12 Haziran’da yapılacağı açıklanan seçimlere 4 aydan az bir süre kaldı. Daha önce de yazdım; Türkiye seçim sath-ı mahalline girdi ve “gelenektendir”, bu tür dönemlerde atılan her adım, yapılan her açıklama, düzenlenen her etkinlik seçimlere endekslidir.
İç siyasete damgasını vuran tartışmalar, malum, kısır polemikler olmanın ötesine gitmiyor. Süheyl Batum’un TSK’yı darbe yapmadığı için Mao’dan alıntı bir sözcükle “kağıttan kaplan”a benzetmesini saymazsak, siyasi parti liderleri ve yöneticileri, birbirlerinin günlük konuşmalarına yanıt vermenin ötesinde herhangi bir gayret içerisinde değiller.
Bir de Kıbrıs polemiği oldu. Kıbrıs meselesi, oldum olası iç siyasetin milliyetçi demagojiler üretmeye en elverişli alanıdır. “Kıbrıs milli davamızdır” türü sözcüklerle büyüdük, öyle görünüyor ki bu “dava”yı gelecek kuşaklara miras da bırakacağız. Kıbrıs meselesi, statükocu milliyetçi muhafazakarlığın beslendiği bir konu olma özelliğini daha ne kadar sürdürecek, bilemiyorum. Bildiğim ve görünen tablo, meselenin Kıbrıs halklarının özgür iradesine, demokratik birlikteliğine yönelik bir çözüme kavuşturulması olasılığına hala çok uzak olduğumuzdur. Geçerken belirtmiş olayım; Kıbrıs, Türkiye’deki “derin” oluşumların karargahıdır aynı zamanda. Tıpkı “kara para”nın “aklandığı” belli başlı merkezlerden biri olduğu gibi. Dolayısıyla Kıbrıs meselesinde çözümsüzlük, her iki taraf açısından da kimlerin, hangi güçlerin istek ve arzusudur, varın siz anlayın…
Meclisteki Anayasa Komisyonu üyesi CHP’li vekillerin halka “direniş” çağrısı yapması, siyasetin canhıraş acemiliklerinden bir başka örnek olarak siyasi literatürümüzdeki yerini aldı. Ama Mısır’daki halk hareketi, sahici bir “demokratik devrim” olarak uluslararası kamuoyunun izlediği olaylardan biri olmayı sürdürüyor. Hüsnü Mübarek, halkın direnişi karşısında yetkilerinin bir kısmını yardımcısına devrederek geri adım attı; ama beklentilerin aksine, istifa etmedi. Uzatmaları oynuyor. Sözüm ona “onurlu” bir şekilde geri çekilmeyi zorluyor. Ortaya attığı “geçiş planı”, ordu tarafından da desteklendi. Gelinen noktada, halkın Mübarek’in tümüyle çekilmesi istemi karşısında ordu “darbe” yapmaya cüret eder mi, yoksa Mübarek istifa etmekten başka bir “doğru” seçeneği olmadığına nihayet ikna olur mu, gelişmelerin seyrini bu sorunun yanıtı tayin edecek.
Mısır’daki gelişmeler Ortadoğu’da dengelerin yeniden oluşmasına doğrudan etki edecek bir öneme sahip. Bu anlamda Türkiye de dahil olmak üzere herkesin kendi pozisyonunu bu realiteye göre yeniden gözden geçirmesi gerekecek. Gelişmelerin seyrinden “endişe” duyanlar, bölgedeki diğer ABD kuklası diktatörler ile İsrail. Dolayısıyla Tunus’ta patlak veren ve Mısır’ı sarsan halk hareketlerinin en doğrudan etkilerinin Filistin meselesinde kendisini göstereceğini şimdiden öngörebiliriz. *
İç siyasetin en önemli gündem maddesi, aslında “yeni anayasa” konusu. Fakat “ne tür bir yeni anayasa” konusuna siyasi parti liderleri ısrar ve özenle girmek istemiyorlar. Kısır polemiklerden medet umarken, “sadede” gelmiyorlar bir türlü. Sanıyorum gelmeyecekler de. Zira yeni anayasa tartışmasına girmek, biraz da Kürt sorununda ne tür bir vizyona sahip olduğunu ortaya koymak demek. Aynı zamanda Alevilerin istemleriyle ilgili somut bir yaklaşım ortaya koymak demek. Oysa bu konulara girmek, mesela “milliyetçi” oyları kaçırtabilir; anayasa tartışmasından uzak durmalarının en önemli nedeni bu.
Peki “milliyetçi” oylar seçimlerin sonucu açısından bu denli “hayati” bir önem ifade ediyor mu? Göremedikleri gerçek bu sorunun yanıtında gizli aslında.
Bu arada Kürt sorununda “kritik” tarihlerden birinin eşiğindeyiz. PKK lideri Öcalan daha önce avukatlarına yaptığı açıklamada “Mart ayına kadar bir gelişme olmazsa ben aradan çekileceğim” demişti. PKK yönetimi de kendi içlerinde bir tartışma yürüttüklerini ve bu tartışmanın yakında sonuçlanacağını deklare ettiler. Bu açıklamanın tercümesi, İmralı’da devam eden görüşmelerden hareketle Öcalan’dan gelecek işareti bekliyor olmaları.
Kürt sorununda seçimlerden önce “kritik” önemde bir gelişme yaşanacağını beklememek gerektiği kanısındayım. Ama Kürt sorunu ve PKK eksenli gelişmelerin seçimlerin seyrini doğrudan etkileyecek bir önem ifade ettiğini de herkes biliyor. Dileyelim ki olumlu manada “şaşırtıcı” gelişmeler olsun ve seçimler demokratik, özgürlükçü bir iradenin başarısına zemin olsun.
Çetin Altan’ın kullanmayı çok sevdiği bir ifadeyle; dünya ve Türkiye değişiyor, enseyi karartmayın… Sorunlarımız var; ama her zamankinden daha fazla umutlu olmak için nedenlerimiz de…
*Ben bu yazıyı yazdıktan sonra Hüsnü Mübarek nihayet istifa etti. Mısır halkının direnişi ilk somut sonucunu verdi...