Çürüme Yalanla Başlar

Bu ülkede yaşayan hemen herkeste müthiş bir karamsarlık hüküm sürüyor. Yaşamlarından memnuniyetsizlerin oranı neredeyse yüzde doksan dersem hiç abartı sayılmaz. Zengini de, fakiri de, eğitimlisi ve eğitimsizi de aynı ümitsizlikten payını almış vaziyette. Toplumu birleştiren ve onları bir arada tutulmasının kaynağını oluşturan ortak değerler yok olmuş durumda. Her şeyden evvel iktidarla başlayan ve alışkanlık haline gelen yalancılık, toplumun vazgeçilmez bir düsturu olmuştur.

Siyasi ikiyüzlülük ve sahtekarlık adeta kol geziyor...

Hiç unutmam 2007 yılı Temmuz ayında Bodrum'da ailece tatildeydik. Kaldığımız tatil köyünün tam karşısında Bodrum'un en güzel koylarının birinde yangın çıkmıştı. Onlarca hektar ormanın bir gün içinde kül olduğunu içimiz yana yana seyretmiştik. Eşime; ''Bak buraya otel veya tatil köyü yapacaklar, yangının çıkış nedeni de budur. Yıllar sonra bir daha yolumuz bu taraflara düşer de gelirsek görürsün'' demiştim. 2013 Temmuz'unda tatil için tekrar Bodrum'u tercih etmiştik. O güzelim yemyeşil ağaçlarla süslü, denizle karanın bir ressamın tablosu gibi harika görüntüsüne sahip koyda, beş veya altı katlı beton bloklardan oluşan ucube bir tatil köyünü gördüğümüzde yanılmadığımız kanıtlanmıştı.

Üç günden beri Hatay'ın Belen ilçesinde devam eden yangın alanları için daha evvelden maden ruhsatı alındığı haberini çeşitli medya organlarından okumuşsunuzdur. Her ne kadar Orman Bakanlığı yanan alanlar için ağaçlandırmadan başka bir şeye izin verilmeyecek dese de, bunun hiçbir inandırıcılığının olmadığını düşünmek için kahin olmaya gerek yok. Zira o dönemin hükümet yetkilileri Bodrum'daki yangın için de ayın şeyi söylemişlerdi.

Biliyorum. Bu ülkede yaşayan sağduyulu her insanın benzeri yalanlara tanıklık ettiğine hiç kuşkum yok. Esasen iktidarın uyguladığı halkının sorunlarını ciddiye almayan yönetim anlayışı, yalancılıkla beraber tüm sorunların asıl ve tek kaynağıdır...

Toplum ve ülkenin gerçek taleplerini görmeyen, görmek istemeyen mevcut yönetim sorunlara çözüm üretememektedir. Çözüm üretemeyen iktidar her sorunun başka sorunlar yaratmasına neden olmuş ve devam eden çözümsüzlük geometrik şekilde artarak günlük hayatın normali haline gelmiştir.

Ekonomi çökmüştür... İnsanların 3/4'ü borç içindedir. Genç nüfusun 1/4'ü işsizdir. Ülkedeki genel işsizlik oranı %14'ü aşmıştır. Her ne kadar resmi olarak açıklanan enflasyon oranı %13 deniyorsa da, pazardan alış veriş yapan her sıradan insan, gerçek enflasyonun %30 ila 40'lar civarında gezindiğini yaşayarak görmektedir...

Bu durumda bile iktidar gelir artırmak yerine insanları borçlandırarak mevcut devlet baskısını daha da artırma politikasını uygulamaktadır. Zira borçlu ve baskı altındaki toplumun kendisine biat etmesinin daha kolay olacağı, iktidarın yıllardır uyguladığı yönetim anlayışını oluşturmaktadır.

Yargı, tam bağımlı ve (çok açık olarak) taraflı hale gelmiştir. Bir tek kişinin ağzından çıkan söz, adeta kanun hükmüne dönüşmektedir. Dolayısıyla hiç kimsenin can ve mal güvenliği kalmamıştır. HDP'nin kazanmış olduğu hemen hemen tüm belediyelere el konularak kayyım atanmıştır. Bu olay bile haksızlığın, hukuksuzluğun boyutunu göstermektedir. Van'da tarlada çalışan altmış yaşlarındaki iki köylünün devletin helikopterine alınarak havadan atılması iktidar sözcülerince normal bir olay olarak açıklanmaktadır.

İktidar toplumsal desteğini gün geçtikçe hızla yitirmektedir. Bu durum onu daha saldırgan ve muhaliflerine karşı daha acımasız yapmaktadır. Rıza üretemeyen ve topluma anlatacak hikayesi kalmayan her iktidarın tek seçeneği, iktidar gücünü en ceberut şekilde kullanması olmuştur. İktidarın bu baskıcı yönetim anlayışı ile iktidarını hala sürdürüyor olması toplumda derin bir karamsarlık ve umutsuzluk yaratmaktadır.

Muhalefetin en büyük gücüne sahip CHP ise, ''aman dikkat, ellerine koz vermeyelim, bizi din düşmanı sanmasınlar'' gibi siyasi gerçeklikten uzak bu tavrıyla iktidara karşı beklenen muhalif duruşu gösterememektedir. Bu da iktidarın her hamlesinde ''başarı'' kazanmasına neden olmaktadır. Oysa demokrasi, iktidarı denetleyen muhalefet olmadan oluşamaz !

Neticede, oldukça sınırlı olan legal ve demokratik, meşru mücadele alanı, anayasal hak ve özgürlükler zemini her geçen gün daha da daralmaktadır. Aslında yapılan kamuoyu yoklamalarına göre muhalif kesimlerin oy oranının %60'ları geçtiği görülmektedir. Ülkede haktan, hukuktan, eşitlik ve adaletten yana olan muhaliflerin potansiyel olarak oldukça büyük bir gücü ve sayısal çoğunluğu temsil etmesine rağmen dağınık yapısı onları sürekli germektedir...

İktidarın tek adam rejimini kalıcılaştırmak için baskıyı, yalanı, riyakarlığı artıracağı ve anti demokratik yollardan vazgeçmeye niyetinin olmadığı gün gibi, güneş gibi ortadadır.

Demokrasi, hak ve özgürlükleri yok sayan, evrensel hukukun üstünlüğüne inanmayan, toplumsal dayanışmayı engelleyen ve toplumdaki farklılıkları kabul etmeyen bir iktidar anlayışıyla ekonominin çöküşü durdurulamayacağı gibi, toplumsal çürüme de hızlanacaktır.

Sonuç olarak, bu koşullarda tüm muhalefet kesimlerinin bir araya gelerek bugüne kadar yürütülen mücadele anlayışını köklü bir şekilde gözden geçirmek gerektiği ortaya çıkmıştır.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >