Bendeki Şivan

Abone Ol


Oysa o uzak/yanı başımızdaki ülkeden gelenler başka şeyler anlatıyorlardı. O zaman anlamaya başlıyordum, anlamak dokunmak ile mümkündür. Devlet ve de onun kurumları ancak tekellerindeki şiddet unsurları ile yalan üretirler, katlederler ve bütün suçlarının üzerini betonla kapatmak isterler. İşte bu zamanlarda, benim de başka başka insan hikâyelerinde başka gerçeklere ulaşma süreçlerimden geçiyordum. Bir gece öğrenci evimize Fethi çok geç gelmişti, nerede kaldın, merak ettik dediğimde ise; “Konya’dan Hasan geldi, hem de Kürtçe kasetleri var” bunu demesi ile Fethi’yi ve Cibo’yu alıp sokağa çıkmamız bir oluyor. Bunca yıldır içimde sayıkladığım bir dilin peşine bu kadar beklemem yeter diyorum. Hemen gidiyoruz. Gecedir, yarın gideriz, acelen nedir? Dikkate almıyorum.

Hasan teybine o kasedi koyduğunda kimseden ses çıkmıyor. Biliyorum bu havaları ben Sivas/İmranlı Lisesi sürecimde, daha birkaç yıl önce ilk Ahmet Kaya kasetlerini dinlediğimizde de aynı şeyi yaşamıştım. Ses küçücük ve de soğuk odayı alabildiğine dolduruyor. Tok, heyecan veren, hatta benim içimde koca koca fırtınaların başlamasına neden olan bir ses. Hasan’a bu kimdir diye soruyorum; Şivan Perver. İşte bu şekilde benim hayatıma da Şıvan girmiş oldu. Bütün o süreçlerde Cibo, Fethi ve ben Tokat’ın o tek büyük bulvarında kimi geceleri “Kine em?” parçasını alabildiğine bütün sesimizle söylerdik. Bu şekilde hem gecenin rengine/sesine isyanımızı/itirazımızı ve hem de gelecek yarınlara dair düşlerimizi katardık.

Bizler bu düşleri kurarken hayat bize hiç iyi davranmıyordu. Çok erkenden eksilmeye başladık. Cibo ve Fethi’yi Dersim’de savaşta kaybettik. Birlikte kurduğumuz o düşleri ben bir süre daha tutsaklık yıllarımda korudum. Evet, bu düşlerin içinde Amed’de bir Şivan Perver konseri dinlemek de vardı. Dağkapı meydanının biz ve de bizlerin bu düşünü paylaşan yüzbinler/milyonlar ile özgürlük dilanına durmaktı bizim düşümüz. Dün Şivan’ın Tayip Erdoğan ile kolkola duruşunu gördüğümde içim sızladı. Benim onca yıl içimde yaşattığım o düşüm gitti. Benim hafızama yapılan sadece benimle kalmadı. Bir an düşündüm, benim gibi ne çok insanda bu düş vardı. Bu düşümüz AKP/Tayip Erdoğan’ın büyük toplumsal mühendislik çalışmasına adandı.

Anlamakta güçlük çektiğim şey ise; 74 yıllık deneyimli politikacı olarak sunulan Kemal Burkay böylesi bir mühendislik çalışması ile getirildikten sonra şimdi kendi yapısına bile kendisini anlatacak biri konumunda değilken, 37 yıldır ülkesine gelme düşü kuran Şıvan Perver nasıl böylesi bir toplumsal mühendislik çalışmasına bıraktı kendisini. Politik kişilikleri, siyaseten beklentileri, düşleri bunun için miydi? Deyim yerinde olursa bu kadar ucuz bir politikaya nasıl bıraktılar kendilerini. Kürdistan halkı için çeşitli politik tartışmalar, Şivan’ın Kürdistan İşçi Partisi ile çeşitli çatışma ve de polemikleri bir yana düşlerinin bir yerinde hep vardı.

Milyonlarca Kürdistanlının düşü Tayip Erdoğan’ın toplumsal mühendislik çalışmasına aperatif olarak sunuldu. Şimdi bundan sonra Şivan kime kendisini nasıl anlatacak. Barzani ve Tayip Erdoğan’ın pazarlık sofrasına basit bir meze oluşunu içine sindirecek mi? Zor başka bir durum da Leyla Zana’nın bu buluşmada bulunması oldu. Uzun yılların mücadele deneyiminden gelerek ve de büyük bedeller ile politik hayatını kuran Leyla Zana benzer bir şekilde kendisini tüketme sürecinde yol almaya devam ediyor. Kürdistanlı binlerce siyasi tutsak cezaevlerinde iken siz neyin kurdelesini kesiyorsunuz. Kürdistani giyinmek ve o şekilde orada bulunmak mı yaşadıklarınıza cevabınız? Bizler/yüzbinler dün bir düşümüzden daha olduk, ama sizler de hayatınıza anlam katan isyanınızdan oldunuz.
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }