Önce net biçimde ifade edeyim: Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi ve Estetik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan ve ekibinin gerçekleştirdiği tam yüz nakli, bilgi ve donanım dışında cesaret gerektiren bir operasyondur; bir başarıdır. Benzer trajediyi yaşayanlara umut olmuş, organ bağışının kıymetine dikkat çekmiştir.
‘Uğur yeni yüzünü ilk kez televizyondan gördü’, ‘Uğur’un sakalları uzadı’, ‘İlk tıraşını oldu’, ‘Aynaya ilk kez baktı’, ‘Uğur’a evlenme teklifleri yağıyor’, ‘Hayır Uğur hemen evlenmeyecek önce askere gidecek’…
Diğer yanda ışıltılı bir doktor portresi. Eşinin aynı zamanda asistanlığını yapması vesilesiyle içine kadar girdiğimiz bir oturma odası. Yurtdışından gelen teklifleri reddeden ülkesine vefalı bir hekim. Başbakan’la görüşmesinden sonra AK Parti üyeliği teklifinin gelip gelmediği konuşuluyor.
Operasyonun üzerinden daha bir ay geçmedi. Bilimkurgu bilim nitelikleri haiz bir drama dizisi olarak ‘Uğur’un Yeni Yüzü’ her gün medyada sürüyor. Farklı çaplarda benzer operasyonlar 2000’lerin ortasından beri gerçekleşiyorsa da bilimkurgu, çünkü bir insanın yüzünün diğerine nakledilebilmesi kadar felsefi düzlemde kafa karıştırmaya meyyal mevzu azdır. Drama, çünkü intihar teşebbüsünden feci bir kazaya, her yüz kaybedişin berisinde ağır bir öykü durur. Bir de bağışçının dokunaklı hikâyesi vardır. Ki bu ‘dizide’ kızının, donör Ahmet Kaya’nın nasırlı parmaklarındaki kınayı, babasının bakışlarını anlatışını unutmam mümkün değil.
‘İlk’ olma baskısı
Bu yüz naklinin birçok yüzü var. Öncelikle bu bir ‘milli’ nakil. Fransa, İspanya, ABD, Çin gibi az ülkenin teşebbüs ettiği bir işe girişilmiş. ‘Birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyacımız olan şu günlerde’ koltuklar kabarmış.
Diğer yanda çok az farkında olduğumuz hastaneler arası bir rekabet var. Sağlık Bakanlığı, geçen yıl martta yayımladığı yönergenin ardından, kasımda nakillere uygun dört merkeze onay verdi. 2012’nin ilk haftasında SGK’nın sitesinde hastanelerin ve olası sekiz hastanın belirlenmesiyle hastaneler arası rekabetin başladığını duyuran bir haber vardı. Akdeniz Üniversitesi dışında Hacettepe ve Gazi Üniversitesi’yle GATA da hastalarıyla hazırdı.
Prof. Dr. Ömer Özkan daha önce beş girişimleri olduğunu anlatıyordu. Mesela izinden sonra bütün bu hekimlerin üzerindeki ‘ilk’ olma baskısından, hem kişisel kariyerleri hem hastaneleri için girdikleri bu sınavdan ve artık ‘ikinci’ olabilecek o diğer hekimlerin haletiruhiyesinden bihaberiz. Ancak ‘star’ olanı var edebilen bu sistem üzerine düşünmüyoruz.
Etik meselesi
Bütün bunlar arasında daha kolay eriyebilen bir de etik boyutu var. Türkiye açısından da bağlayıcı olan Avrupa Konseyi Biyoetik Yürütme Komitesi Organ Nakli Bildirgesi (2002), naklin ‘temel hak ve özgürlüklere saygılı biçimde’ gerçekleşmesinin altını çiziyor. 23. madde “Organ ve doku veren ya da alan kişiye ait tüm kişisel bilgi ve veriler saklı tutulmalıdır. Alıcı ve vericiyle ilgili tıbbi ve kimlik bilgilerinin mahremiyeti korunmalı, bilgiler bir veritabanında saklı tutulmalı, erişim yetkili kişilerle sınırlı olmalıdır” diyor.
Önceki operasyonlara bakarsak, hastanın kimliğinin açıklanmadığı örnekler de var, açık olanları da. Ama erişebildiğim kadarıyla operasyon sonrası bu kadar erken, vücudun yeni yüzü hâlâ reddedebileceği dönemde kamuoyuyla tanıştırılanı yok.
Aynada yüzüne baktıktan sonra yatağını sarmış kameramanların talebiyle baş parmağıyla zafer işareti yapan Uğur gözümün önünde. Psikiyatrik destek alıyor olsa da 19 yaşındaki bir gencin herkesin bakmasından rahatsız olduğu yüzünü değiştirmek istediği aklıma geliyor. Daha hastaneden çıkacak, aşk hayatının inatla sorulacağı prodüksiyon fotoğraf çekimli söyleşiler, sokakta herkesin yüzüne bakacağı şöhret nakledilmiş yeni hayatı başlayacak. Onun istediği gerçekten bu muydu?