Uzmanlar, kamuya bağlı sağlık kuruluşlarında gebeliği önleyici hizmetlere erişimin zorlaşması sonucu istenmeyen gebeliklerin arttığı konusunda uyarıyor

Türkiye'de kamuya bağlı sağlık kuruluşlarında doğum kontrol yöntemlerine erişimin giderek zorlaştığını belirten uzmanlar, istenmeyen gebelikler sonucu anne ölümlerinin artış gösterebileceğine dikkat çekiyor.

Son yıllarda cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda yapılan araştırmalar, bu alanlardaki haklara erişimde çeşitli sorunlar olduğunu ortaya koyuyor. Doğum kontrol yöntemlerine erişim, bu sorunlardan biri.

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Ensitüsü'nün 2013 ve 2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) sonuçları kıyaslandığında, herhangi bir gebelik önleyici yöntem kullanan 15-49 yaş arası evli kadınların oranının yüzde 73,3'den yüzde 69,8'e düştüğü görülüyor.

Aile hekimliği birimlerinde zorunlu olarak verilen spiral uygulama ve takip hizmeti, 2017 yılında yapılan yönetmelik değişikliği ile kaldırıldı.

Resmi verilere göre, ilk kez 2018 yılında kondom kullanımı rahim içi araç yani spiral kullanımını geçerek en çok tercih edilen modern yöntem oldu.

Gözden kaçırmayın

Funda Arar'dan 'Isparta' kararı Funda Arar'dan 'Isparta' kararı

DW Türkçe’den Burcu Karakaş’ın haberine göre Spiral kullanımı, 2003-2018 dönemi TNSA sonuçlarına göre yüzde 20,2'den yüzde 13,7'e düştü.

"İSTENMEYEN GEBELİKLER ARTTI"

Geçen sene Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Platformu tarafından yayınlanan Türkiye'de Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı: Durum Analizi Raporu'na göre, spiral kullanımının düşük olmasında birinci basamak sağlık hizmetlerinde yaşanan değişim etkili olabilir.

Raporda, "Aile hekimliği uygulamasının birinci basamak sağlık hizmeti sunumunu nasıl değiştirdiğini ele alan birçok çalışmada, birinci basamakta aile planlaması hizmetlerinin kondom ve hap dağıtımıyla sınırlandığını, malzeme temininde sorunlar yaşandığı ve spiral uygulamasının neredeyse ortadan kalktığı belirtilmiştir" deniyor.

Yıllar içinde modern yöntemlerin temininde kamu sektöründen özel sektöre geçişin gözlemlendiğine dikkati çeken rapora göre, doğurganlığın düzenlenmesinde karşılanmamış ihtiyacı olan kadınların oranı yüzde 33.

Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Platformu'ndan Nurcan Müftüoğlu da kamuya bağlı sağlık kuruluşlarında gebeliği önleyici yöntemlere erişimin pandemi öncesi zorlaştığını, bu sorunun halen devam ettiğini söylüyor.

Müftüoğlu, "Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de bu dönemde istenmeyen gebelikler arttı. "Bu dönemde istenmeyen gebeliklerin artmış olması ve bu gebeliklerin sonlandırılmasına yönelik hizmetlere erişimde yaşanmakta olan güçlükler anne ölümlerini gelecekte etkilemeye devam edecek" diyor.

AİLE PLANLANMASINDA KARŞILANMAMIŞ İHTİYAÇ İKİ KATINA ÇIKTI

2008 ve 2018 TNSA'lara katılan tüm kadınların en çok bildikleri modern yöntemler kıyaslandığında, modern yöntemlere ilişkin bilgi düzeylerinin azalmış olduğu da görülüyor. Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Platformu'na göre, bu durum gebeliğin önlenmesi konusunda bilgilendirme ve danışmanlık hizmetlerinde evli olmayan kadınların hedeflenmemesinin bir sonucu olabilir. Sağlık kuruluşlarında sadece evli kadınlara değil gençlere, bekar kadınlara ve menopoz öncesi dönemdeki kadınlara da bilgi verilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Müftüoğlu, aile planlaması hizmetlerinin gerek ulusal mevzuat gerekse uluslararası sözleşmeler gereği kamu sektörünün sorumluluğunda olduğunu hatırlatıyor:

"Spiral için yetkin bir sağlık personelinin olması gerekiyor. Aile Sağlığı Merkezlerinde bu her zaman için mümkün olmayabiliyor. Kimi zaman bu konuda ehil personel olmasına rağmen kontraseptif malzeme olmuyor."

TNSA sonuçlarında, aile planlanmasında karşılanmamış ihtiyacın 1993-2013 arasında giderek azaldığı görülse de, bu ihtiyacın 2018 TNSA'da 2013'ün iki katına çıkarak yüzde 6'dan yüzde 12'ye yükseldiği görülüyor. Bu azalma, gebeliği önleyici herhangi bir yöntem kullanımındaki azalıştan kaynaklanıyor.

Doğum kontrol yöntemlerine ulaşmakta mülteci kadınlar da zorluk çekiyor. TNSA 2018 sonuçları, evli Suriyeli göçmen kadınların yüzde 21'inin karşılanmamış aile planlaması ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor.

Müftüoğlu, "Bu önemli bir bulgu çünkü hem doğurganlığı yüksek bir gruptan bahsediyoruz hem de erken yaşta evliliklerin çok yaygın olduğu bir gruptan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu durum önemli sağlık risklerine yol açabilir" uyarısını yapıyor.

"MEDENİ DURUMA BAKILMAKSIZIN HİZMET VERİLMELİ"

Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği (SGYD) Genel Koordinatörü Pelin Anılan, Türkiye'de kontraseptiflere erişimin zorluğunun yarattığı ihlallerden en çok etkilenen grupların başında gençlerin geldiğine dikkat çekiyor.

Bilgi kaynaklarına erişim zorluğunun gençlerin hangi yöntemin kendileri için en uygun olduğunu tespit etmesini engellediğini belirten Anılan, "Aile sağlığı merkezlerinde kondom bulunmaması, kondom fiyatlarının çok yüksek olması gençler açısından erişimi oldukça güçleştiriyor. Rahim içi araç da evli olmayan gençlerin erişimi açısından oldukça zor" diyor.

Cinsel sağlık hizmetlerinin medeni duruma bakılmaksızın verilmesi gerektiğini belirten Anılan, "Gebeliği önleyici haplar ve acil kontraseptifler ise hem fiyat açısından hem de ayrımcılıkla karşılaşma endişesi yüzünden danışmanlık alınamaması sebebiyle oldukça riskli biçimlerde kullanılıyor ya da hiç erişim sağlanamıyor" diye ekliyor.

Anılan'a göre, cinsel sağlık hizmetlerine erişimin sağlanması güvenli ve bilinçli kararların verilebilmesi açısından oldukça kritik.

Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Platformu'na göre, kadınların doğurganlığına vurgu yapan siyasi söylemler sonucu sağlık sisteminde doğurganlığın düzenlenmesine yönelik uygulamaları sırasında çekinceler oluşuyor.

Aile planlamasının koruyucu sağlık hizmetlerinin önemli bir ayağı olduğunu hatırlatan Nurcan Müftüoğlu, "Doğurganlığı teşvik edici politikalar geliştirilebilir ama bu politikalar temel insan haklarını yok etmemeli. Bu haklara saygı gösterilmeli" diyor.