Arapları aşağılamayın

Abone Ol

Kuzey Afrika’daki Arap devletlerinde art arda gerçekleşen ayaklanmalar, akıllara doğal olarak bu devletlerin yeni siyasi rejiminin ne olacağı sorusunu getirdi.
Bu soruya cevap arayanlardan bir kısmı Türkiye’nin bu devletlere bir model olabileceğinden bahsediyor.
Siyasal İslam konusunda uzman Fransız akademisyen Oliver Roy, Mısır ve Tunus ayaklanmalarından sonra kendisiyle yapılan röportajda model ülke meselesine değindi. 

Roy’ın bakışı
Roy’ya göre bu halkların önünde sadece iki yol var: Koyu şeriatçı, Selefilik sınırlarında bir topluma dönüşmek ya da Türk modelini seçmek.
Roy, Türk modelini şöyle açıklıyor: “Bir anlamda Hıristiyan demokratlara benzeyen, çok muhafazakâr ama hâlâ parlamenter sistemin devam ettiği bir model.”
Foreign Policy’de Burhanettin Duran ve Nuh Yılmaz imzasıyla yayımlanan yorum ise Türk modelinin, gerçekleştirdiği demokratik dönüşüm, iktisadi canlılık ve özgürlükçü siyasal yaşamıyla Arap halklarına ilham verdiğini ileri sürüyor. Benzer çizgideki Mustafa Karaalioğlu ise coşkuyla kaleme aldığı yazısına “Jakoben değil demokratik Türkiye model oldu” başlığını atıyor.
Bir de konuya tamamen ters açıdan bakan Özdemir İnce var. O da Türkiye’nin ‘olur olmaz yerlere’ örnek gösterilmesine sinirleniyor.

Eski mevzu
Bu durum aslında eski bir tartışmanın yeniden alevlenmesinden ibaret. 2007 senesinde Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na seçileceği kesinleşince, İngiliz The Guardian gazetesinin başyazısı bu konuya ayrılmıştı.
Gazeteye göre Türkiye şayet İslamla demokrasinin uzlaşabileceğini ispatlarsa başta Mısır olmak üzere Ortadoğu devletlerine örnek olabilirdi.
O vakitler Oxford Üniversitesi’nde doktora tezini hazırlamakta olan Mehmet Karlı’nın bu başyazıya cevabı da gazetede yer almıştı. Karlı yazısında, AKP’nin Batılı standartlarda özgürlükçü bir toplum olma hayaline sahip olmadığını ileri sürerek, özetle “Model olmamız için aşırı muhafazakâr, baskıcı bir siyasi rejim gerekiyorsa, istemez kalsın” diyordu. 

Bon pour l’Orient
Bir siyasi rejimin diğer rejimlerden esinlenmesi yadırganacak bir durum değil. Neticede şu dünyada hepimiz komşuyuz. Birbirimizden etkileniriz, normaldir. Fakat tüm bu modellik koşuşturmasında rahatsız edici bir husus var.
Arap ülkelerine kimse İngiliz, Amerikan ya da İsveç modellerini önermiyor. Çünkü medeniyetler çatışmasının pradigması, bu teoriye en karşı olanlar tarafından bile içselleştirildi.
Buna göre Müslüman ancak Müslümana benzeyebilir. Örnek alacaksa kendi medeniyet dünyası içinden birilerinden örnek almalıdır. Bir, “Biz bize benzeriz” anlayışı hâkim.
Batı, Mısır’a ve Tunus’a Türk modelini önerirken onu bir ‘bon pour l’Orient’ model olarak öneriyor.
Verilen mesaj, “Herhalde İsveç gibi olamayacaksınız, olsanız olsanız en fazla Türkiye kadar olursunuz, o da size yeter de artar bile”den ibaret.
Türkiye’nin örnek olmasını isteyen siyasetçi ve akademisyenler ise İslam medeniyetinin parlayan yıldızı olma arzuları sebebiyle bu aşağılamanın farkında değil.
“Sen Müslümansın, olup olabileceğin çokça muhafazakâr, siyaseti dinle şekillenen bir şekli parlamenter rejim” diyerek Türkiye’nin örnek gösterilmesi, ancak bu taze devrimci halkların aşağılanmasıdır.
Bu halkların kimseden akıl almaya ihtiyacı yok. Kendi standartlarına layık görmeyen bazı Batılı demokrasiler tarafından ‘bon pour l’Orient’ modellere koşulmaya da, bir ‘Osmanlı Milletler Topluluğu’ hayaliyle güdülmeye de layık değiller. Şüphesiz ‘olur olmaz yerler’ diye nitelenmeye de layık değiller.
Demokrasinin Hıristiyanı, Müslümanı, Budisti olmaz. İnsan hakları, demokratik katılım, çoğulculuk, doğal kaynaklar üzerinde egemenlik, işçi hakları, Müslümana ayrı, Hıristiyana ayrı standartlarla belirlenmez.
Tabii insan haklarında kültürel görecelilik olduğunu düşünüyorsanız başka.
Devrik diktatörler de buna inanıyordu. O yüzden devrikler.

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }