Bizim de mesai arkadaşımız var!
Sonra “bir şey” dedi:
“Sayın Başbuğ iki yıl çalıştığımız bir mesai arkadaşımdır. Tutuklama yoluyla değil de, tutuksuz yargılama, ki her zamanki tezimdir, olması en büyük arzumuzdur. Bu yolu isabetli bir yol görmüyoruz.”
1. Birçoğumuzun “mesai arkadaşı” da dahil, yıllardır hapiste “sadece tutuklu” binlerce kişi var. Hepsi henüz masumdu. Kimi de orada öyle öldü, öldürüldü!
Başbakan ve bakanlar bazılarını “kafadan suçlu” sayıyor.
Meclis Başkanı daha taze, “gazeteci değil, terörist” diye mahkum etti!
2. Anayasa’nın büyük, belki tek ele gelir “eşitlik” iddiası, “herkesin kanun önünde eşitliği”.
Hayatın bin çeşit eşitsizlik, adaletsizliği ile dokunulmazlık, savunmada maddi imkan farkları, kollanma bir yana; bu iddia da çökerse, “demokratik hukuk devleti” safi palavradan ibarettir.
O da şöyle çöker:
Kimi için yargıya “suçludur” diye gölge ederken; kimi için de “tutuksuz olmalı” diye şemsiye açarak!
3. Gazeteciler, Kılıçdaroğlu ve başkaları hakkında hep “Yargıyı etkilemek”ten suç duyurusu yapılıyor. Ya suç değildir yahut Başbakan’a imtiyaz tanınmaz.
4. Tutukluluğun ceza ve infaza dönüştüğü AİHM’de bin kere dile getirildi, devlet mahkum edildi, hükümet ile Meclis göreve davet edildi.
10 yıllık bir iktidar, sıra “mesai arkadaşı”na gelince akıl edeceğine, çoktan düzeltebilirdi. Madem isabetli yol değildir; madem teziniz ve en büyük arzunuzdur!
5. Savcı ve hakimler de demokratik, insani bir hukuk ve yargı için bu yolu açabilirdi! Sadece “kanunî” değil, hukukçu iseler!
Paşa yarılması
Bu tamamen spekülasyon!
İsrail ve şike gibi, “Mesai arkadaşı” da Başbakan ile cemaat arasında yarılma muhtemelen.
“Başbakan’a yakın” yerlerde “Paşa’nın nasıl Ergenekon hedefi olduğu, nasıl onlarla mücadeleye azmettiği” anlatılıyor, yazılıyor.
Oysa “Paşa’nın tutuklanması” da “irtica ile mücadele planındaki azmi”ne bağlanıyor.
Tutukluluk tutukluğuna bir de öyle bakalım.
Aferin size!
“Eşitlik fikri”nin nasıl süründüğüne misal bir “Demirtaş” serisi:
İktidarın önemli ismi Hüseyin Çelik; katledilen 35 köylünün köyüne giden Kılıçdaroğlu’na helikopter verilmemesini “Sonra Demirtaş da ister” diye izah etmişti!
Bu lafı normal gördü, çoğumuz gibi! Çünkü onlar vatandaş, siyasetçi, temsilci değil! Çünkü helikopter Çelik’in özel aracı!
Demirtaş ise, kendilerini küçümseyen Genelkurmay Başkanı’nı, “Bizim için ancak onbaşı kıymetinde” demeye getirip öyle küçümseyerek eleştirdi.
Genelkurmay da “onbaşı” konusunda aynı fikirde ki, “Genelkurmay Başkanı’na onbaşı demek hakaret” diye yasal işlem başlattı.
Böyle işte! Herkes haddini, rütbesini bilecek! Birbirini oradan küçümseyecek! Çünkü herkes kanun önünde eşit!
Devlet yapmaz!
Demirel’in has adamı Nahit Menteşe Aksiyon’da İdris Gürsoy’a ancak 30 yıl sonra diyor ki:
“12 Eylül öncesi terörü tırmandıran, Kızılay’da, Adana, Diyarbakır, İstanbul’da bombalar patlatan; Maraş, Çorum’u planlayanlar, şartları olgunlaştırmaya çalışan askerlerdi. Eylemlerin arkasında, kim kumanda zinciri kurduysa onlar, yani Evren var.”
Bakın, 45 yaş üstüyseniz, yüzde 90’ınız o darbeye oy verdiniz.
Buyurun MGK içinde yıllanmış birinin geç itirafı ve suç duyurusu.
Siz hala “terör mü, daha ne” deyin!
Gazeteci bayramı
Sona bıraktım. Adı “Çalışan Gazeteciler Günü”!
Belki “Alışan ve Yılışan Gazeteciler Günü” de olmalı.
Dink gibi hala yerde yattığı için konuşamayan var; tutuklu, işsiz veya atılmış, çalışamayan var; çalıştığı halde alışamayan var.
Bir de, eskiler ile yeniler farklı ama özde bir: İktidarlara, komutanlara, piyasaya “Yılışan” var.
Tamam, çok ısrar var: “Dalaşan Gazeteciler Günü” de ihdas edilmeli.
Yoksa deliye her gün bayram!
Yoksa gazeteciye her gün gününü gösteren çok!