Yurtta sulh, cihanda sulh…
Komşularla sıfır sorun…
Ve daha böyle bir sürü güzel hikayemiz var gelenek, göreneklerimizde!
Fakat manzaramız şöyle:
Yurtta operasyon üstüne operasyon… “Şehitler, ölü ele geçirilenler”. Dağlarda savaş.
Yurtta gaz üstüne gaz.
İster Sivas zamanaşımı duruşması çıkışı; ister Newroz, ister Avrupa’dan sorumlu bakanın “Avrupalılığımıza ispat” dediği şampiyon Fenerbahçeli voleybolcuların karşılanması.
İster Pozantılı çocuğun bedeni; ister Fenerbahçeli çocuğun kolu!
Fakat…
Durmak yok!
Sırada “sıfır sorun, sıfır komşu”; sırada “cihanda sulh”!
Adım adım Suriye.
Bir de ABD’den boşalmış Irak!
***
Elbet orada diktatör var.
Elbet halkının bir kısmını katlediyor.
Elbet ülkesini çoktan soymuş.
Ama S. Arabistan, Bahreyn, el Kaide ve ABD ile birlik “demokrasi” istiyoruz biz de!
“Amerika İsrail Komitesi”ndeki konuşmasında “İsrail’le ortak ideallerimiz, ilişkilerimizin hakiki temelidir” diyen “beyaz adam” Obama ile sarmaş dolaş aynı kafadayız!
Bir süre önceye kadar baş danışmanı İsrail ordusundan bir kadın subay olan ve (Suriye ile) İran’ı bombalamak için yanıp tutuşan ABD Hava Kuvvetleri Komutanı ile aynı havadayız!
“İran, Suriye, Hizbullah’ın kutsal olmayan ittifakı yıkılırsa, bu harika olur” diyen İsrail İstihbarat Bakanı ile aynı kalkandayız!
***
NATO’da ne için bulunmuşsak, tekrar o hizaya ittiriyorlar!
Soğuk Savaş’ta nasıl milliyetçi kesilmişsek, tekrar o kuyuya atıyorlar!
Komşulara karşı nasıl üs olmuşsak, tekrar o cepheye sürüyorlar!
Bir savaş ülkesi hali için nasıl iç savaş ülkesi ahvali de gerekmişse, tekrar o cinnete saplıyorlar!
Suriye işini (ve kimilerinin Şii, Alevi hesabını) halledecek (daha da karıştıracak) ve o uğurda kendini de kırıp dökecek taşeron isteniyor…
Aynı taşerondan, İran meselesinde ise yerini ve haddini bilmesi, kalkanı kurup oturması; Irak’ta ise belki de polislik, jandarmalık yapması bekleniyor!
O yüzden kafası karışık “sulhçu Sulhi”nin!
***
Fakat bu hallere ve ihalelere girmeden az önce…
Başbakan 2009 yazında Halep’te, “Beşer Esad adına” denip “Fahri Doktor” olurken, şunları söyledi:
“Türkiye ve Suriye tarih boyunca iç içe oldu. Ortak medeniyet inşa etti. Ortak kültürü birlikte dokudu. Akraba, kardeş haline geldi.
Şahsım ve ülkem adına bu iki ülkenin yakınlığından çok gurur duyuyorum. İnanıyorum ki başta değerli kardeşim Sayın Esad, tüm Suriye halkı da duygularımı paylaşıyor.
Sevgili kardeşim Esad ile bu iklimi geliştirmek için büyük gayret sarf ettik.
İki ülke birbirinden ayrı düşmüştü. Son 7 yılda ayrılığı gidermek suretiyle kardeşlik iklimi teneffüs eder hale geldik.
Aramızdaki yapay meseleleri bir kenara koyduk. Farklılıkları, ayrılıkları, anlaşamadığımız meseleleri değil, kat kat fazla ortak noktaları ortaya çıkardık.
Dünyaya örnek olabilecek yakınlaşmayı, dostluğu birlikte tesis ettik. Geliştirmeye devam ediyoruz.
Bir elin nesi var, iki elin sesi var. İşte Türkiye-Suriye ilişkilerinde bu süreç başladı.
Suriye bölgede barış ve istikrar bakımından anahtar konumunda. Türkiye, Suriye’nin bölgeyle ilgili görüşlerine büyük değer verip dikkate almakta ve diğer ülkelere de bu yönde telkinde bulunmakta.
Birbirimize inanır, dayanışma içinde olursak, başaramayacağımız hiçbir mesele, aşamayacağımız hiçbir engel yok.”
***
Tabii demeyeceksiniz ki, “O vakit Suriye demokrasiydi, Esad demokratın hasıydı; ondan sonra diktatör oldu; yolsuzluk ve baskı yaptı”.
Tabii derseniz ki…
“Sonra halkını katletmeye başladı…”
Evet ama, yetmez!
Başka bir şeyler daha oldu.
Belki S.Arabistan’da, Bahreyn’de, Katar’da, Washington’da!
Belki ekonomide, sıcak parada!
İşte Halep, İşte Arşın!