Daha buraya gelmeden, Türk basını Arianna Huffington’a isim taktı: İnternet’in kraliçesi. Yanlış. Kurduğu Huffington Post’la Bush dönemine en sert muhalefet rüzgarlarını estiren, ve bununla da kalmayıp, isteyen herkese blog kurma imkanı tanıyan ‘vatandaş gazeteciliği’ sayesinde 300 yıllık gazetecilik geleneğini tepetaklak eden kadın, internet değil tam da ‘İtiraz kraliçesi’.
İster inanın ister inanmayın, dünyada Tahrir Meydanı’ndan Wall Street’e kadar uzanan bir isyan dalgası var ve Arianna Huffington bu dalganın en tepe noktasında başından beri düşmeden sörf yapan isim.
Yunan asıllı karizmatik yazar, 2005 yılında bir milyon dolara kurduğu Huffington Post’u 6 yıl sonra 2011’de 315 milyon dolara sattı. Huffington Post, sıradan bir internet sitesi değil. Milyonlarca okuru olan site, hem erişim, hem de nüfuz açısından neredeyse New York Times gibi devleri sollayıp medyada yepyeni bir düzen kurdu. Çin’den Tiran’a bir sürü genç yazar ve gazeteciye ilham oldu.Medyada artık kelli felli ‘köşe yazarları’dönemi, bu sayede bitti. Maç da, kale de, saha da bambaşka bir yerde.
Yepyeni iş modeli yarattı
Keskin makaleleri ve sansürsüz özgür görüşleriyle serbest bir platform yaratan Huffington Post, bununla da yetinmeyip internet üzerinden ileri geri her konuda fikir yazan sıradan insanların ‘para kazanabileceği’ yepyeni bir ‘iş modeli’ yarattı.
Belki de bu yüzden olacak, Arianna Huffington’un İstanbul’da Digital Age Dergisi tarafından düzenlenen konferansa katılımı, aynı dönemde şehirde olan İngiltere eski başbakanı Tony Blair’ın da Irak Dışişleri bakanı Hoşyar Zebari’nin de teşrifinden kat kat önemli sayıldı.
Media Cat grubu tarafından düzenlenen Digital Age Konferansı, gün boyu tıklım tıklımdı. Genç yazarlar, reklamcılar ve internet heveslileri, Kraliçe’nin ağzından çıkacakları dinlemek için gelmiş, geldiklerine de değmişti. Huffington kendini, annesini, internette kaliteyi ve nasıl para kazanılacağını anlattı. Anlatmakla kalmadı, ilham verdi. Kapanış oturumunda soruları yanıtlarken, bir yanına sansürlendiği gerekçesiyle NTV’den ayrılan Banu Güven’i, diğer yanına CNN Türk’den Ahu Özyurt’u aldı.
İtiraz kraliçesinin her adımı gibi, burada da bir anlam vardı muhakkak...
Günün sonunda Huffington’la sohbet edebildik. İnternetten nasıl para kazanılacağından tutun da, gün içinde neler yaptığına dair Arianna’nın hayatıyla ilgili bilmek istediğiniz her şey, zaten internette mevcut. Bense Türkiye’yi konuşmak istedim.
Sahi, 60 gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede gelip blog kurmaktan, site açmaktan söz etmek biraz fazla ‘fantazi’ kaçmaz mı? Sordum, ‘Bu durumda ben Arianna Huffington olmak istesem, hatta çıkıp bir yatırımcıyı da ikna etsem bile, Türkiye’de sizin yaptığınızı yapma imkanım var mı?’
Güldü. “Türkiye’deki durum tabii ki trajik. 60 gazetecinin hapiste olması bir yana, asıl sorun otosansür. Gazeteciler hükümeti kızdırmayacak şekilde yazmaya çalışıyor. Ama asıl sosyal medya da burada devreye gidiyor. Bir yerde bir ‘kıvılcım anı’ (‘tipping out’) olabilir.
Kıvılcım anı, Amerika’da son dönemde çok tartışılan bir konu. Ama ikna olmuş değilim. ‘Nerede ve nasıl?’ diye soruyorum. ‘Sesler yükseldikçe....İnternette herkesin yazı yazma imkanı var. Herkesin bir sesi var. Bak bugün bile internette bir çok kişi kendi bloğunu başlatıyor, Facebook’da yazıyor. Tarihe bakın. Tarihsel olarak baskı hiçbir zaman insanları durduramaz. Sosyal medya bu seslere bir platform veriyor. Gün doğmadan önceki saatler en karanlık olanlardır” diyor.
Bir an için ben bile medya açısından heyecanlanıyorum. Arianna devam ediyor; “Olan bitenin zorluğunu ve gazetecilerin mücadelesini de küçümsemiyorum. Ama unutmayın tarihte sosyal değişim için hep ‘belirleyici bir eşik’ vardır. Statükodan şikayetçi olanların net bir vizyona sahip olmaları lazım. Ondan sonra da kritik belirleyici eşiği yakalayabilirler. Bu eşik hiçbir zaman ‘çoğunluk’ değildir. Kritik eşik, sesini yükseltebilen bir azınlığın getirdiği değişimdir. Türkiye’de de aktif azınlık değişimi getirebilir.’ Azınlık, çoğunluk, halk, milli irade, muhalefet, eşik.... Burada çok duyduğumuz ama herkesin ağzında sakız olduğu için artık güvenmediğimiz kavramlar..
Markasını dünyaya yayacak
Huffington, internette bir şey yapmak isteyen gençlere tavsiyelerle devam ediyor: “Çoğunluk değilsiniz diye üzülmeyin. Önemli olan aktif olmak. Dünya sesini yükseltebilen ‘aktif azınlıklar’ sayesinde değişir.”
Röportajımız çok uzun sürmüyor. Arianna’nın bir telekonferansı, ardından da akşam yemeği var. Buraya gelmeden Fransa’da bir siteyle ortaklık anlaşması imzaladı. Kanada ve İngiltere’de kardeş siteleri var. Amacı ‘Huffington Post’ markasını tüm dünyaya yaymak. Türkiye’de kimlerle görüşüyorsunuz? diye soruyorum. “Herkesle, konuşmak isteyen herkesle” diyor ve hemen ardında “Sen de ilgilenir misin?” diye soruyor.
İlgileceğimi hiç sanmıyorum. 400’ü tam kadro olmak üzere 1400 gazeteciyi yönetmek, sabah akşam blog yazmak, tüm hayatımı Twitter’da dünya alemle paylaşmak bana göre değil. Yine de umuyorum çok yakında birileri cesaret edip kolları sıvar.
‘Çantanızda ne var?’ diye soruyorum. ‘3 adet Blackberry’diyor. Bir de laptop ve iPad getirmiş İstanbul’a.
Sıcak vedayla ayrılıyoruz. Bana özel emailini veriyor. Bitmeyen polemiklerin yüksek sesli kraliçesi, aslında beklediğim gibi cadaloz değil, tam tersine zarif, upuzun, dingin ve hayatta ne istediğini bilen bir kadın. Şu anda istediği de, Türkiye’de sessizlerin sesi, kimsesizlerin kimi olmak. (Tamam, belki bunu yaparken biraz da para kazanmak... )
Huffington Post’un kurucusu ‘İtiraz kraliçesi’ Arianna Huffington Milliyet yazarı Aslı Aydıntaşbaş’a konuştu.
‘TÜRKİYE’DE HERKES KONUŞMAK İSTER’
Digital Age Konferansı’nda konuşan Arianna Huffington sunumundan öne çıkan notlar:
* Medya eskiye dönmemek üzere yeni bir çağa girdi.
* Bu yeni çağ hükümetler, şirketler ve diğer tüm kurumları şeffaflığa zorladı.
* Gazetecilikte haberi yazıp noktayı koyma devri geçti.
* Artık haberle birlikte okuyucuyla da iletişim başladı.
* Yeni medya ABD seçim kampanyasında büyük rol oynadı. Barack Obama yeni medyadaki fırsatları görmeden seçimi kazanamazdı.
* İfade özgürlüğü saçma düşünceler yayınlama anlamına gelmez.
* Yeni medyada asıl anahtar sözcüğün ‘güven’ olduğunu vurguladı.
* Batıda bir kişi konuşurken bir kişi de dinler. Türk ve Yunan kültürlerinde ise herkes konuşmak, kendini ifade etmek ister. Bu kötü bir şey değil ve sosyal medyanın Türkiye’de gelişmesine olanak sağlayan bir durum.