Benim önümde her gün 5 haber kanalı açıktır. Ofiste çalışmaya başladıktan sonra günün önemli haberine göre bu 5 haber kanalı değişir. Kimi zaman BBC girer, kimi zaman daha önce bakmadığım bir başka haber kanalı. Bir süredir karşımda büyük ekranda El Cezire açık.
Tek tek Arap diktatörlüklerinin yıkılışını canlı yayında seyrediyorum. Yıllar boyu Türkiye dahil dünyanın kabul ettiği, görmezden geldiği bu diktatörlükler tek tek içeriden amansız bir halk ayaklanması ile yıkılıyor. Astığı astık, kestiği kestik hırsız diktatörler için ülkelerinden tüyme vakti! Aslında gidecek yerleri de yok. Kendilerine kapıyı açan tek ülke Suudi Arabistan. Orasının da aslında kendilerinin tüydükleri diktatörlüklerden bir farkı yok. Beni asıl kara kara düşündüren, bu diktatörlüklerle ilişki kurarken, ticaret yaparken, hatta verdikleri ödülleri alırken bir an düşünmeye ihtiyaç duymayan insanların içine düştüğü çaresizlik. Mesela daha kısa bir süre önce Libya diktatörü Kaddafi’nin verdiği Kaddafi İnsan Hakları Ödülü’nü alan Başbakan Erdoğan’ın durumu... Haksızlık etmeyelim, hepimiz biliyoruz ki Türk işadamlarının milyar dolarlık maddi yatırımları ve binlerce işçinin Libya’da çalışmasının Başbakan’ın bu ödülü kabul etmesinde büyük rolü var. Ama dün aldığın ödülü bugün Kaddafi rejimi yıkılırken geri vermek gerçek anlamda bir ikiyüzlülük olur.
Mesela buna Batı’nın ikiyüzlülüğünü örnek verebiliriz. Hüsnü Mübarek’in 4 milyar dolarını yıllardır bankalarında tutan İsviçre, Mübarek devrilir devrilmez paralara el koydu. Yıllardır tıkır tıkır paralar gelirken Mübarek’in diktatörlüğünü sorgulamayan Batı’nın aklı başına daha yeni geldi!Gelmek istediğim nokta ise bunların hiçbiri değil.
El Cezire’de ben eski diktatörlüklerin yıkılmasının ötesinde yeni bir dünya düzeninin Ortadoğu’da kurulduğunu seyrediyorum. 70’lerin soğuk savaş doktrini malum ‘domino teorisi’ hiç ummadık bir yerden, Ortadoğu’da diktatörlükleri yıkarak başladı. İsrail’inden İran’ına, Suudi Arabistan’ından Türkiye’ye kadar bütün ülkeleri etkileyecek yeni bir dünya düzeni dominosu.
Bu dünya düzeninde Türkiye nerede? Asıl mesele bu sanırım. Düne kadar diktatörlerle el sıkışmakta bir beis görmüyorduk. Dün dündür diyelim, peki yarın ne olacak? AB hayalini gömdüğümüze göre şapkadan yeni bir şey çıkarmak gerekebilir. El Cezire’den önce benden duymuş olun...
Biz siyaset yazıyoruz ama ülkenin asıl gündeminde Aref var. Yetenek Sizsiniz’deki sihirbazlık şovu dilden dile dolaşıyor. Herkes İranlı bu gencin bütün bu sihirbazlık numaralarını nasıl çevirdiğini merak ediyor. Dün yaptığımız araştırmalarda olayın hiç de hokus pokus olmadığını, hatta işin içinde paranın satın alabileceği bir teknoloji olduğunu öğrendik, ama Atilla Taş’ın David Copperfield’e yaptığı oyunbozanlığı ben de yapıp keyfinizi bozmayacağım. Merak ettiğim, bu sihir keramet işlerinin son günlerdeki patlamasını neye bağlamamız gerektiği. Cirqu de soleil İstanbul’a geldi, izleyici rekorları kırıyor. Akbank’ın getirdiği Saltimbanco deseniz neredeyse kapalı gişe oynuyor. Yetmezmiş gibi, İranlı sihirbazımız Aref prime-time’da tozu dumana katıyor... Ünlü sihirbaz filmi Prestige’de bir diyalog vardı, hatırlar mısınız? “Biz sadece izliyoruz ve görmek istediklerimizi görüyoruz, gerçekleri değil” diyordu... Aynen gerçek hayatta olduğu gibi değil mi?
Bir süredir Hasip Kaplan’ı twitter’dan takip etmeye başladım. Kendisinin Türkiye’nin birçok önemli meselesi hakkında nasıl geceli gündüzlü çalıştığını hayretle izliyorum. Yalnızca Güneydoğu değil, Torba Yasa, eğitim, ekonomi, Meclis’te tartışılan her konu hakkında çalışıyor, fikirlerini paylaşıyor ve çok sıkı bir muhalfet yapıyor. Gelin görün ki yaptıkları Meclis ya da twitter dışına çıkamıyor. Hasip Kaplan örneği gösteriyor ki BDP’nin ciddi bir iletişim problemi var. Yaptıklarını anlatamıyor. İnanın sırf şu Hasip Kaplan’ın geceli gündüzlü mücadelesini bile anlatabilseler, kendilerine yapılan “Sadece Güneydoğu’nun etnik partisi” eleştirilerini yerle bir edebilirler. Belki de işin içinde başka hesaplar vardır, onu bilemem bakın...
Tik tak, tik tak, Güneydoğu için zaman 1 Mart’a doğru geri sayıyor, farkında mısınız? Biz rutin siyaset ile uğraşmaktan Abdullah Öcalan’ın son tehdidini konuşmayı unuttuk. Oysa Öcalan şartlarının düzeltilmesi için daha önce seçimlere kadar verdiği ‘eylemsizlik’ süresini tekrar bozmuş ve 1 Mart’a kadar şartlarının düzeltilmesi için yeni bir süre vermişti. Ortada bırakın düzeltmeyi, Öcalan’ın adını ağzına alan kimse yok.
Nasıl olsun, önümüzde seçim var, kimse bu topa girmez... Öcalan’ın ise önünde yeni bir örnek var. Mısır’daki Tahrir Meydanı’nı diline dolamış. Diyarbakır’ı Tahrir Meydanı’na dönüştürmekten bahsediyor. Bu yeni bir kavram. Ne olur, nasıl olur bilinmez, ama varsayalım oldu, Güneydoğu’daki gerilimin artması, ülkede yeni bir milliyetçi karşı tepkiyi de doğuracaktır. Bu ise gelişmeleri kenardan seyreden MHP için baraj korkusunu yenmesi anlamına gelecektir. AK Parti ise MHP’yi seçimlerde baraj altına itme planlarının üzerine soğuk
bir su içebilir. Ha bu arada olan yine Türkiye’ye olacak, o ayrı tabii.