Yeni adli yıla ilişkin açıklamada yargı bağımsızlığındaki sorunun kronikleştiğini belirten Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, Kürt kimliği ve Kürtçeye yönelik saldırılar konusunda yargıyı etkin rol almaya çağırdı. 

Valinin elini sıkmayan askerler görevden alındı Valinin elini sıkmayan askerler görevden alındı

Diyarbakır Barosu, yeni adli yılın başlamasına ilişkin Diyarbakır Adliyesi önünde açıklama yaptı. Çok sayıda avukatın katıldığı açıklamada konuşan Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, geçen yıl ki adli yıl açılışında, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygının sağlandığı, savunmaya hak ettiği saygının gösterildiği, avukatlara ve örgütlü yapısı olan barolara yönelik soruşturma tehditlerin son bulmasını dileğinde bulunduklarını ancak sorunların çözülmediği gibi artarak devam ettiğini ifade etti. 

‘TOPLUMUN YARGIYA İNANCI AZALDI’

Adalet beklentisini karşılamakla görevli yargının geçen adli yılda verdiği bazı kararlarıyla toplum vicdanında rahatsızlıklar yarattığını söyleyen Eren, bu nedenle toplumun, yargının tarafsız ve bağımsızlığına olan inancı azaldığını, yargıya olan güvende ciddi bir gerileme yaşandığını kaydetti. Eren, “Türkiye’de, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı her dönemin kronik sorunu olmuştur. Oysa her fırsatta belirtiğimiz üzere demokratik ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir toplumda, bireyin ve toplumun en temel güvencesi bağımsız ve tarafsız yargıdır” dedi. 

‘İKTİDARLA UYUMLU OLAN YARGI ÖDÜLLENDİRİLİYOR’

Geride bıraktıkları adli yılda yargının içinde olduğu içler acısı durum bütün çıplaklığıyla kendisini gösterdiğini eleştirisini yapan Eren, “Siyasal iktidarla uyumlu yargı pratiği geliştiren yargı mensupları ödüllendirilip terfi ettirilirken, iktidarı tatmin etmeyen kararlara imza atanlar görev yerleri değiştirilerek cezalandırılmıştır” diye belirtti.  

‘YARGI BAĞIMSIZ OLMAK ZORUNDADIR’

Yargının güç odaklarıyla ilişkilerine değinen Eren, “Yargılama faaliyeti yapan ve adaleti yerine getirmekle görevli mahkemelerin, yani yargının her türlü otorite ve güç odağından bağımsız olmadığı, tam bir tarafsızlık içinde görevini yapmadığı bir düzende; ne bireyin güvenliği ve özgürlüğünden ne de toplumsal barıştan söz etmek mümkündür. Yargı, devlet ve iktidardan bağımsız olması gerektiği gibi; resmi veya gayri resmi her türlü ideolojik, politik düşünce ve inançsal eğilimlerden de bağımsız olmak zorundadır” diye konuştu.

‘YARGI AİHM KARARLARINA UYMUYOR’

Yargının Türkiye’nin taraf olduğu ve kararlarına uyma taahhüdünde bulunduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarına uymadığına işaret eden Eren, bu konudaki ısrarın devam ettiğinin altını çizerek, “Yargı kararlarının icrası hukukun üstünlüğü ilkesinin gereğidir. Kişiye, yere ve zamana göre yargı kararlarını uygulama veya uygulamama yönünde geliştirilen anlayış ülkede hukuk güvenliğine verilen önem derecesine işarettir” şeklinde konuştu. 

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine değinen Eren, sözleşmeye dönüş için hukuk mücadelesinden asla vazgeçmeyeceklerini yineledi. 

CEZAEVLERİNDEKİ HAK İHLALLERİ

Temel hak ve özgürlükler müdahalenin hız kesmeden devam ettiğini vurgulayan Eren, özellikle cezaevlerinde hasta tutukluların sürekli hale gelen ölüm haberlerine yargının sessizliğinin kaygı verici boyutta geldiğini söyleyerek, “İnsanın en temel hakkı yaşam hakkıdır. Bu hak hiçbir koşul ve durumda engellenemez ve askıya alınamaz. İnsanların, bulundukları her ortamda insan onuruna yakışır bir yaşam sürmeleri bütün insan hakları metinlerinin temelini oluşturur.

Yaşam hakkının korunmasının temel kriterlerinden biri de kişinin sağlık hizmetlerine ayrımsız ulaşabilmesi, yani sağlık hakkıdır. Kişinin hapsedilmiş olması onun sağlık hakkını ortadan kaldırmamaktadır. İnfaz erteleme sürecinde Adli Tıp Kurumu’nda muayene edilmek üzere hazır edilen 80 yaşındaki Makbule Özer'e ilişkin, kurumda Kürtçe tercüman olmaması nedeniyle işlem yapılmaması sağlık hakkının ihlaline dair son örnektir. Adli yıl açılışı vesilesiyle bir kez daha bu can yakıcı sorunun çözümü konusunda Adalet Bakanlığını ve yargıyı göreve davet ediyoruz. Sorunun çözümüne katkı sunmak için Adalet Bakanlığı’na yapmış olduğumuz randevu talebine en kısa sürede olumlu cevap verilmesini diliyoruz” diye belirtti. 

KÜRT KİMLİĞİNE SALDIRILAR

Kürtçe üzerindeki baskılara değinen Eren, “Tehlikeli gördüğümüz ve dikkat çekmek istediğimiz bir konuda son süreçte Kürt kimliği ve Kürtçe dilinin kullanımı nedeniyle sıklıkla, nefret söylemine ve saldırılara maruz kalınmasıdır. Şiddet ve kutuplaştırıcı dilin kullanılması, nefret içerir ırkçı saldırıların oluşumuna etki ettiğinden bu dilin terk edilmesi, yargını da bu tür saldırılarda etkin bir rol üstlenmesi gerekliliğin hatırlatıyoruz” diye ekledi. 

AVUKATLARIN MESLEKİ SORUNLARI

Avukatların mesleki sorunlarına da değinen Eren, yeteri kadar hukuk eğitimi sunmayan ve her gün sayıları artan hukuk fakülteleri ile avukatların ekonomik sorunlarının avukatlık mesleğini tehdit ettiğini, sürekli yapılan düzenlemelerle avukatların kazanımlarının ellerinden alındığını, mesleki faaliyet alanlarının daraltıldığını, yürütme ve yargının el birliğiyle avukatları güçsüzleştirerek etkisiz kılmaya, avukatlık mesleğini itibarsızlaştırmak için her fırsatı kullandığını söyledi. Avukatların bağımsız yargının güvencesi olduğuna işaret eden Eren, baskı, tehdit, yargılamalara rağmen susmadıklarını, artık sabretmeye tahammüllerinin kalmadığını belirterek, avukatlara yönelik ekonomik ve fiziksel şiddetin son bulmasını, taleplerinin bir an evvel görülerek tedbir alınmasını istedi. 

Kaynak: MA