BDP'liler Daha Açık Konuşmalı

Abone Ol

Aynı günlerde Diyarbakır’da, ‘Amed Demokratik İl Konseyi’nin (ADİK), ‘Statüsüzlüğe karşı demokratik özerkliği fiilen geliştirme ve eksik kalan boyutlarını tamamlayarak demokratik özerk yönetimlerin ilanını’ hızlandırmayı öğütleyen kararı yayımlandı.
Bu bildiriler açıklanmadan iki gün önce, İstanbul’da BDP’lilerin bazı gazetecilerle yaptığı toplantıya katılmış ve düşüncelerimi, KNK ve ADİK’in bildirileriyle aynı günlerde yayımlamıştım. (Radikal, 29, Mayıs) 

Hafta sonundaki konuşmalar
O toplantıda söylenen ‘statü’ ve ‘bölgede yaşanmaya başlanan’ özerkliği doğru anlamak amacıyla hafta sonundaki seçim toplantılarında BDP’lilerin konuşmalarını gazetelerden okudum.
Ahmet Türk, Şerafettin Elçi ve Filiz Koçali gerçekte durumu aynı biçimde resmediyor ve aynı şeyleri istiyorlardı. Ortamı ve diğer parti sözcülerinin görüşleri ve tutumlarını, aşırı deyimlerle değerlendirmelerini garipsiyorum. Koşullar koyan, hatta tehdit eden bu söylem, seçim tansiyonu ve gerekleriyle açıklanabilir. Bunları geçip BDP’lilerin istediklerini anlatmaya çalışacağım. 

İstekler
Sayın Şerafettin Elçi, “Birleşmiş Milletler (BM) ölçülerine göre bir halkız. Halk statüsüne sahibiz” derken uluslararası hukukun yurttaşlara tanıdığı ‘bireysel haklardan’ mı, yoksa ‘azınlık haklarından’ mı veya ‘grupsal haklar’dan mı bahsediyor anlayamadım.
“BM ölçülerine göre halk statüsüne sahibiz” demek, ‘self determinasyon’ kuralını acaba kapsıyor mu? Elçi ekliyor: “Dünyadaki halkların sahip olması gereken hakkı istiyoruz. Ne bir adım geri ne ileri!”
Bu ve “Biz özgür bir halk olarak, kendi özgür irademizle dilimizle bu coğrafyada egemen ve kendimizi yönetmek istiyoruz” gibi sözleri açıklığa muhtaç; Elçi’ye kastetmediği anlamlar yüklemekten çekiniyorum.
Sayın Filiz Koçali, yeni anayasaya bir ölçü getiriyor: “1921’deki gibi demokratik ulus ruhu çerçevesinde bu anayasayı hep beraber yapalım”. Esas itibariyle bu görüşü galiba otuz yıldır savunuyorum. Bugün de 1921 Anayasası’nın ilkeleri üzerinde uzlaşarak anayasa çalışmasına başlayabiliriz.
Bunlar anlaşılır, kabulü gereken istekler. Ancak yine Diyarbakır mitinginde müeyyideler konularak ileri sürülen şu istekleri biraz daha açıklık ve samimiyetle ele alma ihtiyacı görülüyor. 

‘Statü’ ve ‘özyönetim’
Sayın Elçi, “Biz siyasi statü istiyoruz” ve “Biz kendi öz yönetimimizi istiyoruz” dedi.
Önce birincisini ele alalım: ‘Statü’ kelime anlamıyla ‘bir kurum veya toplum içindeki durum’ anlamındadır. Herkes gibi ve herkes kadar ‘eşit yurttaşlık’ değil midir bu ülkede yaşayanların statüsü? Yok bu kelimeye, bazı yerlerde, bazı kişilerin verdiği anlamı veriyorsanız onun da açık açık söylenmesi gerekir; gerekir ki, herkes ne dendiğini anlasın, ona göre de görüş oluştursun. Ben Kürt sorununun bugünden tezi yok çözülmesi gereğine inananlardanım, benim gibi milyonlarca Türk ve Kürt yurttaşımız olduğuna inanıyorum, haydi biraz ileri gideyim biliyorum. Ama kimse, anlamadan bazı dostları bir şeyler söylüyor diye onun peşinden gitmez. ‘Öz yönetim’ de açıklanmaya muhtaç bir kavramlardan biridir. 1978’lerde moda olan anlamın bu günlerde de ‘özyönetim’ kelimesine yüklenmesi pek doğru sayılmaz, o anlam çok dardı. 

Yerinden yönetim tanımlanmalı
Yerinden yönetim sistemini, ‘özyönetim’ ve ‘özerklik’ veya diğerlerini, her tarafıyla anlaşılabilen biçimde tanımlayarak istemeliyiz. Tanım açık ve belirli olduktan sonra adını ne koyarsanız koyun, değişmez. Ama ihtiyacımız olan şeylerin ilki, yeni bir yönetim sistemidir.
Sayın Elçi’nin söylediği “Kendi özyönetimimizi istiyoruz” yaklaşımı da açıklanmalıdır. Aynı zamanda Meclis’te bulunduğumuz Elçi’ye samimiyetle sorayım: Sayın Bakanım, Kürtler için istediğin yönetim sistemini, hep birlikte bütün ülke için istemelisiniz; sizin için ya da size özgü bir yönetim aramıyoruz ki; Kürtlerden çekinildiği için bir türlü Türkiye’ye getirilmeyen yönetim sistemini arıyoruz; onun adı da yerinden yönetim, özerklik, subsidiari ilkesinin uygulanması, ne derseniz deyin, yeni bir yönetim sistemidir. Onu tanımlayalım ve savunalım! 

Yıllar sonra ilk yayımlanan KHK için not:
Cumartesi günkü Resmi Gazete’de, on yıldan, 2001 yılı temmuz ayından bugüne ilk kez bir kanun hükmünde kararname (KHK) yayımlandı. KHK sistemi 12 Mart darbesinden sonra, 1971 yılında anayasa değişikliğiyle hukukumuza girmiş ve 1982 Anayasası’nda da korunmuştu. 1971’den 2002 seçimlerine kadarki hükümetler ortalama her 21 günde bir KHK çıkarmışlardı. AK Parti hükümetlerinin ilk KHK’si, 2 Nisan 2011’de çıkarılan 6223 sayılı yetki kanununa dayanmaktadır.
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }