Teyzem yalnız başına Yeşilköy'de yaşıyordu. Kaçaklığın en zor zamanlarında ona sığındım.
Kuzenim Deniz aradı, Cahide teyzemin Mersin’de yaşamını yitirdiğini söyledi. Bir süredir ağır hastaydı. Dün de onu Tarsus’un Namrun Yaylası’nda toprağa verdiler. Anneannem de orada yatıyor.
Namrun’un mezarlığı, bizim mahallenin yanında. Çocukluğumuzda azıklar hazırlanır, mezarlığın yanındaki ‘Çamlık’a kahvaltı etmeye giderdik. Kozalak ateşinde çaylar kaynatılır, geniş aile hep birlikte eğlenirdik. Arada bir yaylaya gittiğimde ilk yaptığım Çamlık’a doğru yürümek olur. Bedriye teyzenin ‘Tek çam’ında soluklanır, yoluma devam ederim.
Namrun’un birçok Tarsuslu gibi annemin, teyzemlerimin ve bizim hayatımızda önemli bir yeri var. Emin dedem bakırcıydı. Yaylada da dükkânı vardı. Kış biter bitmez anneannemle yaylaya taşınırlar, dükkân orada açılırdı. Tarsus’taki dükkânda kalfası Agop amca mı kalırdı, yoksa tamamen kapatırlar mıydı, hatırlamıyorum.
Annemler yedi kardeşti. Anneannem en büyük teyzem Remziye’yi “Kaç Kaç’ta doğurdum” diye anlatırdı. Fransızlar Çukurova’yı işgal edince Tarsuslular yaylaya kaçmışlardı. Bu yüzden o günler Kaç Kaç diye anılıyordu. (1920). Mustafa dayım, sonra Cahide teyzem ve sonra annem doğmuştu.(Sefa, Güngör ve Nuran onları takip etmişti).
Cahide teyzemle annemin yaşları birbirine çok yakındı, yaşamlarının önemli bölümü de yan yana geçti. Annem ve teyzem eşlerini genç yaşta yitirdiler. Ömürlerinin büyük kısmı ‘çocuklarının peşinde’ geçti. 12 Mart darbesinde çocukları tutuklanınca teyzem onları da alarak İstanbul’a taşındı. Selçuk, Teoman, Gönül ve Deniz İstanbul’da evlendiler, iş sahibi oldular. Sonra emekli olunca yeniden Mersin’e taşındılar. Teyzem onlarla memleketine döndü.
Namrun günümüzde Tarsus’tan şimdiki asfalt yolla 80 kilometre, arabayla 1.5 saatte gidiliyor. Onların zamanında atlarla gidilirmiş. İki gün sürermiş. Yolda geceleri Manaz (şimdi Beylice olmuş) Köyü’nde tanıdıklarının evinde kalır ertesi gün devam ederlermiş. Atların sırtına bizim oralarda köfün denilen yük taşımak amacıyla hazırlanmış büyük sepetler konulurmuş. Sepetlerin bir gözüne annem, bir gözüne teyzem binermiş.
Yaklaşık 80 yıldan beri annem de teyzelerim de bütün engellere rağmen yazlarını mutlaka yaylada geçirdiler. Annem havalar iyice soğuyuncaya kadar yaylada kalmayı tercih ederdi. Teyzem de… Annem iki yıldır Alzheimer hastalığı nedeniyle hastanede yatıyor ve yaylaya gidemedi. Teyzem de bu yıl gidememişti.
Yayla’da, dedemden kalan iki ev vardı. Birine Güngör teyzem, diğerine Safa dayım yerleşti. Diğer teyzelerimin ve dayılarımın çocukları da annem de yaylaya dedemden kalan bağın içine birer ev yaptırdılar. Yani ‘gelenek’ devam ediyor. Yaz gelince, ailenin Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanına dağılmış fertleri burada bir araya gelirler. Fırsat buldukça birkaç günlüğüne de olsa Namrun’a giderim. Kendi tarihimin içinde dolaşmak gibidir Namrun benim için. İlkokul öncesi yaşlarımda dedem ve anneannemle erkenden Namrun’a gider dedemin bakırcı dükkanında körük çekerdim. Anneannemle taze soğan toplayıp kiraz, erik ağaçlarına tırmanırdım.
Bir yaz Cahide teyzem, yaşıtım oğlu Selçuk’la bahçemizdeki erikleri toplayıp satmamızı önermişti. Erikleri topladık, sepetlere doldurduk, dayım Sefa’nın gür sesli oğlu Namık’ı da aldık ve sokaklarda erik satmaya giriştik. Bir evin önünde Namık o kadar yüksek sesle bağırdı ki, zorla uyuttuğu bebeği uyanan bir kadın bizi taşla kovalamaya başladı. Erik satma maceramız hüsranla sona ermişti.
Cahide teyzem, Çamlık’ın altındaki Yerce mevkiinin eskiden Ermeni Haçik’in bağı olduğunu söylerdi. Hiç merak edip “Ermeniler nereye gitti” diye sormamıştık. Şimdi çok merak ediyorum ama anlatacak kimse kalmadı. 12 Eylül’ün zor günlerinde 4 yılım kaçaklıkla geçti. Teyzem yalnız başına Yeşilköy’de yaşıyordu. Kaçaklığın en zor zamanlarında ona sığındım. En güzel yemekleri benim için pişirdi, o koşullarda rahat edebilmem için elinden geleni yaptı. Güvendiğim sığınaklardan biriydi onun yanı. İpek’le, Reşat’la o netameli günlerde onun evinde buluşurduk.
Ölüm yaşamın bir parçası. Cahide teyzem yaşlanmıştı. Biz kalanlar içinse onların gidişi bir tarihin sona erişi gibi, bir perdenin kapanışı gibi. Teyzem, en çok Yayla’ya gömüldüğüne sevinmiştir. Bundan eminim…