Ey ‘Can Kırıkları’nın Senaristi, Ne Demek İstiyorsun?

Can Kırıkları adında bir dizi başladı. Orada iki arkadaş minibüse biniyorlar. Minibüs şoförü ve arkadaşı pis pis sırıta sırıta normal yoldan çıkıp bunları ormana götürüyor. Yolda kızlar neden bu yoldan gidiyoruz deyince, o yolda trafik var diyorlar.

Her yolcu ile şoför arasında geçen bir diyalog bu normalde. Ama biz Özgecan’nın karşılaştığı manyak insanlardan sonra bu diyaloga güvenmemeyi öğrendik.

Can Kırıkları dizisinin 1. bölümünde dizinin kahramanı olan iki kızın başına Türkiye’de genç kızların başına gelen belli başlı bilindik olayların bir kısmı geliyor.

Bu hiç normal değil. Hayatın doğal akışına aykırı.

Mesela bu zamanda doğum yapıp, doğumhaneden hapishaneye giden birçok anne var. Geride özürlü çocuklarını, yatalak annelerini, kocalarını bırakanlar var. Karı koca hapse girip komşulara bebeklerini küçük çocuklarını bırakanlar var.

Orada kanser olup ölenler var. Geride bıraktıkları bir süre sonra ölen var.

Bu haberleri okuduğumda, aman tanrım bütün bu olayların hepsi nasıl bir insanın başına gelebilir, diyorum. Ama bunun sebebi olayların birbirini tetiklemesi.

Bu dizide bütün tecavüz vakaları iki kızın başına geliyor hem de peş peşe.

İlk anlattığım olay olduğunda bunları bu sapık heriflerin elinden biri kurtarıyor. Fakat adam onlardan daha sapık çıkıyor. Kızlardan birine normal insan gibi yaklaşıyor aşık ediyor kendine sonra sahte bir nikah ayarlıyor fakat gerdek odasında, yatakta oturmuş adam onları bekliyor. Adam damadın kayınpederi çünkü damat evli.

Kızım ben sana kayınpederi olarak bu herifi anlatayım, diyor adam.

Kız çıldırıyor tabi duyduğu gerçekler karşısında ve kaçıp gitmek istiyor. Damat, diyor ki gidemezsin, seni seviyorum. Hem suçlu hem de kıza tepki verdiği için sinirlenip emirler veriyor. Bağırma, herkes bize bakıyor, diyor. Sonra da ayrılmak istediği için onu uçurumdan atıyor.

Dikkat ederseniz, bu da bir kadın cinayeti konusu.

Kocalar ayrılmak isteyen karılarını pikniğe gidelim diye kandırıp böyle yerlere götürüp uçurumdan atıyorlar.

Yani bu senaristler konu sıkıntısı çekmemişler. Ama benim korkum her bölümde, duydukları kadın cinayetini bu kızların başına sararlarsa, hem seyirci hem de kahramanlar sıçtı, demektir.

Ben bu diziyi seyrederken dedim nedir bu diziyi seyretmekte seyircinin kazancı. Güzel kızlar, yakışıklı erkekler, giysiler, takılar, evler dışında seyirci ne arıyor.

Derdi ne?

Ne görmek istiyor?

Bir seyirci, neden oturur dizinin başına?

Şimdi bu dizi de kadınlar tecavüze uğruyor. Erkekler tanrı. Onlardan buluyorlar belayı ve erkek gibi olduklarında toplum onlara hayran oluyor ve hayatları kurtuluyor. Ya da toplumda güçlü bir adamla – mevki ve ekonomik yönden güçlü- biriyle evlenip statü sahibi oluyorlar. İsterse cümle alem onlara tecavüz etsin, birden güçleniyor, kendilerine güveniyorlar.

Bu da dizi kafası tabi.

İnsan psikolojisi henüz dahil değil bizim dizilerimize, ayrıca bir geçmişleri yok. Yani henüz üç boyutlu olamadı bizim kahramanlar zombi konumundalar.

Burada en çok nefret ettiğim, şey tecavüz eden adamlardan biri sürekli aynı şeyi tekrarlıyor kadın hakkında, diyor ki bizim bağımız var. O beni ret edemez. Biz birbirimize bağlıyız.

Bu diziyi, sırf bu adamın ne demek istediğini öğrenmek için seyrettim.

Ey senarist kafası, siz ne demek istiyorsunuz? Size soruyorum buradan.

Kadına tecavüzcün ile aranda bir bağ var demekle neyin peşindesiniz. Hadi kahramanınız sapık, siz bunu sapık adama kırk kere söyletip neyin mesajını veriyorsunuz.

Benim kafam basmadı.

Ve ben bunun cevabını istiyorum.

Can Kırıkları bir polisiye dizisi, bu kızlar cinsel şiddete maruz kaldıktan sonra polis olmuşlar. Şimdi iki kız aynı emniyette görevli, bir de başlarında yakışıklı bir amirleri var.

Önemli bir cinayeti soruşturmaları lazım ama kendi dertlerinin peşindeler. Amirleri hadi şu işe bakalım diyor, bir dakika amirim şimdi benim bir işim var deyip yanından tırıs geçip, çekip gidiyor kadınlardan biri.

Envai çeşit polisiye dizisi var yabancı televizyon kanallarında. Ama hiç kimse işini bırakıp benim işim var diye kafasına göre takılmıyor, öyle amiri de arkasından ağzı açık bakmıyor.

Polis olan cinsel şiddete maruz kalmış kadının belinde silahı var, eğitim de almıştır herhalde. Kız kardeşini kaçırdığını söylüyor ona cinsel şiddet uygulayan adam. Polis kadın deli gibi sağa sola koşuyor adamın evine gelince. Tacizcisi sırıtıyor sadece. Kadın da sadece bağırıyor. Anahtarı ver diye.

Silahın var. Amirinin söylediğine göre, sen daha okulda ikinci sınıfta amirin tarafından fark edilmiş başarılı bir polissin. Nerede senin başarılı polisliğin? Diyelim bu adam senin zayıf noktan ama sen mutlaka bu kadar sürede polis olduğuna göre bunu atlatmış olmalısın. Hem dizide ilk karşılaşmanız da değil adam daha önce evinin kapısına gelip seninle bağımız var demiş.

Neden kafasına silahı dayamıyorsun da deli dana gibi evin içinde koşuyorsun.

Neyse polis hikayesi olarak şimdilik zayıf görünüyor, kadın hikayesi olarak zaten baştan kayıp bana göre.

Erkek hikayesi zaten. Toplumun baskın cahil yanı tutmuş birilerinin elinden yaz kızım demiş.

Bizim dizilerin olayı budur.

Aynı kanalda Ağlama Anne diye bir başka dizi var. Orada diziyi tanıtırken büyüten mi annesidir çocuğun yoksa onu yetiştiren mi? diye vurgu yapılıyor.

Hakimin dediği gibi getirin bir bıçak bölelim ikiye çocuğu, sorun ortadan kalksın sözü üzerine itiraz edendir anne, diye konuyu kapatmak istiyorum.

Burada benim ilgimi çeken bebeği doğuran annenin, hapse girme nedeni.

Doğumdan sonra bebeğini öldürmek istemiş ve onu hapse atmışlar. Şimdi şartlı tahliye ile dışarıda ve kızını görmek istiyor.

Adamın tekine diyor ki, neden yaptığımı kimse sormuyor.

Korkudan. Abimden, babamdan annemden korktum.

İnsanlar sorunları kendi meşreplerine göre çözerler.

Bir belgeselde kadın şey demişti. Kocam beni terk etti. Çocuğuma süt alacak param yoktu, ben de geneleve düştüm.

Her neyse işte genç bir kadınla bu diziyi konuşuyordum. Anlamadı bile söylediğimi çünkü onun alternatifleri arasında istemediği bebeğini çöp tenekesinin kenarına koymak, cami avlusuna bırakmak yok. Evde bırakıp tatile gitmek, öldüğünde geri dönmeyi planlamak gibi çözümler yok.

Yeni doğum yapan bin kadından bir tanesi, ki çocuğunun kendisini istemediğini düşünür. Onu yabancı, düşmanı gibi görür. Ve öldürmeyi arzular. Bu bir psikolojik rahatsızlıktır.

Dizide vurgulanan ise toplumsal baskı sonucu kişinin karakterine göre bulduğu çözüm.

Sonu nasıl bağlanacak bilmiyorum ama önemli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü insanlar kalıplarını kırmayı farklı açılardan bakmayı henüz bilmiyorlar.

Umarım bu dizi böyle bir alternatif doğurur.

Farklı bir pencere açar.

Ancak diğer yanlarıyla yine erkeklerin aptal zihnini yaşayan kendi zihinlerini rölantiye almış esir kadın örnekleri olan dizilerden biri, Ağlama Anne.

İçinizi bunaltmak istiyorsanız seyredin.

Ben uzun zamandır yerli dizi yazmadığım için, kadın hakkında olduğu için seyrettim.

Güzel günlerde görüşelim ve görüşmelerimiz iyiliklere vesile olsun.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >