Geleceği öngörememek

Abone Ol

Alelacele MİT ve Ceza Muhakemeleri yasalarında değişiklikler yaparak 'polis-yargı' tarafından hükümete yönelik baskının giderilmesi çabası şu değerlendirmelere yol açtı:

1- Kürt sorununun çözümünde hükümet (bunu Başbakan diye anlayın) ve MİT'in benimsediği "yumuşak güç" yaklaşımına karşı polis-yargı koalisyonunun benimsediği "sert güç", yani güvenlik anlayışı karşı karşıya geldi. Alttan alta süren sürtüşme ateş aldı ve açık bir çatışmaya dönüştü. Bu bir siyasal tercih meselesiydi; polis-yargı koalisyonu, kendi siyasal tercihini siyasal otoriteye dayatmaya çalışıyor.

Bu yorum ne kadar doğrudur bilemem ama eğer doğruysa kuvvetler ayrılığı olgusu zedeleniyor demektir. Buna karşı yapılacak hamle, kuvvetler ayrılığını kurumlaştıracak kapsamlı bir hukuk ve yargı reformu yapmaktır. Ama baktığımızda hükümet bunun yerine kısmi ve günü kurtaracak değişikliklerle durumu lehine çevirmeyi yeğliyor. Bunun için yasama gücüne dayanarak yargı üzerinde baskı uygulamaktadır. Bu da başka bir kuvvetler ayrılığı ihlalidir.

Artık şunu görmek gerekir: 12 Eylül hukuku ve onun devletçi (kazanan her şeyi alır veya devlet ne yaparsa odur) mantığıyla dengeli bir idari sistem ve çağdaş bir hukuk devleti kurulamaz. Ya yürütmenin içinde bir kesim veya kurum ya yargı ya da yasamanın çoğunluğu veya onu içeriden sabote edebilecek seçilmiş bir azınlık, kendi denetlediği alan üzerinden diğer kurum ve erklerin alanlarına her an müdahale edebilir. Bunu engellemenin tek yolu kuvvetler birliği üzerine oturan sistemi, demokrasinin olmazsa olmaz ilkesi doğrultusunda erkleri (veya kuvvetleri) özerk kılmak ama hukukun denetimi altına sokmaktır. Yeni anayasa bu anlayışla yapılmalıdır. Eğer 12 Eylül'ün tüm kuvvetleri yürütmenin elinde toplayan yapısı ve kanunları, "güçlü iktidar" adına korunmaya devam edilirse bu sistem, ürettiği çatışmalar nedeniyle işlemez hale gelir. Bugün gördüğümüz bunun sadece başlangıcıdır.

2- MİT, yargının denetiminden kurtarılıp hükümetin öngördüğü iç ve dış politikanın uygulanmasında bir destek unsuru olarak kullanılmaya devam edecektir. MİT'in diğer adı "gizli servis"tir. Pekiyi, bu kurum yasa dışına çıktığında veya ülkenin genel çıkarlarına zarar veren faaliyetlerde bulunduğu zaman nasıl denetlenecek veya hataları soruşturulacaktır? Her türlü memurun cezai takibatını amirinin iznine bağlayan devletçi (yani devleti toplumdan daha üstün ve değerli gören) 1913 tarihli 'Memurin muhakematı hakkında kanun' ilga edileli uzun zaman olmadı (1999). Şimdi bir benzeri mi yapılıp dokunulmaz kurumlar ve kadrolar yaratılmak isteniyor?
Kurtulmak için bunca zamandır uğraştığımız derin devletin eskisini büyük ölçüde tasfiye eden bu hükümet, şimdi kendi eliyle yenisini mi yaratmaktadır? Yarattığında eskiden darbeleri bile seçilmiş hükümetlere haber vermeyen bir teşkilattan bu hükümet gittikten sonra yenilerine ne kadar sadakat beklenebilir? Hatay MİT teşkilatının bu ülkeye sığınmış ve hükümetin destek verdiği Suriye direniş teşkilatından bir albayı düşmanına satmış olması, gelecek için bir gösterge olabilir mi?

Kamuoyunda tartışılan bunlar. Bir de PKK'yı MİT'in diğer Kürt örgütlerini tasfiye etmek için kurduğu ama sonra elden kaçırdığı; son yıllarda da KCK'yı MİT kurmasa bile içine sızıp yönlendirdiği iddiası var. O zaman sormak gerekir: KCK, söylendiği gibi PKK'nın sivil cephe örgütüyse, silahsız siyasal bir kurum olan BDP Kürt sorununun çözümünde nereye oturacak? Hani sorun silahla değil siyasetle çözülecekti? KCK ve İmralı-Kandil çizgisini muhatap alınca silahlı örgütün arkasındaki halk, yani siyasetin asıl aktörü müzakerelerin dışında bırakılmış olmuyor mu? Yine halksız bir siyaset anlayışı ile mi karşı karşıyayız?

Diğer bir konu da, müzakereci veya "yumuşak güç" siyasetine karşı çıkarken polis-yargı, KCK sorgulaması nedeniyle bu örgüt, dolayısıyla PKK içindeki MİT elemanlarını deşifre etmiyor mu? Bir haber alma örgütünün gizliliği kalkınca tersine dönmüş kaplumbağa gibi savunmasız kalır. Şimdi PKK cephesinde başlayacak sorgulamalar, işkenceler ve infazlarla nasıl acılı bir sürecin başlayacağı düşünülmelidir. Yazık değil mi bunca genç insanın sırf siyasal çekişmeler yüzünden yitip gitmesine? Bu ülkeye dayattıkları kendi tek-tip ulus fantezileri nedeniyle yurttaşları birbirine düşürüp bunca yıldır on binlercesini kırdıran siyaset anlayışının sonu ne zaman gelecek?

 

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }