Davutoğlu'nun 'İtirafları' ve Muhalefetin Görevi

Eski Başbakan Davutoğlu'nun ''itirafları'' son günlerin en önemli siyasi gündemi olmuş durumda. Daha açıkçası AKP içten çatırdamaya başlarken, eski sabık AKP'liler kamuoyuna kendilerini muhalif olarak gösterme telaşı ile yarışa girdiler adeta. AKP sonrası siyasi ortamda suçlarından arınma, yapılan hukuksuzluklardan kendilerini azade kılma savaşı gözlerden kaçmıyor.

Sonlarının yaklaştığını kendileri de anlamış olacak ki, ortaya çıkacak faturanın ağırlığından kurtulacaklarını sanıyorlar. Örneğin eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Davutoğlu'na göre daha temkinli mi desek, daha ''bilge'' mi desek, ''ben olacakları görüp, zamanında uyarmıştım'' diyerek kamuoyunun balık hafızalı olduğu inancında anlaşılan. Oysa sizin cumhurbaşkanlığınızda (her ne kadar kağıt üzerinde de olsa) kuvvetler ayrılığını bitiren ve bugünkü tek adam rejiminin inşasına hizmet eden anayasa değişikliğini hiç bekletmeden ve büyük bir iştahla nasıl imzaladığınızı insanlar unutmadı. Keza, ülkeyi bugünkü Suriye batağına çeken ve emperyalistlerin yedeğinde bir güç olma adına Esad karşısındaki gerici, katil, cihatçı güçleri himaye eden Davutoğlu da ellerinin temiz olduğunu iddia ediyor maalesef.

Davutoğlu şu sorulara cevap versin o zaman?

 -7 Haziran 2015 seçiminden sonraki kanlı saldırılarla ortam terörize edilirken ''anketlerde yükseliyoruz, oylarımız %2 civarında artmış durumda'' diyen kimdi?

-104 kişinin katledildiği, 10 Ekim Ankara Gar katliamını yapan IŞİD'li katiller bu eylemini kimin sayesinde gerçekleştirebildi ?

-IŞİD'li katillere 'bir kaç tane öfkeli çocuklar'' dediniz mi demediniz mi?

- Suruç'ta 32 kişiyi katleden caniler bu katliamı gerçekleştirirken o dönem icranın başı, yani başbakan siz değil miydiniz?

-Cizre bodrumlarında 174 kişinin yakıldığı vahşetin, işlenen kadın cinayetlerinin, ortaya çıkan çocuk istismarlarının ve madenlerde, inşaatlarda can veren binlerce işçinin sorumlusu siz değil misiniz?

-30 Ekim 2014 tarihli MGK toplantısında ''Kürtlere yönelik yeni bir Şark Islahat Planı'' olarak basına yansıyan top yekun savaş kararı, sizin döneminizde alınmadı mı?

-2015 Mayıs ayında HDP'nin Adana ve Mersin il örgütleri, 7 Haziran 2015 genel seçiminden 2 gün evvel 4 kişinin hayatını kaybettiği HDP'nin Diyarbakır Mitingi'ni bombalayan IŞİD'in, emniyetin bilgisi dahilinde çalışmalar yürüttüğü ortaya çıkmadı mı?

-Kürtlerin yaşadığı şehirleri bombalayarak başlarına yıkan, ülkeyi adeta iç savaşın eşiğine getiren, yüzlerce insanın ağır silahlarla katledildiğinde ülkenin başbakanı kimdi acaba?

Anlaşılan Davutoğlu tehditleri bertaraf etmek adına birilerine ''kirli çamaşırları ortaya dökerim'' mesajını gönderiyor. Eski Başbakan'ın 7 Haziran - 1 Kasım arasına dikkat çekmesi tesadüf değil. Çünkü tek adam rejimine giden yol o süreçte netleşti. Kürtlerle çetrefilli olarak da olsa devam eden ''çözüm süreci '' masasının devrilmesi o tarihlerde kesinleşti. Akabinde AKP-MHP ittifakının temeli yine o günlerde kuruldu. 7 Haziran seçimi öncesinde Erdoğan anayasayı değiştirecek 400 milletvekili istemişti. Böylece iki yıl sonra referanduma götürülecek olan ''başkanlık sistemi'' Meclis'te halledilerek mevcut parlamenter rejim ''görevini'' yapmış olacaktı. Fakat beklentiler olmadı. Söz konusu seçim sonrası iktidar çoğunluğunu yitirdi ve Erdoğan seçim sonuçlarını tanımadığını ilan etti...

Davutoğlu'nun son konuşmasından sonra toplumsal tepki artmış durumda. Farklı kesimlerden ''bildiğini açıkla'' sesleri yükseliyor. Eski başbakanın bir şeyleri açıklamasının imkanının olmadığı gün gibi, güneş gibi ortada. Zira kendisi o dönemin siyasi sorumluluk açısından en yüksek mevkidedir. Açıklayamaz. Çünkü söylerim dediklerinin etkisi sadece AKP yöneticileri ile de sınırlı kalamaz. MİT başta olmaz üzere devletin resmi ve gayri resmi silahlı güçlerinin hepsini kapsar.

Yazımızda buraya kadar anlatmaya çalıştığımız, yoğun olarak 7 Haziran-1 Kasım2015 tarihleri arasındaki kaotik süreç ile İstanbul'daki 31 Mart 2019 sandık darbesi ve bugünkü Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediyelerine yapılan kayyım operasyonu arasındaki bağı görmeden siyasi manada bir tavır belirlemek tutarlı olmayacaktır. Çünkü iktidar toplumun iradesini tanımadığını 7 Haziran 2015'de deklare etti. O gün beklenen, doğru, meşru kitlesel muhalif tutum gösterilemedi veya çok sönük kaldı. Hatta kitlelerin kendiliğinden de olsa tepkisini CHP bürokrasisi açıkça engelledi. Böylece o dönemki basiretsizlik bugünkü karanlık günlerin gelişini hızlandırdı. Şimdi ise benzer bir hatayı tekrarlamamak, 31 Mart ve 23 Haziran 2019 kazanımlarını savunmak ve bir üst aşamaya çıkartmak gerekiyor.

Kimse iktidar bloğunun Van, Diyarbakır ve Mardin Büyükşehir Belediyelerine yapılan operasyonla yetineceğini sanmasın. Buna inanmak çok saflık olur. Zira, Erdoğan daha geçen gün ''İstanbul'un teröristlere peşkeş çekilmesine göz yumamayız'' diyerek kayyum hazırlıklarının ip ucunu verdi bile.

Başta CHP ve HDP olmak üzere tüm muhalif güçlerin demokrasi, özgürlük, eşit yurttaşlık, hak, hukuk mücadelesini en son 31 Mart ve 23 Haziran'da bir araya gelen ortaklaşmış muhalefeti koruyup bir üst aşamaya çıkartmak zorundadır. Şiddete karşı çıkarak, meşru zeminde sürdürülen kitlesel mücadele, çatırdamaya başlayan iktidar bloğunun çöküşünü hızlandıracaktır. İktidar bloğunun içindeki çatlaklar, birbirlerine yalancı pehlivan tarzındaki tehditler ilerici, muhalif güçlere sadece savan alevi kabilinden ''moral'' verir. Bu tip kavgalar eskinin içindeki eski ile eskinin kavgasıdır. Eski ile eskinin kavgasından yine bir eski çıkar. Oysa muhalefetin aradığı yolsuzluk, yoksulluk, yasakçılığın, yalanın ve talanın egemen olmadığı, yeni, geleceğe umutla bakılabilen, ülkedeki tüm kimliklerin, kültürlerin, dillerin tanındığı özgür toplum düzeni diye tarif ettiğimiz yenidir.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >