Ateistler Cennete Girebilir Mi?

İslamla uzun yıllar önce bir dönem yakından ilgilenmiştim. Aslında bi tapınmadan ziyade bi arınmaya ihtiyacım vardı. Derdim asla Tanrı'yla ya da başkalarıyla değil; sadece kendimleydi. Nasıl daha iyi bir insan olabilirim, nefsani ve dünyevi duygulardan nasıl daha fazla arınabilirimin peşindeydim. Belki de gerçek İslam buydu kim bilir :)

Haliyle daha fazla bilgi edinmek için İslami literatür okumaya başladım, İslamcı arkadaşlarım da oldu, dindar insanlarla da bir biçimde muhatap olmuş oldum. Önemli bir deneyimdi. Aslına bakarsanız bilgi anlamında benim çok gerimdeydiler. Üniversitede İslam Felsefesi; Muhyiddin Arabi, Gazali okumuş biri olarak onların sığ yaklaşımları asla tatmin edici değildi.

Dini, bir amel-mükafat ilişkisi olarak algılıyorlardı. Yani sonucunda kısa vadede ya da uzun vadede ödüllendirilmeyeceği hiç bir işe girmeyen pragmatik bir yaklaşımları vardı. İslami çevrelerin taa 28 Şubat sürecinin devamında, yani mağdur gösterildikleri dönemlerde dahi, güç-para-iktidar hırsıyla ahlaken ne kadar yozlaşmış olduklarını gördüm. Çok kısa sürede bunu farkedip "asla kurumsallaşmış İslami çevrelerde; (cemaat, tarikat vs) bulunamam, İstiklal'deki bar ortamı buradan daha temiz" diye düşündüm.

İçeri girdikçe aslında İslam denilen dinin pratikte (istisnai haller hariç) aslında muhafazakarlık ideolojisinden başka bi şey olmadığını gördüm. Nedir muhafazakarlık: Devlet, düzen, sermaye koruyuculuğu, değişime, bilgiye, bilime direnen, kendi safında olmayan her şeyden sorgusuzca nefret eden, seküler yaşamı ve onun araçlarını nefret objesi haline getirmiş bir paradigma.

Çünkü bi kere İslam kolaylık dini, bin yıllarda öyle bir kişisel çıkar koruma kültürü geliştirilmiş ki, her ahlaksızlığı örtmeye kılıf olarak kullanabileceğiniz bir hadis, bir kıssa ya da fıkıh hükmü var. Şaşırtıcı derecede bir yozlaşmışlık var, namus kavramı belden aşağısından ibaret.

Gıybet, rüşvet, irtikap, yalan ve fesatlık o kadar yaygın ki, insana istemsiz olarak şunu düşündürüyor: Eğer inandığı ve korktuğu bir Tanrı'nın huzurunda bile bunları yapabiliyorsa, din onun iyi bir insan olmasına zerre hizmet etmemiş. Biraz eşeleyince şu anlayış çıktı ortaya: İbadetimi nasıl olsa yerine getiriyorum, belli aralıklarla tövbe ediyorum nasılsa, her kötülüğü işleyebilirim rahatlığı. İnanılması güç ama bu duygu çok hakim. İslam'dan ve bana onu anımsatan her şeyden koşarak kaçtım neticede.

İyiyi başka yerlerde, başka şeylerde aradım uzun bir müddet ve en sonunda buldum: Her insanın içinde bir iyilik tohumu var, bir de kötülük tohumu, kimi insan hangi sosyokültürel koşulda ya da hangi inançta olursa olsun içindeki iyilik tohumunu patlatmayı başarıyor, kimiyse istediği kadar hacca gitsin namaz kılsın, içindeki iyiliği, toprağa teslim edip çürütüyor ve kötülük çiçeği bir Baobab ağacı gibi tüm ruhunu teslim alıyor. İçindeki iyilik tohumunu büyütmek, serpilip geliştirmek bir niyet, bir çaba, bir yolculuk.

Bakıyorum da Ateistlerin çoğunlukta olduğu bir güruh da var ki merkeze insanı almışlar, insan ayırımı yapmadan herkesin; hatta tüm canlı hayatın yaşam hakkı olduğunu savunarak feda ediyor ömrünü. Bir yanda kendilerini Tanrı'nın dünyadaki temsilcisi sanarak türlü katliamı, işkenceyi, hırsızlığı rahatlıkla yapabilen vicdansızlar, bir yanda da kişisel çıkarlarını hiçe sayarak haklının, ezilenin, sömürülenin yanında gözlerini kırpmadan savaşın içine atlayan "dinsizler".

Düşünmemek elde değil eğer kainatı yarattıysa insanlığın ortak aklından daha büyük bir aklı olduğunu tahayyül ettiğim Tanrı'yı kandırmak mümkün müdür, O'nun iyilik algısı nasıldır, yeryüzünde kendisi adına yapılanlardan razı mıdır,.. Kendisinin varlığından ya da yokluğundan emin olacak kadar yetkin görmüyorum kendimi ancak, ortak akla sesleniyorum, Evrensel ahlaki değerler bağlamında, Tanrı sizce hangisini cennetine alır? Ateistleri mi Müslümanları mı?

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e destek olmak isterseniz tıklayın >>>