"Bu kültürün eğer dünyaya söyleyecek bir sözü yoksa çok yakında yok olur gider anlamına geliyor. Bu kültünün söyleyecek bir sözü olmalı"

16. yüzyılda Tokat'ta yaşamış olan Kul Himmet'in şiirleri günümüzde bilinen ve sevilerek dinlenen birçok Alevi deyişine esin kaynağı oldu.

Halk arasında "Eyvallah Şahım Eyvallah" olarak da bilinen "Bugün bize pir geldi" deyişi de Kul Himmet'in bir şiirinin Aşık Daimi tarafından bestelenmesiyle ortaya çıktı.

Ali Kemal Erdem'in Independent Türkçe'de yer alan haberine göre Bu deyiş 1980'lerde Arif Sağ'ın seslendirmesi ile halkın geneli tarafından bilinir hale geldi.

Arabesk müziğinin sevilen isimleri Müslüm Gürses ve İbrahim Tatlıses de bu deyişi seslendirmişti.

Alevilikle oldukça özdeşleşen deyiş, müzisyen Oğuz Aksaç tarafından geçen günlerde caz müziği stili ile seslendirildi ve YouTube'da paylaşıldı.

"Deyişlerimiz sazla söylenir, kutsaldır. Alevi toplumundan özür dilemeli"

Ancak paylaşımı beğenenler olduğu kadar eleştiren de oldu.

Eleştirenler deyişin orijinalinin bozulduğunu öne sürdü.

Bunlar arasında Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı ve Garip Dede Cemevi Dedesi Celal Fırat da yer aldı. 

Fırat, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda şöyle dedi:

Deyişlerimiz sazla söylenir ve kutsaldır. İnsanların müzikal kariyerleri için birer deneme tahtası değildir. Oğuz Aksaç aykırı olmak adına değerlerimizi deneyemez ve yozlaştıramaz. Kendisi Alevi toplumundan derhal özür dilemelidir.

"Sanatçı üretilenleri yozlaştırmamalı"

 Alevi Bektaşi Federasyonu kurucularından İbrahim Karakaya da Fırat'ın tweetini alıntılayarak şu eleştiriyi getirdi:

Oğuz Aksaç, kendi ürettiği eserler için istediği yorumu getirebilir. Bu hiç olmamış... Bin yılın türküsü etkinliğinde bazı eserler senfoni orkestrası için aranje edilirken özüne sadık kalınmıştır. Sanatçı üretmeli, üretilenleri yozlaştırmamalıdır.

Gözden kaçırmayın

Çavuşoğlu önce Filistin'i, ardından İsrail'i ziyaret edecek Çavuşoğlu önce Filistin'i, ardından İsrail'i ziyaret edecek

"İnançsal anlamdaki bazı değerler orijinali olarak kalmalı"

Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım ise Facebook hesabından "Dostun gülü yaralar beni" başlıklı yazısında, "Kıta aralarında dahil edilen caz müziğinin farklı seslerinin aykırı olması bir yana, telli kuran bağlamadan kopunca, sözler o kadar anlamsızlaşmış ki post-modern göz için dahi gereksiz hale gelmiş bence. Yeniliklere pozitif bakan biri olarak söylemeliyim ki bazı şeyler özellikle inançsal anlamda ki bazı değerler orijinali olarak kalmalı. Mürekkebe su katarsanız pek bozulmaz ama suya mürekkep katarsanız suyu berbat eder.. Umut ediyorum ki Oğuz Aksaç da yaptığı hatanın farkına varacaktır" ifadelerini kullandı. 

Aksaç: Bu semah dönülen bir eser değildir

Oğuz Aksaç, eserlerinde zaman zaman Alevi deyişlerine de yer veren bir müzisyen.

Uzun yıllar Grup Çığ içerisinde yer aldıktan sonra artık mesleğini tek başına icra ediyor.

Türküleri de zaman zaman farklı tarzlarda yorumlayıp, seslendirmesiyle biliniyor Aksaç.

Aksaç, eleştirilere saygılı olduğunu belirtirken haksızlık yapıldığı görüşünü dile getirdi.

O da bundan dolayı eleştirenlere yönelik tepkisini dile getirdi. Öncelikle kendisini eleştiren bazı kişilerin "Alevi kültürü böyle yıpratılmaz" dediğini hatırlatan Aksaç, "Sanki sadece kendileri Aleviymiş gibi. Ben de Alevi bir aileden geliyorum" dedi.

Alevilerin çağlar boyunca müzik, sanat, felsefede dönemin anlayışının ilerisinde bir tutum takındıklarını ifade eden Aksaç, tartışma konusu olan deyişin semahlarda söylenildiği iddiasına karşı çıkarak "Bu bir semah değil bir beste. Bu semah dönülen bir eser değildir" diye konuştu. 

"Biz söylediğimiz için bu kadar sorun oluyor"

"Eğer bu eseri siyahi bir abimiz ya da bir Kızılderili ya da bir Flamenko amcamız söyleseydi bunlar kalkıp ayakta alkışlarlardı" diyen Aksaç, "Biz söylediğimiz için bu kadar sorun oluyor. Yani Aşık Veysel'in köyüne gittiğinizde 'Aşık Veysel'in evi neresi?' diye sorduğunuzda 'Ha körün evi mi? Aha şura' derlerdi. Dünyanın kabul ettiği bir adamı, oraya gittiğiniz zaman öyle tanımlarlar. Kendi yerinde değersizdir o" yorumunda bulundu.

"Bu kültürün dünyaya da söyleyecek bir sözü olmalı"

Alevi değerlerinin yurtdışına ve yabancı değerlere de hitap eder hale gelmesi gerektiğini söyleyen Aksaç, şunları kaydetti:

Biz dünyanın herhangi bir yerindeki bir acının, bir insanın, bir biçimin, bir kültürün sesini, dokusunu hayatı algılayışını, yansıtışını kendi kültürümüzün içerisinde bir yere oturtabiliyorsak, dokundurabiliyorsak, bu kültürü başka bir hayatla, başka bir kültürle, birbirine dokunan ve yaşayan hale getirebiliyorsak buradan bir dünyaya söylenecek bir sözü vardır bu kültürün. Bu kültürün eğer dünyaya söyleyecek bir sözü yoksa çok yakında yok olur gider anlamına geliyor. Bu kültünün söyleyecek bir sözü olmalı. Bu, şu sözü söyleyebilmek için de başka kültürlerin, başka hayatların, başka biçimlerin ruhuna dokuna dokuna yaşamın, başka feryatlarına, başka acılarına, başka hikayelerine kulak vere vere yürümesi gerekiyor. Eğer bunu reddediyorlarsa oradan o kurumlardan bir daha artık ilerici bir değer çıkmaz.

"Bahsettikleri şey tam gericiliktir"

Aksaç, "Şu an bahsettikleri şey tam bir gericiliktir. Bu gericiliğin hiçbir yerinde durmam. 'Özür dilesin' deniyor. Ben senden neden özür dileyeceğim?" diye tepkisi göstererek, "Milyonlar beni takip etsin demiyorum. Bunu anlayacak 300 kişi bana yeter. Hayatın birçok alanına dokunabilen, yenileme isteği duyan, o heyecanı, kıpırtıyı duyan insanlara ulaşmak istiyorum. Böyle 300 insana ulaşırsam 'yaptığım bu eser benim için yeterlidir' derim. Hatta başka bir şey iddia edeyim: Şimdi Fazıl Say gibi vesaire ustalarımızdan 4'ü bu eseri doğru düzgün bir şekilde tanımlasın bu eleştiriyi yapanların çoğu ağız değiştirirler" değerlendirmesinde bulundu.

"Eskiden dedeler bağlama dışında enstrüman edindi de çalmadılar mı?"

İnsanların çoğunun alışılmış değerlerin dışına çıkamadığı görüşünü dile getiren Aksaç, deyişlerin mutlaka sazla çalınması gerektiği yönündeki eleştiriye de şu cevabı verdi:

Eskiden caz armonisi vardı da dedeler bağlama dışında enstrüman edindi de çalmadılar mı acaba? Dedeler armoni bilmiyorlardı. Dedelerimizin ellerinde bir tek bağlamaları vardı. O bağlamayla müzik yaptılar. Eğer dedelerimize gençlik yıllarından itibaren tutup da enstrüman çalma, armoni eğitimi, birinin eline bas gitarı diğerine elektro gitar verselerdi bu müzik mi çıkacaktı acaba. Senin bulunduğun topraklardaki ve dedelerin elindeki tek enstrüman bağlama  olduğu için o müzik çıkıyor ortaya. Yani sen bas gitarı verdin de armoni mi yapmadı Alevi dedeleri? Öyle bir laf söylüyorlar ki ipe sapa gelir tarafı yok. Bağlama olmadan, bağlama melodisi üzerinden yürümeden olmaz diye bakıyorlar olaya. Orada bir edebi güç var. Anadolu müziği özellikle Alevi kültürünün deyişlerin, eserlerin yapıldığı müzikal form aslında edebi bir güçtür. Müzik onun eşitlik etme aracıdır. Bunu öğretmek lazım bu insanlara.

"Bu tür yorumlar ezginin, deyişin lehinedir"

Müzik eleştirmeni Naim Dilmener ise Aksaç'a destek verdi. 

Oğuz Aksaç'ın bir Alevi ezgisini/deyişini caza yakın seslendirmesinin "Kutsal deyişleri canınız istediği gibi yorumlayamazsınız" denilerek tepki gösterildiğini hatırlatan Dilmener, "Neden? Aksaç, ezgiyi/deyişi olabilecek en iyi biçimde yorumlamış. Düzenleme ve orkestra mükemmel ötesi. Kutsal da olsa, bu tür yorumlar ezginin/ deyişin lehinedir. Ne kadar fazla olursa, o kadar iyidir. Tutuculaşmanın alemi yok. Böyle tepkiler, içinde bulunduğumuz ağır tutucu atmosferin etkisinde kalmaktır" diye konuştu.