Ben Biraz Farklı Düşünüyorum!

Abone Ol

Elimizde iki tarif oldu:

1. Militarizm: Herkesin haddini bilmesi, bildirilmesidir.

2. Demokrasi: Herkesin yerini bilmesi, bildirilmesidir.

Birinci paşa, başbakan yanındaki koltuğa yerleşirse, militarizm olur…

Yana çektiğinde koltuğu; masa başında başbakan tek başına oturduğunda ise demokrasi.

 

***

 

Militarizm sinirinden demokrasi sınırına yolculuğumuz 80 küsur yıl.

Fakat, vardığımız yer ne militarizmin sonu, ne demokrasinin son durağı.

Bir yolculukta garip yolcular, bir handa huzursuz hancılarız.

Bir aşığın hüzünlü sazıyla sorabiliriz:

Herkesin haddini bildirmek bitti mi…

Herkesin yeri belli mi?

 

***

 

Milleti, Meclis’i, seçilmişleri aşağılayan “Paşalık” tedrisatı mektepte, kıtada yapar.

Paşalık hanedanlık değildir, ama cumhuriyetin ilgasını vaat ettiği unvan ve imtiyazın daniskasıdır.

Muhtemelen kendileri de yoksul, orta halli aile çocukları olan “askeri erkân”, bu “kibir ideolojisi” şevkini de, gücünü de emrindeki itirazsız yüz binlerce yoksul çocuk ve güçsüz kılınmış asttan alır.

Ast-üst ilişkisi, “askerlik”in sevk ve idaresi ötesinde, “Alt ile Üstün” ilişkisi idrak edilir o ideolojide.

Bir rütbeli bunu ancak kalbiyle, vicdanıyla, insanlığıyla aşabilir. Apoletiyle değil!

Yoksa bütün tarih bilinci, askerlik bilgisi, insanlık görgüsü, bütün imtiyaz kültürü ve zümre egemenliği daha askeri okulda inşa edilir.

Önce alttaki sınıfları, önce sınıfındaki zayıfları ezmeyi…

Sonra, daha gencecikken, kendinden kıdemli, daha yaşlı, daha emekçi astsubay, uzman, sivil memur, erat ne varsa, onlara hükmetmeyi öğrenir. Onlardan da bir altındakini ezmesi beklenir ki, bu ezme ezilme meşru ve yaygın olsun!

Esasen tüm milletin geçirildiği dini ya da laik eğitimlerin en hası, en derini, en köklüsü, en silahlısı, en rütbelisi, en açık seçik had ve yer tayinlisi!

 

***

 

 “Milletin ordusu” vardır, bir de “millet ordusu”.

“Asker millet”e hükmetmenin tatbikatı, “milletin askeri”ne, yani toplumun genellikle orta ve altından gelen profesyonel veya tertip askerlere tahakkümle tahkim edilir!

 

***

 

Yıllardır, “herkesin bildiği bu sır”rı yazıyorum.

Kimi subay düşmanlığı, kimi ordu düşmanlığı, kimi takıntı sandı. Oysa daha derindi.

Militarizm, otorite, tahakküm düşmanlığı… Elbette!

Yalancı cumhuriyet, sahte demokrasi ile devlet hukukundan ve güçlü tahakkümünden sıyrılmanın bir harbi kaynağı orada çünkü.

Erkeğin kadını ezmesinin, babanın çocukları dizmesinin, patronun, amirin çalışanları sindirmesinin bir beşiği de, “asker millet” denen, esasta “asker erkek” olan, orada boyun eğme eğdirmeyi, rütbesinin imtiyazı yoksa erkeğin imtiyazını talim eden, ama had bilip bildirmeyi de öğrenen milyonlarca erkek üstüne yapışmış “militer kültür.”

Okulun, ailenin, iş yerinin; siyaset, bürokrasi, polis ve devletin de içine battığı militer genel kültür!

Bu militer kültür öyle “paşa poposu”nu kenara ittirmekle bitse, ne ala!

Ama bizatihi ittiren zihnin orta yerinden de, belki tramvay gibi, belki duble yol, belki tüp geçit, belki metro, hızlı tren gibi “militer kültür, militarist ruh, komuta ve tahakküm hevesi, üstünlük egosu, kibir kervanı” geçiyorsa…

Yani, problem olur, bir problem de odur Kazım!

 

***

 

O yüzden, baştaki iki tarif birbirine çok ters değil; militarizm siniri ile demokrasi sınırı çok uzak değil!

Militarizm lügatinden “had ve yer bilmek, bildirmek” demokrasi idealinin ruhuna aykırıdır; sadece güçlüler arasındaki güç paylaşımında değil; asıl, güçlülerin güçsüze çakışındaki temel alfabe olduğu için.

Çakma piyasa demokrasisinin nice patronu da, siyaset ve devlet sahnesinin nice sarı demokratı da, şimdi hak hukuk gak guk diyen nice paşa da, insanlara tam da bu ikisiyle hitap eder hep:

Haddini bil… Yerini bil!

Haddi değil… Yerine geç!

Hazır ol… Ben buyurursam rahatlarsın!

 

***

 

İnsanları vuran, kahreden sadece “Silahın Kibri” olsaydı keşke…

Bir de “Kibrin Silahı” var!

Yerini bildirdiğinizi düşündüğünüz “büyük askerler”,  her gün yüz binlerce “küçük asker”e haddini bildirmeye devam edecek mi?

Sizin yer bildiren demokrasinizde; alttakine, aşağı sayılana, güçsüze, itirazı olana, farklı düşünen, farklı inanan herkese yeri ve haddi bildirilecek mi?

Kritik eşik odur.

O eşikte eşek yerine konmaktan hoşlanmak ya da hoşlanmamak:

Mesele biraz budur!

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }