Deprem soruları

Abone Ol

Van depreminden sonra en çok tartışılan konulardan biri, ‘deprem vergilerinin’ akıbeti oldu. Deprem vergisi denen, 1999 Marmara depreminden sonra geçici olarak bir defalığına konan bazı ek vergilerdi. Amaç, 1999 depreminin verdiği ekonomik zararın giderilmesiydi.
Fakat bu bir defalığına diye getirilen vergiler, 2004 senesine kadar her sene uzatıldı. Sonunda 2004’te dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, ‘Kral çıplak’ deyiverdi:
“Bu vergiler deprem için getirilmedi. Deprem için getirilmiş olsaydı, alınır biterdi. Yani resmen bütçenin ihtiyacı olduğu için toplanan vergilerdir bunlar. Adı ne bunun, deprem vergisi. Milleti aldatmanın âlemi yok. Almışız deprem vergisi diye. Yıllardır devam ediyor. Ne deprem vergisi?”
Bu sert çıkışın ardından da kendine yakışanı yaptı ve ilk başta deprem için çıkarılan Özel İletişim Vergisi’ni kalıcı yapıverdi.
Bugün cep faturalarının dörtte biri bu sebeple devlete gidiyor. Bu vergi bir defalığına deprem için diye getirildiğinde kimse fazla itiraz etmemişti. Neticede çok büyük bir doğal afetle mücadele söz konusuydu. Ancak vergi hukuku akademisyeni Balca Çelener’in yerinde hatırlatmasıyla bir ‘mali anestezi’ operasyonu gerçekleşti ve bu vergi kalıcı hale geldi.
Bugün iktidar mensuplarının rahatlıkla “Deprem vergisi diye bir vergi yok. Özel İletişim Vergisi var. Bunlar devletin kasasına akıyor” demesinin sebebi bu.
Yani bu vergi, yeri geliyor borç ödemelerinde kullanılıyor, yeri geliyor duble yola harcanıyor.
Toplum bu ‘mali anestezi’ ameliyatına ses çıkarmadığına göre yapılabilecek fazla bir şey yok. Belirli bir vergi kaleminin belirli bir hizmete gidip gitmemesi değil zaten sorun. Sorun, zaman içinde nasıl uyutulduğumuz. Ama asıl sorun o da değil. 

Kargaşanın nedeni
Sorunun püf noktası, şu ya da bu vergi fark etmez, devletin deprem konusunda akıl almaz ataleti. Van depremi sonrası, yani felaket sonrası aktarılan paradan bahsetmiyorum. Belli ki şimdilik yeterli para gönderildi. Zaten parasızlığın değil, organizasyon bozukluğunun getirdiği bir karmaşa ortamı var.
Bu karmaşa ortamının en önemli sebeplerinden biri, organize olmayı öğrenememiş devlet birimleri. Fakat bundan daha önemlisi, bu kadar çok binanın yıkılmış olması, yıkılmayanların da içinde oturulmaz halde olması. Deprem sonrası beliren çadır ihtiyacının ana sebebi, binaların çürük olup hemen yıkılması. 

Bir itiraf
Şu ya da bu vergi gelirinden karşılanması bir fark yaratmıyor. Devlet ne kendi binalarını denetleyebiliyor ne de halkın yaptığı binaları. Bugün Başbakan oy kaybetmeyi göze alarak kaçak binaları yıkacağını söylüyor. Demek ki iktidarda bulunduğu seneler boyunca elini kolunu tutan bu oy kaygısıymış. Bu itirafını bir kenara yazıp bundan sonraki performansını izleyeceğiz.
Peki, kaçak olmayan çürük binaları ne yapacağız? Onlara ruhsat veren belediyeleri ne yapacağız? Deprem sonrası çadır kurmak için ayrılmış arazilerde bugün yükselen plazaların hesabını kimden soracağız? “Van’da deprem bekleniyor, binalar çürük” diyen bilimsel raporların dikkate alınmamasını nasıl karşılayacağız?
Bu kaçak binaların yıkılıp mal sahiplerine yeni konutların bir bedel karşılığı verilmesi sisteminin sağlıklı işleyişini nasıl kontrol edeceğiz? Bu işin bir tür rant ve hijyenik soylulaştırma işlemi haline gelmesini hangi yollarla denetleyeceğiz?
Bir de şu var tabii: Binaları denetlemekten ve ruhsat vermekten sorumlu olan belediyeleri bu işi hakkıyla yapmaya nasıl zorlayacağız?
Bunu en iyi Erdoğan bilir. Hem eski bir belediye başkanıdır hem de yıkılan Erciş’in eski belediye başkanı partisinden milletvekilidir.
Deprem bölgelerinde bina denetimi zorunlu olmalı. Denetim masrafının büyük bir kısmı devlet tarafından karşılanmalı. Bina güçlendirme ve gerekiyorsa yıkım işlemlerinin bedeli, kaçak olmayan binalarda binayı yapanlardan ve bu binaları gereği gibi denetlemeyen belediyelerden alınmalı.
Ya da birisi çıkıp, bunun neden böyle olmaması gerektiğini açıklasın. Değil mi Sayın Başbakan?

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }