Başbakanımızı sevelim
Bir kere, tanımlamaya çalışınca bile absürd kalan durumlara ilişkin ironi yapma gayreti maalesef bayat oluyor. Bunun dışında da Başbakanımıza haksızlık yapmış olmaktan korkarım.
Koca dünyada işine geldi mi diktatörlerle ahbaplık eden tek siyasetçi Sayın Erdoğan değil. Onun gibi bir araba dolusu yabancı devlet büyüğü var. Kendisi ne yapsın, bakıyor, görüyor, tatbik ediyor. Dünyayı takip ediyor.
Kaddafi 1989 senesinde bir Fransız şirketine ait uçağı havaya uçurdu. 170 kişi öldü 54’ü Fransız vatandaşıydı.
Fransa kan davası gütmedi. Daha 3 küsur sene önce Kaddafi Fransa’yı ziyaret etti. Hem de ne ziyaret! Çadırını başkanlık sarayının bahçesine kurdu.
İmana gel manken
Sarkozy, Kaddafi’nin Avrupa’daki tek arkadaşı değildi.
Aynı zamanda başbakanımızın da yakın arkadaşı olan İtalyan’ın azgın başbakanı Berlusconi de Kaddafi’nin sırtını ara ara pışpışlamayı sevenler arasındaydı.
2010 yılında İtalya’yı ziyaret etti Kaddafi. Büyük ihtimam gördü. Kendisine iyi bakıldı. O da Berlusconi’nin stiline uygun bir gösteri sergiledi. Bir mankenlik ajansının gönderdiği 200 genç kızla buluştu. Hepsine birer Kuran dağıtarak onları İslam’a davet etti.
Kokteyl kıyafetleri içerisinde kızlar kıkırdadı, Kaddafi güldü, Berlusconi sırıttı.
İşte bundan bir süre sonra da bizim Başbakanımız Erdoğan gitti Kaddafi İnsan Hakları Ödülü’nü aldı.
Ya ne yapsaydı? Sarkozy bahçesinde çadır kurdurmuş, Berlusconi önüne kızları dizmiş, bizimki de bir ödül almış çok mu?
Kaldı ki Başbakan kendisini ödül törenindeki konuşmasından alıntılarla savundu ve törende demokrasiye sahip çıktığını söyledi.
Kardeşim benim
Erdoğan’ın Kaddafi’ye kardeşim diye hitap ettiğini, Sudan’ın soykırımla suçlanan diktatörüne silah satmayı düşündüğünü ve Suriye’nin diktatörüyle pek iyi anlaştığını unutalım.
Başbakan’ın demokrasi çağrısına iman edelim. Kendisinin milli irade her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsa onu tecelli ettirmek için çalışan bir lider olduğuna inanalım.
Çünkü buna inanmasak da bir şey değişmeyecek. Bırakalım Başbakanımız mutlu olsun. Mutlu olursa bir zihin açıklığı gelir, memleketi daha iyi idare eder, hepimiz kazanırız.
Bu yazı da bugün zamanında Kaddafi’yle yakın ilişkiler kurduğu için kendisini eleştirenlerden bunaldığını sandığım bir zamanda yazıldı. Amacı da Başbakanımızın yüreğine su serpmek.
Bugün kendisinin büyük liderler Sarkozy ya da Berlusconi’den aşağı kalır bir yanı yok.
Avrupa’nın petrolünün yüzde onunu sağlayan, bol bol ticaret yapılan bir devletin darbeci komutanına destek çıkarken abileri Sarkozy ve Berlusconi’yi örnek aldı.
En az onlar kadar pragmatik, çıkar odaklı ve esnektir.
Merak etmesin, eleştirilere dayansın.
Bize konuşmaya da devam etsin. Her Libyalının kanı akınca kendi kanı akar gibi hislendiğinden falan bahsetmeyi sürdürsün. Heyecanlı oluyor.
Vicdanlı, ilkeli Başbakan’ın vatandaşı olmanın mutluluğu bize yeter.
Sarkozy kadar Berlusconi kadar ilkeli bir Başbakan. İnsan daha ne ister?
Putin kadar demokrat, Berlusconi kadar ilkeli, Sarkozy kadar çoğulculuğa meftun bir Başbakanımız var.
Avrupa ne ki, Türkiye ne olsun?
Türkiye de bu güzel dünyanın bir güzel ülkesidir neticede.
O ödülle beraber 250.000 dolarlık bir para ödülü de verildi. O para Ömer El Beşir, Beşar Esad ve Kaddafi’nin katılacağı bir insan hakları sempozyumuna harcansın.
Üzerine biraz daha koyarsanız Sarkozy ile Berlusconi’yi de çağırabilirsiniz. Adını da demokrasinin yıldızları koyarsınız. Bize de seyirlik eğlence çıkar.
Çok görmeyin.