Bu yazı senin için!

Abone Ol

31 yıllık gazetecilik tanıklıklarım sonunda, portakalı sıktığımda, posa diye şu soru kalıyor bazen:

Kalpleri ile doğruya bu kadar ihanet edenler, akıllarıyla doğruyu nasıl bulabilir?

 

***

 

Kötü insan”ın zaman zaman “iyi gazetecilik” numuneleri de saçabileceğine inanırım elbet…

Ama, artı eksi, topla çıkar, çarp böl, karıştır ortaya dök, topla ortaya karışık koy…

Önünde sonunda, kötü, kötüdür!

Haset ve fesat dürter; nihayetinde .uşt .uştluğunu eder.

 

***

 

Hakikaten…

Bu kadar sahte şahıslardan, hakiki bir şey nasıl beklenebilir?

Bu kadar yamukluktan birbiriyle kesişmeyen iki doğru bile çıkar mı?

Aklı fikri fenalık, tuzak, kaypaklık, kaydırmak, pusu, kolpa olandan “parlak” akıl ve fikir de dökülür zaman zaman…

Ama, kazıdığında yaldızlarını, yıldızlarını… Ciladan bakiye, beladır!

 

***

 

Kendini bilmezlik”in öteki yüzü “kadir bilmezlik”tir;

Şımarıklık küstahlıkla el tutuşur…

Cüret ile korkaklık kan kardeştir.

Cesaret, mertlikten yana fakir; cengaverlik, atıp tutup sallamadan yana zengindir.

Kendi öz saygısı defalarca tacize, tecavüze uğradığı için, başkalarının özsaygısına da saldırı ve hakareti doğal sayar; organik aydınım benim!

Hormonlu egosunu büyütmek için gövdesine ve dibine atılmış gübre; tiksinti, iğrençlik ve .ok kokusu olarak topluma geri döner.

O kokudan kendi başı döndükçe döner!

Ne olacağım demez asla; ne oldumcuklarda iner.

 

***

 

Portakalı sıkarım; “sıkılmış portakalın davası olmaz” demeden; geriye hep o posa kalır:

Kalbi doğruluğun peşine düşmeye tenezzül etmeyenlerin aklı ile fikri doğrunun ne yanına düşer usta!

İşin bir yanı da şudur:

Vicdanının üç yanındaki denizleri kurutanlar, karartanlar, kararanlar; hakikilikten, hakikatten uzağa zıpladıkları için; esasında bu mesleğin özünü de ıskalarlar.

Onca cafcafın, şişinmenin, yaygaranın, imkan ve fırsatın öteki yüzünde; bir türlü toplumla kucaklaşamayan bir gazetecilik, hakikatin asgari yarısını perdeleyen bir adam adama markaj, pozisyonundan endişe edip arsızlık ve küstahlığın şahikasına çıkmalar vesaire…

Yani, o keskin, yırtıcı, ezici parlaklıklar; hep bir gücün gölgesine yamana yamana tırmalayıp tırmandığı için; toplu eseri parlak bir gazetecilik değil, gazeteciliğin flu, mat bir suretidir.

Pat… mat!

Çünkü, hep o posadır, pusudaki kardeş:

Kalbin doğrunun peşine düşmemişse; aklın, istediği kadar parlak olsun, doğruya, hakikate ihanetin kucağına düşer!

 

***

 

Bu yazı onun içindi; yoksa sen de mi üstüne alındın?

 

 

Gazze…

 

Siyasetçi ve diplomat olmadığımdan, sırtımda yumurta küfesi de bulunmadığından; bu nevi insanların çok farklı, cesur, tabu yıkan, put kıran, duvar deviren, kendini ve ezberleri aşan, şaşırtan “insani ve isyancı” eylemlerine saygı duyarım.

Tek ciddi şartla.

Cesaret kadar samimiyet; başka putları kırmak kadar kendininkileri de esirgememek!

O yüzden, hiç gerçekçi, centilmence, uluslararası teamüllere uygun bulunmasa dahi; bir başbakanın, kuşatma, abluka, zulüm altındaki bir bölgeye, tarihi delip uzanmasını, oraya adım atmasını evrensel bir iyi kabul ederim.

Lakin…

Lütfen, bir cesaret de burası için.

Bir teğmenin, bir uzman çavuşun, bir erin, dağda mezrada bir çocuğun, polis mermisiyle bir Emrah’ın, yaylım ateşte bir polisin daha ölmemesi için.

Ortadoğu’nun makus talihini değiştirmek isteyen her niyete naçizane gönlümden bir iyilik temennisi kopar...

Lakin, lütfen Güneydoğu’nun nakıs tarihini de değiştirmek için niyet, cesaret, ciddiyet!

Herkese barış, herkese şefkat, herkese haysiyet!

 

 

Öğretmen…

 

Hükümet öğretmenlere (adaylarına) bir söz verdi, 55 bin atama diye.

Söz namustur.

Eğitim ve öğretim dahi bu kadar güvensizlik, kandırmaca, yalan üstüne kurulu olursa, “geleceğin omurgası” çoktan kırgın ve kırık olmayacak da nasıl olacak?

İşsizlik, sözleşmeli kölelik, endişe, meslektaşını can düşmanı görme, özsaygını yitirme dersi bitmek bilmiyor!

Söz namus ise, sözünü tutmamak nedir?

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }