DİSK 52 yaşında: Vakit işçi sınıfı için yeniden ayağa kalkış vaktidir

Çerkezoğlu, DİSK’in 1960’larda yükselen sosyal mücadelelerin ve sınıf kavgasının içinden doğduğunu ifade etti

DİSK 52 yaşında: Vakit işçi sınıfı için yeniden ayağa kalkış vaktidir

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 52. Yılını Saraçhane Parkında yapılan açıklama ile kutladı.

Burada konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “İşçi sınıfının 1961’de ayağa kalktığı yer olan Saraçhane Meydanında, 58 yıl sonra bir kez daha ifade etmek isteriz ki; vakit işçi sınıfı için yeniden ayağa kalkış vaktidir. Çünkü ülkemiz ve dünyamız büyük bir felaketle karşı karşıyadır” dedi.

13 Şubat 1967 yılında kurulan DİSK, kuruluşunun 52’inci yılını Saraçhane Parkında yaptığı açıklama ile kutladı. Açıklamaya DİSK’e bağlı sendikaların yanı sıra CHP Milletvekili Kani Beko, Süleyman Çelebi, Gürsel Tekin, Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan ile parti yöneticileri, Halkevleri Genel Başkanı Nuri Günay da katıldı. 

DİSK’in 1960’larda yükselen sosyal mücadelelerin ve sınıf kavgasının içinden doğduğunu ifade eden DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu şöyle konuştu:

“Bugün burada toplandığımız Saraçhane Meydanı, DİSK’in kuruluşuna giden yolda önemli bir kilometre taşıdır. Burası, Saraçhane Meydanı Türkiye işçi sınıfının ayağa kalktığı yerdir. 31 Aralık 1961’de sendika, toplu sözleşme ve grev hakkını savunmak için on binlerce işçi Saraçhane meydanını doldurdu ve o gün işçiler bir sınıf olarak sahneye çıktılar. Saraçhane mitinginin ve sonrasının giderek yükselen işçi sınıfı hareketinde filizlenen DİSK, 50 yılı aşkın bir süredir bu topraklara kök saldı.”

‘ÜLKEMİZ VE DÜNYAMIZ BÜYÜK BİR FELAKETLE KARŞI KARŞIYA’

“Türkiye işçi sınıfının 1961’de ayağa kalktığı yer olan Saraçhane Meydanında, 58 yıl sonra bir kez daha ifade etmek isteriz ki; vakit işçi sınıfı için yeniden ayağa kalkış vaktidir. Çünkü ülkemiz ve dünyamız büyük bir felaketle karşı karşıyadır” diyen Çerkezoğlu şöyle devam etti:

“1970’lerin sonlarından bu yana, emeğin toplumsal, siyasal ve sendikal gücünü kırmaya dayanan sermaye politikaları, yani neoliberal politikalar dünyayı büyük bir sosyal, ekonomik, siyasal ve çevresel felakete sürüklemektedir. Uzun ve zorlu mücadelelerle kazanılmış olan toplumsal ve sendikal haklar tahrip edilmiş, sömürü, eşitsizlik ve adaletsizlik derinleşmiş, çalışma güvencesizleşmiştir. Sadece sosyal ve sendikal hakları değil, siyasal hakları da umursamayan neoliberal küreselleşme demokrasi karşıtlığını güçlendirmiş, otoriter rejimler tüm dünyada güç kazanmaya başlamıştır. Eşitsizliğin ve yoksulluğun derinleştiği koşullarda, otoriter-popülist rejimler sermayenin çıkarlarını korumak için demokratik kazanımları ortadan kaldırmayı birincil görev olarak almış; ırk/cinsiyet/inanç ayrımcılığını körükleyen, insanlığın ve emeğiyle yaşayanların birleşip haklarını savunmasını engelleyen siyasi liderler/partiler küresel çapta güç kazanmıştır. İşçi sınıfı mücadeleleri ve devrimleriyle kazanılan sosyal ve sendikal haklar ve bunlara dayalı toplumsal sözleşmeler sermaye ve hükümetler tarafından yok edilmektedir. Neoliberal, anti-sosyal ve otoriter dünya tasarımı gezegenimizi bir felakete, bir barbarlık çağına doğru sürüklemektedir.”

‘YENİ REJİM SERMAYE VE İKTİDARININ DEVAMI DIŞINDA BİR ŞEYİ UMURSAMIYOR’

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı altında kurulan yeni rejim, sermaye birikiminin çıkarları ve kendi iktidarının devamı dışında hiçbir şeyi umursamadığını ifade eden Çerkezoğlu, “Hukuk devleti ile birlikte sosyal ve sendikal haklar da tahrip edilmektedir. Grev yasaklamakla, işçilerin anayasal hakları olan grev ve toplu sözleşme düzenini fiilen yok etmekle övünebilen bir Cumhurbaşkanı ve bir siyasi irade ile yönetiliyor olmamız bunun en somut göstergesidir. Ekonomik kriz sosyal ve sendikal haklardaki tahribatı daha da artırmaktadır. Ekonomik krizin faturasının krizin sorumlularına değil de çalışanlara kesilmesi, enflasyon, pahalılık ve işsizlik; sorunları daha da ağırlaştırmaktadır. Otoriter başkanlık rejiminde kararların giderek tek kişide toplanması, sorunların çözümünü ve işçilerin hak aramasını daha da zorlaştırmaktadır. Sermayenin çıkarları doğrultusunda, böylesine hukuksuz ve keyfi bir biçimde yönetilen bir ülke, işçi sınıfı başta olmak üzere halkın yüzde 99’u için yaşanabilir bir ülke olmaktan daha da uzaklaşmaktadır” diye konuştu.

‘YÜZDE 1’İNİN DEĞİL, YÜZDE 99’UNUN KORUNMASINI HEDEFLEMELİDİR’

Emekçilerin alım gücünü arttırmayan, işsizlere iş yaratmayan, kadınların istihdama katılımının önündeki engelleri kaldırmayan ekonomik büyüme masallarının işçi ve emekçiler için hiçbir inandırıcılığının kalmadığını söyleyen Çerkezoğlu şöyle devam etti: “Yaşanabilir bir ülke için emeği, demokrasiyi, barışı, laikliği temel alan; akla, bilime ve sosyal hukuk devleti anlayışına dayalı yeni bir toplumsal sözleşme şarttır. Bu toplumsal sözleşme esas olarak nüfusun çoğunluğunu oluşturan ve ülkenin tüm değerlerini üreten işçi sınıfının taleplerini esas almalı, toplumun sermaye ve servet sahibi yüzde 1’inin değil, yüzde 99’unun korunmasını hedeflemelidir.”

İŞÇİLERİN TEMEL TALEPLERİ SIRALANDI

Çerkezoğlu işçilerin temel taleplerini ise şu şekilde sıraladı:

*Sendikalı olmak biz işçiler için en temel yasal ve Anayasal haktır. Sendikal örgütlenmenin önünde engel olan işkolu ve işyeri/işletme barajları kaldırılmalıdır.

*Sendikal nedenli işten çıkarmalara karşı iş güvencesi yaptırımları güçlendirilmeli ve işler hale getirilmelidir.

*Grev hakkı eksiksiz olarak tanınmalıdır. Grev erteleme adı altında uygulanan grev yasaklarına son verilmelidir.

*Ücretler enflasyona karşı korunmalı, işçilerin ve tüm çalışanların krize karşı korunması için ücretlere en az enflasyon oranında zam yapılmalıdır.

*KHK ile yapılan ve başından itibaren bir eşitsizlik ve adaletsizlik yaratan taşeron işçilerin kadroya alınmasında yaşanan ayrımcılığa son verilmelidir. Kamu işçisi olarak kadroya alınmayıp belediye şirketlerine geçirilen taşeron işçilerin yaşadığı mağduriyet ortadan kaldırılmalı ve kamu işçisi olarak kadroya alınmalıdır.

*Kamuya ve belediye şirketlerine geçirilen taşeron işçilere ikinci sınıf işçi muamelesi yapılmasından vazgeçilmelidir. 4+4 zam uygulanmasına son verilmeli, kamuya ve belediye şirketlerine geçirilen işçilere aynı işi yapan işçilerle eşit ücret verilmeli ve özgür toplu sözleşme hakları tanınmalıdır.

*Emekli aylık ve gelirleri enflasyon ve milli gelir artışı dikkate alınarak derhal güncellenmeli, asgari ücretin altında kalan tüm emekli aylık ve gelirleri derhal asgari ücret düzeyine çekilmeli, emeklilikte yaşa takılanların sorunları çözülmeli, yaratılan bu mağduriyet ortadan kaldırılmalıdır.

*Türkiye dünyanın en adaletsiz vergi sistemlerinden birine sahiptir. Vergilerin dörtte üçü ücretliler ve tüketiciler tarafından ödenmektedir. İşçi sınıfı üzerindeki çifte vergi yüküne son verilmeli, vergideki bu büyük adaletsizlik ortadan kaldırılmalı, asgari ücret tümüyle vergi dışı bırakılmalı ve net olarak ödenmelidir. Yüzde 15’lik ilk dilim vergi oranı yüzde 10’a düşürülmeli, vergi dilimleri en az enflasyon ve milli gelir artışı oranında yükseltilmelidir. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmalıdır.

*Yaşadığımız ekonomik krizin en önemli sonucunun artan işsizlik olacağını bugün ülkeyi yönetenler de kabul ediyor. O nedenle toplu işten çıkarmalar yasaklanmalıdır.

*İşsizlik Sigortası Fonu siyasal iktidarın arpalığı olmaktan çıkarılmalıdır. İşsizlik sigortasından yaralanmak için son üç yılda 600 gün olan yararlanma koşulu 180 güne indirilmeli ve işsizlik ödeneklerinin miktar ve süresi uzatılmalıdır.

*Ücret Garanti Fonu uygulaması iyileştirilmeli, işçilerin en az altı aylık ücret alacaklarını ve tüm diğer alacaklarını güvence altına almalıdır.

*“Herkesin çalışması için, herkesin daha az çalışması” ilkesi doğrultusunda haftalık çalışma süresi gelir kaybı olmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.

Kaynak: Evrensel

Güncelleme Tarihi: 14 Şubat 2019, 15:54
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER