Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in, kızını altı yaşındayken bir tarikat üyesiyle imam nikahıyla ‘evlendirmesini’ ve çocuğun yıllarca istismara maruz bırakılmasını anımsatarak Türkiye’nin tarikat ve cemaatlerce karanlığa sürüklendiğini söyledi. 

Baş, “Bu mide bulandırıcı, bu karanlık, bu çağ dışı zihniyete karşı hep birlikte laikliği savunmak zorundayız. Cemaatler, tarikatlar, çocuklarımızı, gençlerimizi, kadınları, geleceğimizi istismar etmesin istiyorsak; 6 yaşındaki çocuklara tecavüz eden, tecavüzü teşvik eden bu cemaatleri, Enes Kara kardeşimizi intihara sürükleyen bu tarikatların, bu zihniyetin Türkiye’de yerinin olmadığını hep birlikte söylememiz lazım. Altı yaşındaki çocuğa tecavüz eden zihniyetin oyunu isteyenin de Allah belasını versin” dedi.

Erkan Baş, TBMM’de bugün basın toplantısı düzenledi.

ANKA'nın haberine göre Baş, TBMM’de görüşülen bütçe teklifini ve görüşme yöntemini eleştirdi. Baş şunları kaydetti:

HÜSEYİN ÖRS, ÖLÜMDEN DÖNDÜ

"Halkın parasına çökme planı tartışılıyor. Emekçinin yoksulun alın terinden yaratılan hazine nasıl iktidar için sermaye için patronlar için kullanılır, nasıl çökülür nasıl yandaşa aktarılır nasıl sarayda o lüks hayat devam eder bunlar konuşuluyor. Görüşmeler başladı diyemiyorum. Yani genelde gazeteler ‘Bütçe görüşmeleri başladı’ diye haber veriyor. Burada bir görüşme falan yapılmıyor. Gördüğümüz üzere Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar cenahı müzakere etmek, tartışmak böyle dertleri yok. Tek bir amaç var; muhalefeti susturmak ve bu saraydan gelen bütçeyi onaylayıp geçirmek. Dün muhalefet sıralarında oturan bir milletvekili Hüseyin Örs, ölümden döndü. Bir kere kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bu iktidar anlayışının bir yansımasıdır.”

'PARAYI SOYSUZLARA HARCAYACAĞIM' DİYOR

Bakın, ilk gün söyledik artık sistematik hale geldi. Türkiye İşçi Partisi’ni konuşturmamak için sistematik bir faaliyet yürüyor. Beş yıldır Meclis’te olan bir parti her bütçe sürecinde işçiler adına, emekçiler adına, yoksullar adına bütçeye dair değerlendirmelerimizi sunmak istiyoruz. İktidar cenahı, ona alet olan Meclis Başkanlığı. Onu da buradan şiddetle protesto ediyoruz. Meclis Başkanlığı ile görüşme talebimiz bile karşılıksız kalıyor. Amaç belli. Amaç muhalefeti konuşturmamak. İktidar her istediğini yapacak ve bu bütçe görüşmeleri bitecek. Kabul etmiyoruz. Türkiye’de işçi sınıfı susmaz, Türkiye İşçi Partisi susturulamaz. Hiçbir güç burada görevimizi yerine getirmenin önünde engel olamayacak. Emekçinin işçinin sesini, sözünü mutlaka hayatın her alanında olduğu gibi Meclis'e de taşıyacağız. Buradan yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum. AKP diyor ki ‘Ben sizin alın terinizden, sizin emeğinizden bu kasayı dolduracağım. Asgari ücretten, ekmekten bile vergi alacağım. Kursağınızdan geçen her iki lokmanın bir tanesini oradan yani kursağınızdan çekip alacağım. Sonra da o parayı götüreceğim suç şebekelerine, yandaşlara, hırsızlara, bu milletin kanını emen soysuzlara harcayacağım’ diyor.

ÇOCUĞUMUZUN BESLENMESİNİ, SÜTÜNÜ ÇALAN BİR BÜTÇE

Değerli yurttaşlar, vergilerimizle doldurulan AKP’nin savaşına, saraya, saray soytarılarına harcadığı o kasada ne var biliyor musunuz? Çocuklarımızın beslenme çantasına koyamadığımız için kahrolduğumuz o meyveler var ya, alıp içiremediğimiz için çocuklarımızın gelişim bozukluğu yaşamasına neden olan o süt var ya burada tartıştırmak istemedikleri bütçe ona çökme, onu çalma bütçesidir. Çocuğumuzun beslenmesini, çocuğumuzun sütünü çalan bir bütçe. Hani ev sahibine veremediğiniz zaman başınızı eğmek zorunda hissettiğiniz kira, okul bitmesine karşı iş bulamadığınız o işler onların hepsi bu bütçeyle yok ediliyor. Ödeyemediğimiz faturalar, borç üstüne borçlar, artık satın alamadığımız kitaplar, gidemediğimiz filmler, yılda iki gün bile yapamadığımız tatiller, bize cehennem ettikleri insanca çalışıp insanca yaşayamadığımız o hayatımız var ya işte burada o hayatımızı çalmak için uğraşıyorlar. AKP’nin hayatımızı çaldığı, bizi rezil bir geleceğin, rezil bir yaşamın kölesi yaptığı bu düzeni başlarına yıkmak için mücadeleye devam edeceğiz."

NE ANLATIYORSUN NEBATİ BEY?

Şimdi iki ayrı enflasyon rakamı açıklandı. Bağımsız kuruluşlar, ENAG, yüzde 170 dedi. TÜİK yüzde 84 dedi. Şimdi baz etkisiyle enflasyon konusunda iyileşme varmış diye hep bir ağızdan masallar anlatmaya başladılar. Gerçekten bu Nebati Bey ne anlatıyor? Ne anlatıyorsun Nebati Bey? Televizyonlara, gazetelere bakıyorsunuz, bu yandaş basına, trol ordularına her yerden yalan üzerine yalan pompalanıyor. Halk bunları izliyor. Ondan sonra sokağa çıkıyor. Markete gidiyor, pazara gidiyor, bakkala gidiyor. Ya televizyonda anlatılanla benim yaşadığım arasında ilişki yok ki? Halkın televizyonda gördüğü bolluk, sokakta gördüğü yokluk. Yarattıkları rejim bu. Bunlar hangi rakamları açıklarsa açıklasın biz gördüğümüzü söylüyoruz. Fiyatlar düşmüyor. Yurttaşlarımızın alım gücü her geçen gün azalıyor. Yoksulluğa isyan ediyoruz. Bu ülkedeki milyonlarca insanın durumu bu. Baz etkisiymiş maz etkisiymiş. Alın o baz etkinizi başınıza çalın. Başka hiçbir işe yaramıyor. Türkiye, utanarak söylüyorum 2022 yılında çocuklarına süt alamayan bir ülke haline geldi. Ve dünyada çalışma saatlerinin en uzun olduğu yani insanların en çok çalıştığı ülke burası ya. İnsanların en çok çalıştığı ülkede en büyük yoksulluğu yaşamaya mahkum edildiği bir ülkeden bahsediyoruz. Şimdi bu üç harfli market zincirlerini gündem yaptılar. Nur topu gibi yeni bir gündemimiz. Pandemi sonrası da patates soğan terör örgütleri çıkmıştı. O zaman da göstermelik depoları bastılar. Ekonomiyi mahvediyorlar, batırıyorlar. Her zaman olduğu gibi bunun suçunu başka birine atıp kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Üstelik bu suçu attıkları marketler bakın aşağı yukarı 1 ay önce burada gündem yapmıştım. Okullardaki çocukları burada ucuz iş gücü olarak çalıştırma planları yapıyorlardı. Kamuoyu tepki göstermeseydi; bu ülkenin okuma çağındaki çocuklarını marketlerde köle, ucuz iş gücü olarak çalıştıracaklardı.

ELEKTRİK, DOĞALGAZ, SU, BU ZAMLARI DA MARKETLER Mİ YAPIYOR

Memlekette her şey iyiymiş, her şey güzelmiş, bir tek marketler kötüymüş. Yani elektrik, doğalgaz, su bu zamları da marketler mi yapıyor? Bunlar da mı marketlerin eseri? Yani bu marketler bu iktidarın dostlarıydı ve bunların döneminde palazlanıp her köşe başına yerleştiler. Milyarlarca lira karı bunların dönemlerinde yaptılar. Esnafı, bakkalı bunların dönemlerinde bu marketler eliyle bitirdiler. Dediğim gibi daha bir ay önce memleketin öğrencilerini burada ucuz iş gücü yapacaklardı ama şimdi sözde bunlarla kavga ediyorlar. Marketlerle ilgili her şey konuşuluyor. Bir tanesinin ağzından ‘Bu markette çalışan işçilerin hali nedir’ diye bir cümle duydunuz mu? Bu markette çalışan, kasada, reyonda çalışan ve çalıştığı marketten su bile içemeyen, içtiği suyun bile parasını ödemek zorunda olan işçinin durumuna dair tek bir laf ettiler mi? Gidin her mahallede, her sokakta marketler var. Konuşun oradaki işçi arkadaşımla. Hangi bir tanesi üç ay önce yaşadığına göre daha rahat yaşıyor? Hangi bir tanesi bir yıl önce yaşadığına göre rahat yaşıyor? En ağır sömürü koşullarında 14 - 16 saat çalıştırılan market işçileri kimsenin aklına bile gelmiyor. Buradan market işçisi arkadaşlarıma seslenmek istiyorum. Buradan marketten alışveriş yapan yurttaşlarımıza da seslenmek istiyorum. Bu kanımızı emen, işçilerin emeğiyle binlerce şube açan patronlara karşı örgütlenin. Bu iktidarın bakmayın şimdiki kavgalarına bu iktidar patronların iktidarı. Bir kişi bile sizi düşünmüyor.

6 YAŞINDAKİ ÇOCUKLA EVLENME SÖZCÜĞÜNÜ NASIL YAN YANA KULLANACAĞIZ

Belki saatlerce günlerce anlatabilirdim bütçe meselesini ama birkaç gündür ülke gündemine giren ve herkesin görmezden geldiği büyük bir rezalet nedeniyle bu sınırlı vaktimi bütçe görüşmelerine ayıramayacağım. Belki ilerleyen günlerde fırsat bulursak gerçekten halkı düşünen bir bütçe nasıl yapılır bunları konuşmak istiyoruz. Biliyorsunuz, bu kürsüden fırsat bulabildiğimiz her yerden bu tarikatların memleketi sürüklediği karanlığı anlatmaya çalışıyoruz. Her alanda bu gericilere, yobazlara karşı mücadele ediyoruz. Hatırlarsınız Ensar yurdundan çocukları istismar edenleri, Aladağ’da yanan öğrencileri, Enes Kara kardeşimizi canına son vermişti ailesinin zoruyla. Şimdi buralarda nelerin yaşandığına ilişkin daha önceki hatırladıklarımız gerçekten bize neler yaşanabileceğine ilişkin pek çok ipucu veriyor. Pek çok şeyi bize düşündürüyor. Ancak bu son öğrendiğimiz olay ya bırakın bir siyasetçiyi, bir devrimciyi. Bir yurttaş olarak, bir kız babası olarak arkadaşlar beni beynimden vurdu. Gazeteci dostumuz Timur Soykan, bir haber yayınladı. İsmailağa cemaati liderlerinden Yusuf Ziya Gümüşel. ‘Öz kızını altı yaşındayken imam nikahıyla aynı tarikattan bir müritle evlendiriyor’ diyorlar da 6 yaşındaki çocukla evlenme sözcüğünü nasıl yan yana kullanacağız. Bu kız çocuğu, çocukluğu boyunca istismara uğruyor ve 2012 yılında bir doktor aracılığıyla bir biçimde konu gündeme geliyor. Ama karanlık eller o zaman da bunu örtbas ediyorlar. Şimdi bütün çocukluğu bir eziyetle geçen bu kadın 10 yıl sonra ancak 10 yıl sonra boşanabiliyor şikayetçi oluyor ve şu anda bir iddianame hazırlanmış durumda.

BURADA ORGANİZE BİR TECAVÜZ, ORGANİZE BİR İSTİSMAR, ORGANİZE BİR ŞİDDET VAR

Bu asla ama asla münferit bir olay değil. Bu öyle bir kişinin iki kişinin yaşadığı bir mağduriyet falan da değil. Bakın öyle olsaydı bile dünyayı yakmamız gerekirdi ama Türkiye’deki bu iktidar destekli gerici yapılanmalarla biliyoruz, binlerce çocuğumuzun yüz yüze kaldığını. Türkiye’nin en büyük sorunlarından bir tanesi açığa çıkmış durumdadır. Bir kadın konuşabildiği için bildiğimiz bir örnek var. Ama konuşamayan binler var. Biz burada basın toplantısı yaparken bile binlerce çocuğumuz bu sapık din tüccarları ağının içine düşmüş durumda. Burada organize bir tecavüz, organize bir istismar, organize bir şiddet var. Bakın bu sapıklar milli eğitimde bile sözde değerler eğitimi diye derslere falan giriyorlar. Ders anlatıyorlar. Çocuklarımızın okullarına giriyorlar. Bunların kaçak yapılarına ruhsatlar veriliyor. Bunların belediyelerden ve merkezi bütçeden milyonlarca lira para aldığını biliyoruz. Bunlar suç işlediğinde mahkemeler çalışmıyor, emniyet çalışmıyor. Bunların örneğini görüyoruz sahte sağlık raporları düzenliyorlar. Bunları bunların para kaynaklarının bunların devletteki dayanaklarını siyasi destekçilerini söküp atmadan bu memlekette hiçbir şey düzelmez çocuklarımızı bu lağım çukurunda bırakırsak bu toplum hiçbir şey yapamaz. Bu topluma yerleşmiş kanser hücresini içimizden söküp atmalıyız. Bunu yapamayan hala susan hala bu cemaatlerden tarikatlardan beklentisi olan bütün partileri terk edin.

HER NE PAHASINA OLURSA OLSUN BU HAYSİYETSİZLERİ BU MEMLEKETTEN SÖKÜP ATACAĞIZ

Her ne pahasına olursa olsun bu haysiyetsizleri bu memleketten söküp atacağız. 6 yaşındaki kız çocuğunu evlendiren, 6 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz eden bu sapkın suç şebekelerini, bu insanlık düşmanı haysiyetsizleri bu memleketten söküp atacağız. Buradan hangi dine inanıyorsa inansın tüm yurttaşlarımıza, inançlı, inançsız, solcu, sosyalist ya da değil vicdanlı haysiyet sahibi emeğiyle alın teriyle yaşayan tüm yurttaşlarımıza çağrı yapıyorum ancak biz el ele verirsek çocuklarımızı kurtarırız. Ancak biz omuz omuza, yan yana, yürek yüreğe durursak bu karanlığı yeneriz yenmek zorundayız. Çocuklarımız için yenmek zorundayız. Bu mide bulandırıcı bu karanlık bu çağ dışı zihniyete karşı hep birlikte laikliği savunmak zorundayız.

'Selahattin Demirtaş teröristtir' pankartı 'ifade özgürlüğü' sayıldı 'Selahattin Demirtaş teröristtir' pankartı 'ifade özgürlüğü' sayıldı

Cemaatler, tarikatlar, çocuklarımızı, gençlerimizi, kadınları, geleceğimizi istismar etmesin istiyorsak; 6 yaşındaki çocuklara tecavüz eden, tecavüzü teşvik eden bu cemaatleri, Enes Kara kardeşimizi intihara sürükleyen bu tarikatların, bu zihniyetin Türkiye’de yerinin olmadığını hep birlikte söylememiz lazım. Bizler bu ülkenin yurttaşları bu karanlığa karşı durmadıkça yüksek sesle buna karşı isyanımızı dile getirmedikçe onlar ülkenin her yerini sarmaya gençlerimizi, çocuklarımızı ve bu ülkenin geleceğini çalmaya devam edecekler ve bu karanlıkla ancak ve ancak laiklikle başa çıkabiliriz. Ne istiyoruz? Devletin tüm inançlara eşit mesafede olduğu, hiçbir grubu kayırmadığı, inanan kadar inanmayanı da koruduğu hiçbir dini grubun diğeri üzerine tahakküm kurmasına izin vermeyen bir laiklik istiyoruz. Tarikat ve cemaat gibi kapalı kapılar ardından kamuda söz sahibi olan, yurt işleten, holding yöneten, servetlerine servet katarken halkın dini değerlerini sömüren bu yapılanmaların bu memlekette yeri yoktur. Hem ceplerini dolduruyorlar hem de toplumu din adı altında istismar ediyorlar. Bu karanlığı ülkede süreklileştirmek istiyorlar. Artık ne güzel ülkemizin ne bizim bu çağ dışılığa, bu çocuk istismarcılığına, bu gençlerin tahakküm altına alınmasına sabrımız kalmamıştır.

ALTI YAŞINDAKİ ÇOCUĞA TECAVÜZ EDEN ZİHNİYETİN OYUNU İSTEYENİN DE ALLAH BELASINI VERSİN

Buradan tüm siyasi güçleri de açıkça uyarıyorum. Üç-beş oy için, yok güçleri varmış, yok kalabalıklarmış… Bu insanlık düşmanlarına üç - beş oy için hoş görünmeye çalışanlara, bunlarla diyalog kurmaya, bunlarla müzakere etmeye çalışanlar da bizim dostumuz falan değildir. Oymuş yok güçleri varmış tek cümlemiz var ya oyları da batsın güçleri de istemiyoruz kardeşim. Altı yaşındaki çocuğa tecavüz eden zihniyetin oyunu isteyenin de Allah belasını versin. TİP olarak söz veriyoruz. Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olmayacak. Ensar’dan Aladağ’a Enes Kara’ya tüm çocuklarımızın hesabını sorana kadar size rahat nefes almak yok. Yaşamlarımızı inançlarımızı özgürlüğümüzü koruyacak bir laikliği mutlaka ama mutlaka yeniden kazanacağız. Çocuklarımızı yaşatmak için bu karanlığı yeneceğiz. Tüm yurttaşlarımız da çocuklarımızı yaşatma mücadelesinde bu karanlığa karşı omuz omuza yan yana durmaya davet ediyorum.”