Bak işte yaklaşıyor fırtına

Abone Ol

Artık biliyoruz ki yakın bir zamanda adalet sistemimizde çok önemli birkaç değişiklik yapılacak. İlk sırada özel yetkili mahkemelerin yetkileri meselesi var. Şu anda devam eden pek çok büyük dava bu mahkemelerde görülüyor. Yüzlerce tutuklu bu mahkemelerde yargılanıyor. İşte hükümet bir düzenlemeyle bu özel yetkili mahkemeleri tamamen ortadan kaldırmayı düşünüyor. Gelin görün ki dün Akşam gazetesini elimize aldığımızda bununla ilgili hazırlığın Adalet Bakanlığı’nda değil Başbakanlık’ta yapıldığını öğreniyoruz. Haber doğru ise bu işte bir tuhaflık yok mu? Adalet Bakanlığı, Başbakanlık’a bağlı değil mi? Madem öyle, yasa neden Adalet Bakanlığı yerine Başbakanlık’ta hazırlanıyor? Aslında bu soruların cevabını pek çok kişi tahmin ediyor ama kimsenin söylemeye cesareti yok.
Bir dönem hükümet cephesinde saf tutmuş ittifak halindeki yazarların şu günlerdeki yorumlarından anlıyoruz ki hükümet ile cemaat arasında şimdi de özel yetkili mahkeme kavgası başlamış durumda. Bu ortaya saçılmış, yüksek perdeden dile getirilen bir tartışma değil. Tam tersi herkes birbirine mesaj verip, uyarmaya, geri adım attırmaya çalışıyor. Gelin görün ki her iki taraf da bildiğini okumaya devam ediyor.
Bu kavga düne ait hukuki hamlelerin, yarına ait siyasi kaygılarından kaynaklanıyor.
Bingo! MİT krizi bitmedi, devam ediyor.
Hatta daha da devam edecek.
Yani bugün gerek özel yetkili mahkemelerle ilgili düzenlemeler gerekse ses kayıtlarının yayımlanması ve yaymasına yönelik getirilmesi düzenlenen ağır cezalar hep gelecek kaygısından. MİT krizi bir dönem taraflar arasında karşılıklı olarak soğutulmaya bırakıldı. Ancak orada açılan hesap, hâlâ kapatılmadı. Kolay kolay da kapatılmaz. Zira bu hesap aslında her iki taraf için de varoluşsal kaygıları harekete geçirdi. Vazo kırıldı!
Henüz her iki taraf da hamlelere başlamadı. Yakın bir gelecekte kamuoyunu çok şaşırtacak olaylar yaşarsak şaşırmayalım. Bunu somut bir şeyler bildiğim için değil her iki tarafın duruşunu ve taviz vermez tavrını yakından takip ettiğim için söylüyorum.
Bu bazı köşe yazarlarının zanettiği veya umut ettiği gibi birilerinin geri adım atmasıyla savuşturulacak krizlerden biri de değil. Ortada yanlışlıkla atılmış adımlar değil tam tersi kendine güvenerek atılmış siyasi birikimlerin getirdiği adımlar mevcut.
Kimileri için ‘Yeni Türkiye’nin kurulma sancıları diyebileceğimiz içinde bulunduğumuz bu durumu, Yeni Türkü’nün bir şarkısında söylediği gibi tanımlamak da mümkün: Bak işte yaklaşıyor fırtına, bak işte yükseliyor dalgalar...

Demokrasi mizahçılarla nefes alıyor
Dün sizlere Türkiye’de basın özgürlüğünün olduğu tek bir yer kaldı o da sosyal medya derken özellikle haftalardır muhalefet bayrağını devralan bir grubu atladığımı fark ettim. Bilmem mizah dergilerini takip ediyor musunuz? Uykusuz, Leman, Penguen, Gırgır her hafta Türkiye’de hiçbir gazetecinin hatta köşe yazarının söyleyemeyeceklerini söylüyor, yetmezmiş gibi önüne gelen herkesle kafa buluyorlar.
Baskının arttığı yerlerde mizah dergilerinin yükselişi kaçınılmaz. Hatırlarsanız 12 Eylül darbesi sonrasında Gırgır 500.000 tiraja dayanmıştı. Zaten onun önünde Sovyet Rusyası’nda yayımlanan bir dergi vardı o kadar. Şu günlerde haftalık yayımlanan bu dergilerin satış rakamları da hiç fena değil. En büyük özgürlükleri ise kuşkusuz bağımsızlıkları. Bir araya gelen 7-8 çizerin aynı zamanda derginin sahibi de olduğu bu yapıların özgürlüğünün temeli bu ekonomik bağlantısızlıktan geliyor. Reklam almak, ihale peşinde koşmak gibi hiçbir kaygıları yok. Dergi sattığı kadar para kazanıyorlar. Bu sayede demokrasimizin oksijen tüpüne dönüştüler. Penguen’in geçen günlerde bir karikatür yüzünden yakılmaya çalışıldığını düşünürsek ne kadar büyük risk aldıklarının da farkındalar. Hepsine helal olsun, iyi ki ‘hâlâ’ varlar.



...Şehre Madonna gelir!
Bugün Başbakan Erdoğan ile CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu malum Kürt Sorunu ziyareti sonrasında el ele basının karşısına çıkıp, Kürt sorununun çözümü konusunda anlaştıklarını duyururlarmış! Bir bakmışsınız yıllardır hayatımızdan insanlarımızı, servetimizi çalan ve artık neredeyse bir hiç uğruna tek tek canlarımızı yitirdiğimiz bir savaşın sonuna hiç beklemediğimiz bir anda geliverirmişiz! İkili, yapacakları basın toplantısında sadece Kürt meselesinde değil Türkiye’de siyasetten ekonomiye yepyeni bir siyasi atmosfer yaratmak için anlaştıklarını ilan eder ve salı toplantıları başta olmak üzere her türlü gerilim üreten siyasi demeçten sakınacaklarını açıklarlar. Anayasa çalışmalarında da Türkiye’nin geleceğini belirleyecek ve çocuklarımıza yakışacak anayasal değişiklikleri kavga ederek değil konuşarak çözeceklerini kameralar karşısında ilan ederler. Herkesin çözümden umudunu kestiği ve nafile çabalar olarak gördüğü CHP’nin AK Parti’yi Kürt ziyareti bir de bakmışsınız Türkiye’ye ummadık bir heyecanın kapısını aralar.
Neden olmasın?
Belki şehre Madonna gelir.
Akdeniz olur, gülümseriz.
Yahu bırakın, şöyle ağız tadı ile doya doya, güzel bir hayal kuralım!

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }