Bundan yıllar önce devletin içinde etkin görev ve tecrübedeki bürokrat bir sohbet sırasında devlet mekanizmasının nasıl çalıştığına dair ilginç bir metafor kullanmıştı: “Devlet bürokrasisi başak tarlalarına benzer, siyasi rüzgâr nereden eserse bütün başaklar aynı tarafa eğilir.” Ankara’da birkaç gündür siyasi rüzgâr durdu. Şimdilik fırtına öncesi sessizlik! MİT Müsteşarı’na çıkartılan özel yasa tartışması ile birkaç dal kıpırdıyor ama asıl kuvvetli rüzgâr esmeye başlamadı. Başta Ankara’dakiler olmak üzere hepimiz merakla rüzgârın nereden eseceğini bekliyoruz. Başlayacak fırtına öncesinde bugün yaşananları daha iyi anlamak için Mehmet Ali Birand’ın CNNTÜRK’te yayımlanan 28 Şubat’ın anlatıldığı ‘Son Darbe’ belgeselini izlemenin tam zamanı. Meşhur 28 Şubat’ın ilan edildiği gün Ankara’da 32. Gün programına haber yapmak için ‘Köşk’ün önünde bekleyen gazetecilerin arasındaydım. Komutanlar içeride 1000 yıl süreceğini düşündükleri bir bildiriyi hazırlarken biz gazeteciler de merakla bu işin nereye varacağının tıpkı bugün gibi hesaplarını yapıyorduk. 1000 yıl denilerek yola çıkılan 28 Şubat döneminin nasıl olup da 10 yıl bile sürmediğinin nedenlerini Birand’ın belgeselinde gayet net görüyoruz. Devletin zirvesinde herkes vatanını birbirinden daha çok sevme yarışına tutuşmuş. Vatan sevdası onlara kariyerlerini, bizlere ise kan ve zaman kaybettirmiş. Yıllar yıllar sonra kaderin garip bir tecellisi olarak 28 Şubat’ı yapan askerlerin de içinde olduğu kimi generallere karşı Ergenekon soruşturmalarını başlatan bürokratlardan biri ile tanışmıştım. Kendisine “Ergenekon soruşturmaları daha ne kadar sürer” diye sorduğumda, şöyle bir gülümseyip, hınzırca (28 Şubat’ın o malum açıklamasına da bir gönderme olarak) “En az 1000 yıl daha sürecek” demişti. Bu soruyu sormamdan bu yana aradan geçti 5 yıl. Geldiğimiz noktada Ergenekon soruşturmalarını başlatan Emniyet içindeki ekibin neredeyse tamamı kızak görevlerde ya da yurdun dört bir tarafına dağılmış durumdalar. Kimi savcılar yeni görevlere atandı, kimi savcılar ise Sarıkaya örneğindeki gibi ya işten el çektirildi ya da HSYK soruşturma başlattı. 28 Şubat belgeselini bir de bu gözle izleyin. Türkiye’de ne kadar çok şeyin ne kadar hızlı değiştiğini ancak devlet mekanizmasının işleyişinde nasıl da hiçbir şeyin hiçbir zaman değişmediğini hayretle göreceksiniz. Rüzgârın nereden esip başakların hangi yöne eğileceğini beklediğimiz şu günlerde püfür püfür bir belgesel.
Beş dakikada değişir (bu ülkede) işler!
Bir başka gariplik de bir dönem başka polislerin cemaatçi olarak suçladığı polislerin, şimdi diğer polisleri cemaatçi olarak suçlaması. Tekerleme gibi ama durum aynen böyle. Üstelik bir zamanların ünlü emniyetçisi Hanefi Avcı bunu açık açık yazdı, Avcı’nın yakın arkadaşı Sabri Uzun bu kadar açık ifade etmemiş olsa da imalarla bu iddiaları dillendirdi. Ahmet Şık ve Nedim Şener gözaltına alındığında Beşir Atalay İçişleri Bakanlığı’nı bıraktığı geceyarısı apar topar bu soruşturmayı yürüten müdürleri pasif görevlere tayin etti. Zaman içinde cemaatin kanaat önderlerinin yazılarını takip ettiğimizde Hanefi Avcı başta olmak üzere Beşir Atalay ve Sabri Uzun gibi isimlere yönelik sistemli bir eleştirinin de devam ettiğini hep beraber izledik.
Hükümet önümüzdeki günlerde kapsamlı bir emniyet müdürleri yer ve görev değişimi yaparsa sürpriz olmayacaktır. Benim asıl merak ettiğim şu anda hükümetin elinin altında (ya da şimdilik cezaevinde) cemaatin karşısına bu kadroları çıkartıp çıkartmayacağı. Bu çok önemli. Zira yeni atamalarda bu kadrolar etkin görevlere atanırsa, bugün sınırsız yetkilerle donatılmış özel yetkili mahkemeleri canla başla savunanlar, bizzat bu mahkemelerin bir numaralı hedefi durumuna düşebilir. Dedim ya böylesine günlerde neyi savunduğunuzu, neyin ipine sarıldığınızı bilmekte fayda var. 28 Şubat belgeseli gösteriyor ki, ‘bin yıl’ Türkiye için çok uzun bir zaman dilimi. Tam tersi bu ülkede beş dakikada değişebiliyor bazı işler. Tarladaki başaklara güvenip “Rüzgârı hallederiz” diyenlerin iyi düşünmesi gerekiyor. Bilmem rüzgâr ekenlere de fırtına biçeceklerini hatırlatmaya hâlâ gerek var mı!