Feth-i kabir

Abone Ol
Devlet Denetleme Kurulu, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünün “şüpheli” olduğundan hareketle mezarının açılarak (feth-i kabir) otopsi yapılmasını önerdi.
DDK, Özal’ın ani ölümü karşısında Çankaya’daki görevliler, aile çevresi ve yargı organlarınca otopsi yapılmamış olmasını “akıl tutulması” olarak nitelendirdi.
Rapordaki ilginç bir saptama da Özal’ın “şüpheli ölüm”le ilgili soruşturma açılmasını isteyen Özal ailesinin “saç teli” gibi zehirlenme iddialarına kanıt olabilecek verileri DDK dahil, resmi makamlara iletmemiş olması.
Kalp dışında Özal’ın ölümüne neden olabilecek en yakın olasılık Tıbbi Uzmanlar Heyeti raporunda da üzerinde durulan “organofosfat zehirlenmesi”dir.
Özal, 17 Nisan 1993’te Çankaya Köşkü’nde hayatını kaybetti.
Yorucu bir Orta Asya gezisinden dönmüştü. Esenboğa’da uçağın merdivenlerinden güçlükle inerken fotoğrafı yansımıştı medyaya. Son etkinliği Ankara’da katıldığı bir resim sergisi oldu. Ailesi ve koruma müdürü Musa Öztürk’e göre orada içtiği limonatadan zehirlenmiş olabilirdi.
Cumhurbaşkanı Özal’ı yakından izleyen gazeteciler bu olasılığa inanmazlar.
DDK raporunda değinildiği gibi “ölüm nedeni” kadar, ani rahatsızlanma üzerine Özal’ın hastaneye götürülmesi sürecinde gözlenen aksaklıklar ve ihmaller göden kaçırılmamalı.
Turgut Bey, Çankaya Köşkü’nde değil de şehir içinde bir evde oturuyor olsa ailesi ve komşularının müdahalesiyle en yakın hastaneye zaten götürülürdü. Ancak onu sıradan bir yurttaştan farklı kılan cumhurbaşkanı olmasıydı. Cumhurbaşkanı Özal sabah sporunu yaptığı bir cumartesi sabahı rahatsızlandığında özel doktoru Cengiz Aslan yanında değildi.
Cumhurbaşkanlığı’nın resmi doktoruna ise Köşk’te sürekli bir görev verilmediği DDK raporuna geçti.
Özal’ın hastaneye götürüldüğü aracın eskiliği ve yetersizliği, GATA’ya yetişilemeyeceği kaygısıyla Hacettepe’ye sevki, müdahaleyi asistanların yapması, “ihmaller zinciri”nin halkaları olarak değerlendiriliyor.
Ancak şu bir gerçek ki, Turgut Bey’in kendi zaaflarının da ölümündeki payı yadsınamaz.
Kalp ve prostat ameliyatı geçirmişti; son zamanlarda aşırı kilo almıştı seyahat programlarını azaltmak yerine uzun gezilere çıkıyor, yorgun dönüyordu.
Çankaya’da da huzurlu değildi.
Yeni parti kurmaya hazırlanıyordu.
Ömrü yetse Çankaya’da inecekti.
1993, “uğursuz” bir yıldı.
24 Ocak’ta Uğur Mumcu suikastı gerçekleşti. Eşref Bitlis’in uçağı düştü. Sabotaj, denildi. Ardından Özal öldü. Temmuzda Sivas katliamı yaşandı. Kürt meselesinde “ateşkes” bozuldu. Güneydoğu iç savaşın eşiğine geldi.
DDK raporunda Özal’ın ölümüyle ilgili iddiaların önemli bölümünün “soyut” nitelikte olduğu belirtilmekte.
Rapordaki Ecevit hatırlatması da dikkat çekici. Bilmiyoruz, mezarın açılması şüpheleri giderebilir mi?
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }