Dipten Gelen Dalga

Abone Ol

12 Haziran seçimlerine bir ay kala siyasetin dili sertleşti. Ne politik nezakete ne de etik kurallara yakışmayan bir siyaset üslubu giderek seçim atmosferine egemen olmaya başladı.

Kuşkusuz, ortamın gerilmesinden yarar umanlar olduğu gibi bu yapay polemikleri taktik olarak yapanlar da var.

Son günlerde MHP ile ilgili ortaya çıkan kaset skandalları kimin işine yarar diye baktığımızda; bu durumun, seçim stratejisini milliyetçi oylar üzerine kuran AKP’nin MHP’nin baraj altında kalması niyetiyle örtüştüğünü görebiliriz. Ancak giderek özel bir alan haline gelen bu tür komploların yine özel ve derin bir yerlerden tezgahlandığı görüşü bana daha akılcı ve gerçekçi geliyor.

Öte yandan halen görülmekte olan Ergenekon ve Balyoz davalarının seyrini değiştirmek, bu operasyonları belli bir yerde tutmak isteyenlerin özel hesaplarını da dikkate almak gerekiyor.

Ordu ve yargı içerisindeki etkinliğini yitirmeye başladığını gören bu derin yapılanma, tek çözümün AKP iktidarından kurtulmak ve yerine sözde, milli mutabakat hükümeti kurulmasında görüyorlar.

Yaklaşık iki ay önce yazdığım bir yazıda;” CHP’nin MHP ile oluşturacağı koalisyona Doğu Perinçek’in desteğini alıp, Tuncay Özkan’ı da ekleyip, üzerine bir de Demirel grubunu koydunuz mu, alın size milli mutabakat hükümeti” demiştim. Ve hatta devamla, hangi parti bu seçimlerden ne kadar milletvekiliyle çıkar, bilemem ama bu seçimden en kazançlı çıkacak olan, Demirel grubu olacaktır diye yazmıştım.

O günlerde herkesin yadırgadığı bu formül şimdilerde işletilmeye başlandı. Mehmet Haberal’ın başkanlığında oluşacak Demirel grubu mecliste kilit duruma gelir ve bir yandan CHP ‘yi, bir yandan da MHP’ yi kontrol altında tutabilir.

Ne yazık, bizim endişeli modernlerimiz, ulusalcı laiklerimiz de bu “milli mutabakat hükümeti” ne tav olurlar. Tek başına AKP iktidarının sivil otoriterliğe kayması tehlikesinden çok daha tehlikeli, dipten gelen bu dalgayı görmezden gelirler.

Oysa, bu ülkede tüm eşitsizliklere, haksızlıklara rağmen parlamentoda güçlü bir muhalefet partisine her zamankinden çok daha ihtiyacımız var.

Barış ve huzurun yerleşmesinden yana olan aklı selim herkes bilmelidir ki, derin devletin tezgahı bir sözde “milli mutabakat hükümetinin” parçası olmaktansa, CHP’nin güçlü, yenilenmiş, değişimden yana bir muhalefet partisi olması bu ülkenin daha çok yararınadır.

CHP, son dönemde insanı ve emeği esas alan sosyal projeleriyle estirdiği rüzgarın etkisiyle oylarını artırabilir belki ama içindeki Truva atlarıyla, statükonun askerleriyle, iktidar olması mümkün değil.

CHP’ li dostlarımız kızacaklar eminim ama ne yaparsınız; güneş, balçıkla sıvanmıyor.

Yıllarca bu partiye hizmet vermiş, üst yönetimlerde görev almış bir dolu deneyimli politikacıları; samimi çabalarına rağmen, salt değişimden, yenilenmeden yana tavır alıyorlar diye partiye bile kabul etmeyen, klasik sağcılardan ve Ergenekon sanıklarından medet uman, seksen yaşındaki Oktay Ekşi’yle yenilendiğini sanan CHP’nin yeni yönetimi; kendi tabanında oluşan tepkileri, dipten gelen dalgayı yok sayarak başarılı olamaz.

Bir yanda devletin derinlerinden gelen ve nerede patlayacağı belli olmayan bir dalga, diğer yanda toplumun derinliklerinde oluşan, sessiz çoğunluğun çığlıklarıyla büyüyüp gerçeğin kıyılarını zorlayan güçlü bir dalganın etkisi altındayız.

Ya, son bir çırpınışla, her türlü baskı, korku ve tehditle; yeniden devleti ele geçirmek isteyen statükonun yine ve yeniden esiri olacağız; ya da bu güzel ülkede barış içerisinde bir arada yaşayabilmenin koşullarını yaratacağız.

Bu koşulların oluşmasında CHP’nin ve onun tabanındaki; demokrasi, özgürlük ve değişimden yana, devrimci, demokrat insanlara çok büyük görev düşüyor.

13 Haziran itibariyle CHP; mutlak bir ayrışma sürecine girecektir. Bunu CHP bölünecek diye algılamamak gerek. CHP, eğer yönünü sola döner ve sosyal demokrasinin evrensel değerlerine sahip çıkar, çağdaş bir sol parti olmayı tercih ederse, hem içerisindeki ayrık otlarından kurtulur, hem de şimdikinden daha güçlü, iktidar adayı bir parti haline gelir.

Yok eğer, mevcut vesayetçi sistemle uzlaşma yolunu seçer, Ergenekon a sahip çıkmaya devam ederse işte o zaman dipten gelen dalga kendisine yeni bir mecra bulup, yoluna devam eder.

AKP iktidarının olası tek parti hegemonyasından kurtulmanın yolu; statükoyla uzlaşmaktan geçmez. AKP ye ve ona oy veren kitleleri de yok saymayan, bizim gibi düşünmeyenlerinde içinde yer alacağı, güçlü bir toplumsal muhalefeti örgütlemekten geçer.

Bunun için de halkın sesine kulak verecek, iradesine saygılı olacağız.

 

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }