12 Eylül darbecilerine ifadeye çağrı için savcılıktan yazı gönderildi.
Bu konu iki yanıyla önemlidir. Birincisi; artık darbe yapma, planlama bir yana, böyle bir şeyi akıllarından bile geçiremeyeceklerini Kenan Evren dahil, herkes öğrenmiş oldu.
İkincisi; darbecilerden ziyade darbeci zihniyetin yargılanabilmesinin yolunu açmak adına “yetmez ama evet “ diyenleri AKP’nin değirmenine su taşımak, referandum sonrası darbecilerin yargılanması için suç duyurusunda bulunanları da “boş işlerle uğraşmakla” suçlayanlar belki biraz olsun utanırlar.
Önemli olan, çoğu şu an hayatta olmayan, yaşayanları da 80- 90 yaşlarına gelmiş yaşlı insanları hapislerde süründürmek, cezalandırmaktan öte, darbeci zihniyetin mahkum edilmesidir.
Eğer bu yüzleşme, 27 Mayıs sonrası yapılabilmiş olsaydı, belki de 12 Mart, !2 Eylül ve hatta 28 Şubat ve 27 Nisan da olmayacaktı.
Ama 61 Anayasasının getirdiği nispi özgürlük ortamına aldanarak, 27 mayısı bir devrim gibi görüp, yıllarca da bu günü bayram olarak kutlayan statükocu anlayış yüzündendir ki, bu ülkede Deniz Gezmiş ve arkadaşları, yaşı büyütülerek Erdal Eren ve yüzlerce gencecik insan idam sehpalarında, yüzlercesi işkencelerde, binlercesi faili meçhul cinayetlerde can verdiler.
İşte bu vesayetçi anlayış yüzündendir ki, hala Kenen Evren’in isminin caddelerden kaldırılmasına karşı çıkıldı. Üstelik kimi yerlerde, bu ayıp Bodrum Yalıkavak’ da olduğu gibi CHP li belediyeler tarafından yapıldı.
İşte bu yüzden, darbelerin anası sayılan 27 Mayıs dönemi de yargılanmalı, sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunulup, Türkiye bir karanlık dönemle daha yüzleşip, bu ayıptan da kurtulmalıdır.
Adına ister darbe deyin, isterseniz kimileri gibi mahcup bir ifadeyle “düzene başkaldırıdır, ayaklanmadır.” Ya da kimi ünlü sanatçılarımız gibi ”hoşgörülebilir müdahaleler” deyin.
Sonuçta askerin ister emir komuta zinciriyle, isterse içinden bir cunta marifetiyle sivil yönetime el koyarak, halk iradesinin temsilcisi parlamentoyu feshetmesi bir suçtur ve her suçun olduğu gibi bunun da bir cezası vardır. Sorumlularının da cezalandırılması gerekir.
12 Haziran seçimlerinin hemen ardından oluşacak yeni meclisin ilk ve en önemli görevlerinden biri yeni anayasa yapmak olacak.
Son dönemlerde siyasi partilerin, meslek odalarının, Sivil Toplum Kuruluşlarının ve kimi bağımsız platformların anayasa konusunda hazırladıkları raporlar var.
AKP iktidarı ve Başbakan Erdoğan da gördüler ki; tek başına iktidar olsalar ve hatta anayasal çoğunluğu da sağlasalar toplumsal bir uzlaşma sağlanmadan hazırlanacak bir anayasa kamu vicdanında itibar görmeyecektir.
Tek başına bir siyasi partinin ya da iktidarın hazırlayacağı anayasa, ne kadar demokratik, ne kadar çağdaş olursa olsun, toplumun tüm kesimleriyle ortak hazırlanmıyorsa bir yanıyla kadük olacağı gibi, bir yanıyla da her zaman darbelere açık olacaktır.
Ülkemizde hiçbir dönemde sivil bir anayasa konusunda-buna TSK da dahil- bu denli bir mutabakat oluşmamıştır.
Yine ülkemizde hiçbir dönemde barışa bu kadar yakın olunmamıştır.
Geçmişiyle yüzleşen, korkularından arınmış, statükoya başkaldıran bir toplumsal uyanıştan rahatsız olan karanlık ve derin güçler, son bir çırpınışla seçimleri sabote etmeye, siyaseti yeniden dizayn etmeye çalışıyorlar.
Demirellerin, Silivri hayranlarının çabası bu yüzdendir.
Sonuç olarak herkes, şu gerçeği kabul etmek zorunda kalacak.
Darbeler insanlık suçudur. Kimsenin darbesi iyi değildir. “Benim darbem iyidir.” Diyenlere inat, herkes için demokrasi… Hemen, şimdi…