Bir şehirde polisin sokaktan çekilmesi demek, o şehirde ilkel çağların geri dönmesi demektir. Kanunu koyan da uygulayan da sizsinizdir. Bir bakmışsınız, en iyi komşunuz en büyük düşmanınız olmuş. Ya da tam tersi, en büyük düşmanınız silahları kuşanmış, sizi eli silahlı dostlarınızdan korumaya gelmiş. Bir ülkede kötü de olsa bir düzenin olması, hiç düzen
Bugün kendi halkını bombalamaktan çekinmeyen manyak bir diktatörle karşı karşıyayız. Yarın bir gün Akdeniz sularında İDO gemisine bir Libya savaş uçağı sorti yaparsa binlerce insanımızın vebalini hiç kimse veremez.
Donanmayı Libya’ya yollarken önümüzde küçük bir engel daha var.
Donanmanın komuta kademesinin neredeyse tamamı Hasdal’da tutuklu. Özel izinle cenazeye gidebildiklerine göre, özel izinle böyle bir operasyona neden katılmasınlar! Şimdi şaka gibi gelse de bir gün başımıza gelirse “Cüneyt demişti” dersiniz. Görürüm o zaman...
Libya’da ne olup bittiğini anlamak için uluslararası mimarlık yapan bir arkadaşımı aradım. Yıllardır Libya’da iş yaptığı için oradaki havaya daha hâkim. Türk işadamlarının işleri tamamen durdurduğunu söyledi. Aslında Libya’da iş yapmak o kadar kolay değildi. Türk şirketler işlerini idarelerle yapıyorlardı. Kaddafi neredeyse bütün işleri tek tek kendisi inceliyordu. Sonuçta yatırımları EKU adında bir finanslama dairesi yönetiyordu. Bu daire aslında özerk gibi gözükse de ipleri yine Kaddafi’nin elindeydi. İşin ilginci, sanılanın aksine Libya’nın hiç de 3. Dünya ülkesi gibi bir yapılanmaya gitmemesiydi. Ortadoğu ile kıyaslarsak Dubai’den bile iyi bir şehir bölge planlaması yapılıyordu. Bingazi’de yapılan en büyük kültür binasını Türk mimarlar yapmıştı. Bir sonraki binayı ise dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid’in yapması planlanıyordu. Şimdilik hepsi durdu... Asıl muamma, bugüne kadar yapılan işlerin parasının alınıp alınamayacağı. Libya, Türk inşaat sektörü için yurtdışına açılışın simgesiydi. Bir hayal şimdilik ertelendi, projeler kızağa çekildi. Libya’da şimdilik inşaat sektörü can derdinde ve görünen o ki tek kaybeden Kaddafi değil, Türk işadamları da...
Olacak O Kadar programında Levent Kırca derme çatma dekor, zorlama bir makyaj ve çakma stayling ile Muammer Kaddafi’yi canlandırsaydı bu kadar komik bir açıklama izlemezdik sanırım. Libya’nın eli kanlı diktatörü günlerdir beklenen ilk açıklamasını yaptığında elinde beyaz bir şemsiye, başında kulaklıklı siyah bir şapka vardı. Açıklamayı, bindiği eski model İtalyan bir arabanın kapı aralığında yaptı. ‘Köpek yabancı basın mensuplarından ve televizyon kanallarından’ bahsetti. Bugüne kadar hâlâ şüphelerim vardı ama bu görüntüden sonra Kaddafi’nin delirdiğinden emin oldum!
Ben Türkiye’de kimi konularda kalem oynatmaktan korkarım. Korkarım, çünkü düşünceye saygı ile düşünceye özgürlüğün bıçak sırtı gibi keskin olduğu alanlar vardır. Mesela bu yüzden din ile ilgili esprilere her zaman mesafeli bakarım. Çizen karikatürist arkadaşım bile olsa “Allah yoktur, din yalan” diye yazan bir karikatüre, düşünce özgürlüğü kapsamında değil “Yahu inşallah Bahadır’ın başına bir meczup bir şey açmaz” endişesi ile bakarım. Ya da futbol ile ilgili bir espri yaparken 10 kere düşünmeye çalışırım. Bu yüzden Biricik Suden’in FB-BJK maçından sonra komik olarak ‘net’lendirdiği, oysa uçsuz bucaksız yerlere çekilebilecek, “BJK’liler dekolte giymişler, bizim suçumuz yok:))))” şeklinde twitter’a espri yazmasını aklım almaz. Tıpkı eşi Mazhar Alanson’un daha önce Siirt’te çocuk tecavüzcüleri karşısında takındığı esprili tutumu anlamadığım gibi şaşırıp kalırım. Ama gördüğüm kadarı ile bu esprileri bir tek benim aklım almıyor ya da korkutuyor. Yoksa herkes şen şakrak, kakara kikiri, polemiğinden söyleşisine hakara makaraya devam ediyor. Hay bin kahkaha efekti!..