine, aynı IMF’den “Türkiye’nin beklenenden daha derin bir daralma yaşayacağı tahmin ediliyor” açıklaması da geldi. Evet, Türkiye’nin %0,4 oranında büyümesi beklenirken, aynı yıl ABD’nin %2,5, Euro Bölgesinin %1,6, Çin’in %6,2, Rusya’nın %1,6 ve Hindistan’ın %7,5 oranında büyümesi beklenmekte. Citigroup ise Türkiye ekonomisinin 2019 yılında %3,4 daralacağı tahmininde bulunuyor. Venezüella’nın son bol sıfır atma hamlesinden sonra, Venezüella’daki enflasyon oranı bile Türkiye’nin altına düştü. Dolayısıyla bir ilkokul çocuğu bile kıyaslamalı olarak ne kadar daha geride kalacağımızı hesaplayabilir. İlkokul çocuğu demişken, PISA testi sonuçlarına göre, Türkiye 2003 yılında 41 ülke arasında fende 33., matematikte 35. ve okumada 35. sıradaydı (Finlandiya 1. sırada), 2009 yılında 65 ülke arasından fende 43., matematikte 42. ve okumada 41. sırada (Çin 1. sırada) ve 2015 yılında da 70 ülke arasından fende 52., matematikte 49. ve okumada 50. sırada yer aldı.

Trump ani bir çıkışla Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido’yu Venezüella’nın geçici başkanı ilan etti (herhalde aslisini kendisi atayacak). Maduro’yu düşürmek için tasarlanan ve ABD’nin yanı sıra derhal Kanada ile beraber, Venezüella’nın yakın komşuları Arjantin, Brezilya, Kolombiya, Paraguay, Şili, Peru ve Guatemala tarafından desteklenen bu yeni nesil darbe girişimine o sırada Rusya’da Putin ile görüşmekte olan Erdoğan’dan takviye geldi, Erdoğan “diren kardeşim” dedi. Venezuela ile Türkiye arasında son zamanlarda hızla artan ticari ve siyasi yakınlaşma dikkat çekiyordu. Türkiye ile birlikte Rusya, Meksika ve Bolivya da (en azından şu an için) Maduro saflarında yer aldı. Eski müttefikleri Çin’in konumu henüz belirsiz. Türkiye’nin sürpriz ve hızlı bir şekilde bu destek kararını almasında yeni başkanlık sisteminin etkisi görülüyor. Zira normal eski usulde böyle bir kararın alınması için Meclis’e danışılması ve ilgili bakanlıklarından görüş sorulması gerekirdi. Maduro ayrıca “Venezuela dâhilindeki tüm ABD konsolosluklarının kapatılması” kararını aldı. ABD bu karara uymadı ve Trump’ın danışmanı Bolton “Venezuela’nın petrol gelirinin Guaido’ya aktarılması için çalışma yaptıkları” şeklinde çılgın ve tuhaf bir açıklamada daha bulundu. Her ne kadar yüksek çıkarma maliyetlerinden dolayı bu kaynağı bir türlü avantaja dönüştüremese de, Venezuela dünya üzerinde Suudi Arabistan’dan bile fazla petrol rezervine sahip bulunan bir ülke ve elbette dünyanın başlıca jandarmasının gözü her zaman olduğu gibi bugün de bu doğal zenginliğin üzerinde. Bundan sonraki gelişmeler büyük önem taşıyacak. 1 numaralı Trump düşmanını desteklediğimiz için Trump’tan bir azar daha işitebiliriz, böylece ekonomimiz yeni bir darbe yer. Ya da iş tatlıya bağlanır, ya Trump darbe inadından vaz geçer veya Erdoğan aniden fikir değiştirir.

Ülkemizde başarıyla taçlanan ve takviye edilen bir inkâr ve kibir politikası hüküm sürüyor. Muhalefetin davasına sahip çıkması için ilk önce bir davası olması lazım ki bundan eser yok. Muzip bir ifadeyle neredeyse bir yüzyılı “Godot’u bekleyerek” harcayan ve sayısız defalar çuvallayıp seçmenini hüsrana uğratmakta büyük beceri ve deneyim sahibi olan CHP’de İzmir adaylığı konusundaki Kocaoğlu çatlağından sonra, Sarıgül de parti yönetimine kırgın ve tepkili olduğunu dile getirerek istifa etti. Büyük bir ihtimalle DSP’den veya bağımsız aday olacak. Yani CHP Sarıgül’den başka bir aday göstermek zorunda kalacak, oylar bölünecek. Recep Tayyip Erdoğan 1994 seçimlerinde böyle bir bölünme durumunu fırsata çevirerek seçilebilmişti. Hatırlanacak olursa, o seçimlerde ANAP’ın adayı İlhan Kesici %22,19, SHP’nin adayı Zülfü Livaneli %20,13, DYP’nin adayı Bedrettin Dalan %15,46 oy alırken, Tayyip Erdoğan %25,19 oy oranıyla ufak bir farkla aradan sıyrılarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilerek bir sürprize imza atmıştı… Sonrası ise zaten malumunuz... Artık en azından İstanbul özelinde CHP’nin işi mucizelere kaldı...

Sarıgül’ün “ben 14 yaşımdan beri aynı siyasi çizgide bunuyorum” şeklindeki sözleri gündeme oturdu. Oysa gerçek öyle mi? Evet, Sarıgül CHP’nin başarılı bir siyasetçisidir. En başta SHP’den milletvekili seçilmişti. Sonra DSP’den de belediye başkanı oldu. Orada görev süresi biterken, Cem Boyner’in önderliğindeki Yeni Demokrasi Hareketine geçti. Yeni Demokrasi Hareketi dağıldığında, (Kemal Derviş ile birlikte) yeniden CHP’ye geçti. Daha sonra CHP’den ayrıldı ve tekrar DSP’ye geçti. Ondan sonra, DSP’den de ayrılarak Türkiye Değişim Hareketini kurdu. Türkiye Değişim Hareketi “sol” bir parti olarak ilan edilmemişti. Aksine, Ecevit, Özal ve Erbakan çizgisi benimseniyordu. Oradan ayrılarak tekrar CHP’ye geçti. Ve şimdi CHP’den bir kere daha ayrılarak DSP’ye geçmek üzere. Yani Mustafa Sarıgül “aynı çizgi” ile bu yukarıda tarif edilen geometrik şekle işaret ediyorsa, kendisine ayrı bir saygı duymak gerekir. İşte tipik bir omurgalı Türkiye siyasetçisi aşağı yukarı böyle bir şeydir...

Bir Afrika atasözü şöyle der; “Deniz çekildiğinde karıncalar balıkları yer, deniz geri geldiğinde de balıklar karıncaları yer!..”

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >