Son 50 yılda, biyoçeşitliliğin %68'ini yok ettik

Amerikan tropiklerinde (Karayipler ve Latin Amerika da dahil olmak üzere) bu yok oluş oranı %94'lere kadar ulaştı

Son 50 yılda, biyoçeşitliliğin %68'ini yok ettik

Dünya Vahşiyaşam Fonu (WWF) tarafından hazırlanan bir rapora göre, 1970 senesinden beri, yani son 50 senede, insan-kaynaklı sebeplerle tüm biyoçeşitliliğin %68 kadarı yok oldu.  Amerikan tropiklerinde (Karayipler ve Latin Amerika da dahil olmak üzere) bu yok oluş oranı %94'lere kadar ulaştı.

WWF tarafından hazırlanan Yaşayan Gezegen Raporu'nun 2020 sürümünde, Dünya'nın dört bir yanından, aralarında balıklardan kuşlara ve amfibilere kadar 4300 farklı omurgalı türünün takibi yapıldı. Londra Zooloji Cemiyeti ile işbirliği sonucu hazırlanan 83 sayfalık raporda, 1970-2016 yılları arasında, bu türlerin yaban hayattaki popülasyonlarının %68 oranında azaldığı gösterildi. WWF'nin Uluslararası Genel Direktörü Marco Lambertini şöyle söylüyor:

"Eldeki kanıtları görmezden gelemeyiz. Yaban hayata ait türlerin popülasyonlarındaki bu ciddi azalmalar, doğanın çökmeye başladığının ve gezegenimizin kırmızı uyarı işaretleri verdiğinin göstergesi. Biyoçeşitliliği korumak, insanlığı korumaktır."

Rapor, COVID-19 salgınında popülerleşen bir terim olan "eğriyi bastırmak" kavramına gönderme yapıyor ve alt başlık olarak "Biyoçeşitliliğin Yok Oluşunun Eğrisini Bastırmak" kalıbını kullanıyor. Eğer yok oluş eğrisini bastırmazsak, biyoçeşitliliği geri döndürülemez bir şekilde yok edebiliriz.

Raporun sonuçları, 2019 yılında Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan bir diğer raporun sonuçlarıyla da uyumlu: O rapora göre, 8 milyon civarında olduğu tahmin edilen bütün bitki ve hayvan türlerinin 1 milyon kadarının yok olma tehdidi altında olduğunu söylüyordu. Bu türlerin birçoğu, sadece birkaç on yıl içinde tamamen yok olabilir ve rapora göre suçlu, insan faaliyetleri.

2020'nin temmuz ayında yayınlanan bir diğer rapora göre, biyoçeşitlilik kaybı ve insanlığın doğayı harap etmesi, COVID-19 gibi daha fazla sayıda salgınla yüzleşmek zorunda kalmamız anlamına gelebilir.

Hatta bu tür pandemiler, kısır döngüleri de tetikleyebilir: Pandemiler dolayısıyla Dünya'nın bazı bölgelerinde eve kapanmak zorunda kalma sonucu artan odun ihtiyacı dolayısıyla daha fazla orman yıkımına sebep olabilir ve bu da daha fazla pandeminin önünü açabilir.

Elbette bunu durdurmanın yolları var ve bilim insanları, tüm insanlık için bir yol haritası çizmeye çalışıyorlar. Örneğin Nature dergisinde yayınlanan bir makalede, sera gazı salımlarının azaltılması yoluyla en tehlikeli iklim değişikliği senaryolarının önüne geçmenin mümkün olduğu, bu yolla da hem karada hem denizde canlılığın korunabileceği, hasar görmüş alanların restore edilebileceği, besin üretiminin evrimleşerek var olan ekosistemlere daha uyumlu hale getirilebileceği vurgulanıyor.

Yani arayan için çözüm çok. Ama önemli olan, yöneticilerin ve halkların bilime ve bilim insanlarına kulak vermesi... Eğer vermezsek, COVID-19 örneğinde olduğu gibi, gelecekte biyoçeşitlilik kaybı dolayısıyla başımız derde girecek. 

An itibariyle insanlık, gezegenimizin kaynak üretiminden 1.56 kat daha fazla tüketim yapıyor.

Yani sürdürülebilir bir tür değiliz. Ve tüm zekamıza, kültürümüze ve medeniyetimize rağmen, bugüne kadar var olmuş tüm türlerin %99.9'unun yok olduğu gerçeğine, bir diğer tür olarak katılmamız önünde pek bir engel yok gibi gözüküyor. Ya bilime kulak vereceğiz, ya göz göre göre yok olacağız.

Kaynak: Evrimağacı

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER