Bir Karış Toprak: Musalla Taşı
Merhabalar Mutlu Hanım...
Dün oruç bir, başladı mübarek ay...
Yeni rekorları bekliyoruz yine bu yıl. Yarışsın Ankara ve İstanbul Belediyeleri.
En fazla kişiye kim verecek bakalım, iftar yemeklerini. Gerçi seçimler yeni geçti ama var iki yıl sonra ufukta yereli... Gerçi adresi belli gidişlerin ilk konakları olan camilerin yapılacaktır yenileri.
Gittiğimizde eşek cennetine, önce uğrayacağımız yer orası değil mi, Musallalı...
Soracaklar orda imam tarafından cemaate?
- Meftaya hakkınızı helal ediyor musunuz?
- Helal olsun!
Bir değil üç kez tekrar edecekler: Helal Olsun!
Dün... Reflexif bir hareketle almıştım gazeteyi, okumak için sevdiklerimi.
E yoksunuz tabii. Çünkü gün Pazartesi.
Başka bir gazeteye de baktım tabii.
Üffffledik sonra elbette... Hem de ne üffffleme!
Ki... Ahmet bizim, “Çıtlık Ahmet”...
Vurmuş komşularını... Mevcutta, anamın da babamın da komşularıdırlar aynı zamanda.
Öldüren de, öldürülenler de...
Komşu komşuyu vurmuş hiç acımadan.
İki eşi ayırmış dünyadan, öldüren Çıtlık Ahmet. Gazetenin üçüncü sayfa spotu: Bir karış toprak için...
Oysa Çıtlık... Garibandı.
Karıncayı bile incitmezdi...
Sessiz, sakin, kendi halinde bir dünyanın hancısıydı. Ölen babasından kalan ve anası tarafından alınan emekli maaşı ile geçinir giderlerdi yıllardır.
Dermansızdı, çünkü hastaydı. Ağır işler yapamadığını, kalbinin onu sıkıntıya soktuğunu bilen bilirdi. Bilmeyenler de “tembel” derlerdi Çıtlık Ahmet’e. Beraber büyümüştük, yaz aylarımın okul sonrasına uzanan tatillerinde, aynı köyde.
Anama babama gittiğimde de görürdüm sıkça, her bizim evin önünden geçişinde.
Nazikçe selam verip alır, hal hatır sormadan geçmezdi. Kibardı. Üç çocuğu vardı ve ele avuca geldikleri için artık, tutmuşlardı para kazandıkları her bir işin ucundan.
Hanımı da hastaydı uzun yıllardır, kendi gibi.
Ama vurdu komşularını. Hakkın verip, hakkın alacağı can(lar)ı, kendi aldı.
Oysa İrfan Abi...
Oysa Gülüzar Abla...
Hırs küpü... Irgat... Çalışkan...
Esaretle hayata sarılı, hiç ölmemek üzere heyecanlarla. 2 erkek, 3 kız, beş çocuk.
Torun var mı bilmiyorum.
Emekli olmadan önce bilirim de İrfan Abi’yi...
Tatlı, hoşgörülü, nazik, kibar Çıtlık gibi...
Emeklilikten sonra tanıyamaz oldum hani.
Yer, yurt, çapa, orak, ekin, buğday, mısır hınç, hırs, sınır tanımaz halleri...
Gülüzar Abla, hep aynı...
Sevmezlerdi, kendi bağ, bahçe, tarla sınırlarını... Okşarlardı sürekli... Gıdım gıdım... Karış karış.
O yüzden gazetenin üçüncü sayfa manşeti anlamlı: Bir karış toprak için.
Hep olur bu sınır davaları, Anadolu’mda...
Olmuş onlarda.
En son, kadastrodan gelen talimatla yapmış Çıtlık Ahmet evinin avlusundaki ağla’sını...
Beton kazıklarla çevirtmiş etrafını.
Sınır okşamalarına gelen talepler delirtmiş demek ki en sonunda Çıtlık’ı...
O karıncayı bile incitmek istemeyen adam, öldürmüş iki insan evladını.
Tek kırma, 12 kez ateş almış peş peşe.
Bir karış toprak için.
Dün... Defnetmişler ölenleri...
Akşam babamla konuşuyorum telefonda: ağlamaklı. Yapma baba...
Zaten kanser hastası ve sıkmamalı kendini.
Astsubay Oğlu Mehmet geldi dedi yanına.
- Nail Amca ne olur anama babama hakkını helal et.
- Helal Olsun!
dedim dedi. Oysa dargınlardı. Konuşmuyorlardı. Çünkü Çıtlık’ın başına gelenler, anamın da babamın da başına gelmiş kendi sınırlarına tecavüz edilmişti... Bir karış toprak için.
Ülkemde neler oluyor?
Milyarlarca karış toprağın pazarlıkları yapılıyor ve karış karış elden gidiyor.
Tık yok. Bireysel olarak ise, karışa karşı tek kırma 12 kez... Çok bireyselleşmişiz biz...
Toplumsal duyarlılıklarımız bitmiş.
Hırsızlık artmış... Arsızlık artmış... Kadınlara dayak gırla... İşsizlik tonla...
Şehitler gün be gün artıyor yüreklerde...
Cennet yok ortalıkta.
Cinnet el huzurda...
Dün...
Siz yoktunuz sizin sayfada.
Çıtlık vardı Ahmet Bozkaya...
Gülüzar ve İrfan Soykök vardı tabutta...
Hayat varla yok arasında. Kalanlarda selamet.
Yok Gökçebey de bir tane 5 yıldızlı cami...
Üç camiden birinde, yıldızsız İstasyon Camii’nde kılınmış cenaze namazları.
Musalla taşı dedikleri, bir karış toprak kadar eder mi?
Etmez be Gülüzar Abla. Etmez be irfan Abi...
Hadi cümleten hayırlı Ramazanlar. Tutun artık hep oruçlarınızı.
Mutlu kalın Mutlu Hanım, bir karış toprağa duyarlılığın bireyselliğinin, bir karış toprağa duyarlılığın toplumsallığa dönüşeceği süreçleri yaşayabileceğimiz anların çokluğunda...
Saygılar, Erol Arat