Futbolun Üç K’sı!

Abone Ol

Bilemem elbet, gözaltındakilerin bir suçu var mı?

Söylenen maçlarda şike var mı?

Şike gölgesi düşenler sadece bu yıl, bu maçlar mı?

Çok sevdiğimiz futbol epeydir bir “kir” oyunu.

Kirli oyun” diyemem…

Hem biraz kayırdığımdan, hem onca emekçisine, aşığına, hayatının tek rengi takımı, hayattaki en büyük sadakati oralarda bulanlara saygısızlık etmek istemediğimden.

Kendi kendimizi yerden yere vurmaya da gönülsüzlükten!

 

***

 

Ama, “Kir oyunu” işte!

Temiz ikincilikler”le, “barajı 9.15’e kuran tek takım”la, “büyük düşünemeyenler”le alay edildiğinden beri öyle…

Parası, serveti, kudreti, otoritesi, ihalesi, avanesiyle; milyonların sevgisinin rantını kemirmek için bir kulübü rehin alanlardan beri öyle…

İddialar middialar; kimi taraftarın da, kimi hocanın ve oyuncunun da, kimi yöneticinin de arsızlığını birer pis leke gibi o formaların üstüne döktüğünden beri öyle.

Sadece futbolda değil…

Medyadan iş dünyasına…

Okuldan trafiğe kadar…

Her köşede “başarı”; bir ötekinin hakkını gasp etmek, bir ötekinin terini çalmak, bir ötekini ezip geçmek, bir ötekine bir dirsek atmak, hakkı olmayanı kapmak da sayıldığından beri öyle.

 

***

 

Başkan, yönetici kasıla kasıla itibar ve iktidar bulur…

TV’lerin (gazeteci ve insanlık haysiyetine titizlenenler hariç) yalaka kıdemli yahut yeni yetme harikaları “başkanım” diye yaltaklanır…

Büyük, köklü gazeteler bile; başkanlardan avanta alanı, iki çift reyting yapıyor diye çok şeyi değersizleştirenleri “gazeteci” sayıp baş üstünde taşır…

O futbol ağaları üzerinden…

Bir yandan yeraltı dünyası, bir yandan siyasetin, bürokrasinin, hatta ordunun üst kademeleri el ele tutuşur!

Ordudan ihale alan yöneticiler ile bir Genelkurmay başkanı tribünde takşaklaşır…

Mafyayla halvet olanlar siyasetin tepelerine kadar uzanır.

Piyasa, siyaset ve ulusal ya da yerel bürokrasi de, birer şey sineği gibi o kirin üstüne üşüşür.

 

***

 

Portekiz diktatörü Salazar’a ait olan ama her yere taşınan o meşhur söz vardır ya…

Biz ülkeyi üç F ile; Fado, Fiesta, Futbol ile yönettik” diye…

Tabii çok eksiktir; “İşkence” ve “İnfaz”ın İ’sini, “Korku”nun K’sını, “Baskı” ve “Burjuvazi”nin B’sini unuttuğu için…

Esas en birinci “F”yi, hepsini elinde tutan o melun F’yi, “Faşizm”i unuttuğu için!

Ama alın bu kalıbı; getirin “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti”ne…

Biz de Futbol’u üç K ile yönettik zaten:

Kudret, Kir, Kibir!

İki “K”nın yan yana hecelenince yeterince pislik sayıldığı bir dilde, üç K’nın Kanalizasyonu da Katmerli olur!

 

 

***

 

Ne çıkar, ne çıkmaz, muhtemelen pek bir şey çıkmaz denir, bilemem.

Bir şey çıkarsa, kanıtlanırsa, belki pislikleri giderecek bir yol açılır…

Bir şey çıkmazsa yahut haksızlık yapılmışsa, onca pislik üstüne, futbola bir de bu baskın aculluğu ve lekesi eklenir.

Ama şunu tahmin ederim.

Galatasaray Liseli olduğu için önce Galatasaray forması giymiş, sonra hemen kalbindeki Beşiktaş formasına koşmuş, futbol onu orada derin sakat bıraktığı halde kalemiyle, radyoda ilk maç spikerlerinden olan sesiyle hep futbolla yaşamış, Fenerbahçe Tarihi kitabına içtenliğiyle marş dizesi yazmış, 1963’te İtalya milli maçı arifesi, epeydir mahkum olduğu SSK hasta yatağında, son nefesinden birkaç saat önce dahi maç yorumu yapıp futbolla helalleşerek, sevdası kulübünün bayrağına sarılıp veda etmiş rahmetli babam da...

Bir bir gitmiş o güzel adamlarla birlikte…

Zeki Rıza gibi, Hakkı Baba gibi, Metin Oktay gibi…

Hüzünlenir, üzülür öyle. Orada bile!

Bu işler nasıl işler diye…

Top neden sadece yuvarlak değil diye.

 

***

 

Bizim hüznümüz, öfkemiz biraz da bundan işte!

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }