Arap rönesansı

Abone Ol



Tunus ve Mısır’dan sonra diktatörlere karşı gelişen Arap uyanışı hız kesmeden diğer Arap ülkelerine yayıldı. Bahreyn, Yemen, Libya, Suriye sokakları özgürlüğe susamış bir halkın direnişine, öfkesine tanıklık etti, ediyor. Zaman belki de ilk defa sokakları dolduran Arapların çağrılarına olumlu cevap veriyor.

Tarih bir halkın diktatörlere karşı verdiği mücadeleyi kayıt altına alırken bu uyanışın dış bağlantıları sürekli vurgulanıyor. Belirtelim, bu çabalar Arap halklarının özgürlük ve demokrasi mücadelesini oryantalist bir bakışla mahkûm etmeye çalışmanın ötesinde bir anlam taşımıyor. Uluslar arası sistemin aktörleri yaşananlara elbette seyirci kalmıyor.

Evet, Amerika’nın Ortadoğu’ya dönük planlamasında mevcut yönetimlerin gözden çıkarıldığı doğrudur.

 Evet, Ortadoğu ülkelerinde radikal dini hareketlerin mevcut yönetimlere karşı olan tepkiyi kendi amaçlarına yönlendirdiği ve ABD ile Batı ülkelerinin bundan olumsuz etkilendiği de doğrudur.

Evet, uluslar arası güç merkezlerinin bölgedeki kazanımlarını riske edecek oluşumlara izin verilmeyeceği de doğrudur.

Ama bunların hiçbiri gecikmiş bir Arap Rönesans’ının artık yaşandığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Halkın meşru talepleri reel politik çıkarlara kurban edilemeyecek kadar dünya kamuoyunun gündemine taşınmıştır artık.

Oryantalist tezlerle dünyanın yanıltılamayacağı ortadadır. Hiçbir güç bu saatten sonra Arap dünyasını geçmişin oyunlarıyla kandıramayacaktır. Halk bir defa artık isterse başarabileceğini, değiştirebileceğini buna gücünün yettiğinin farkındadır.

Yani Arap Rönesans’ı başlamıştır. Bu Rönesans kendi devrimini er geç doğuracaktır. Rönesans hareketi Avrupa’da bireyi toplumsal yaşamın merkezine nasıl koyduysa Arap ülkelerinde de modern diktatörler ve ortakları toplumun merkezinde uzaklaştırılarak yerini halka bırakacaktır.

Yani Avrupa’da mutlak krallıkların sonunu hazırlayan Fransız Devrimi’nin bir benzerinin tohumu atılmıştır. Fransa’da ayaklanan halk monarşinin simgesi olarak Versailles Sarayına nasıl yürümüşse Mısır’da da halk diktatörlüğün simgesi Tahrir Meydanı’ına, Kaddafi’nin sarayına, Bahreyn’de İnci Meydanı’na öyle yürüdü.

Voltaire’nin 1751’de söylediği ” gördüğüm her şey, bir devrimin tohumlarını atıyor ve kaçınılmaz olarak gelecek bu devrim” diye haber verdiği Fransız Devrimi gibi Arap ülkelerinde de gördüğümüz her şey bir devrimin habercisi. Yani Arap ülkelerinde krallıklar son bulacak ve XIV. Louis(devlet benim) artıkları tarihin çöplüğüne gönderilecektir.

Zaman ve devrimin dinamikleri farklı da olsa merkezde yine halk vardır. Avrupa’da Rönesans’ı doğuran en önemli etken matbaaydı. Bu yolla yeni düşünceler hızla yayılarak toplumsal iletişimi güçlendiriyor, kalplerde ve duygularda skolâstik düşünce ile temsilcisi Katolik kilisesine karşı ortak duygular geliştiriyordu.

Arap ülkelerinde ise internet ve telefon ortak duyguların ve mücadelenin dili oluyor. Halk kitleleri Facebook’la, bloglarla, telefon mesajlarıyla bir araya gelerek diktatörlere meydan okuyor.

Bu noktada Arap uyanışının düşünsel birikimden yoksun olduğu ve kitlelerin ideolojik olarak zayıf olduğu öne sürülebilir. Düşünsel birikime dayanmayan bir devrimin kalıcılığından şüpheye düşülebilir. Rönesans’ın Leonardo da Vinci’si, Rafaello’su, Fransız Devrimi’nin Didero’u, Volter’i, Jan Jak Russo’su da aranabilir.

Bu noktada özellikle Arap düşünce dünyasını tanımak, Arap dünyasında modernleşmenin özgürleşmenin düşünsel birikimini kavramak isteyenler Rıfat Tahtavi’nin, Cemeladdin Afgani’nin, Raşid Rıza’nın özgürlükleri kutsayan metinlerine bakabilir.

Ama yine de şunu belirtelim, Spartaküs, Roma’ya başkaldırdığında köle olarak satılmış basit bir çobandı. Duyguları onu bir kahraman yaptı.

Meksika’da emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı koyan Villa(Panço) imza bile atamayan biriydi. Yoldaşı Zapata ise hiç eğitim almamıştı. Ama cesaretleri onları halkın gözünde ulusal kahraman yaptı.

Yani halk hareketlerinin mutlaka bir önderin ya da düşünsel birikimin ürünü olarak ortaya çıkması beklenmemeli. Bazen devrimler, halk hareketleri çok sıradan olayların sonucu olarak gelişebilir.

Burada şimdi Ortadoğu ülkeleri için asıl düşünülmesi gereken diktatörlerden sonra tasarlanacak yeni düzenin aktörlerinin kimler olacağı ve sokaktaki halkın iradesinin yönetime ne kadar yansıyacağıdır.

Kısaca Ortadoğu’da gelişen bu halk hareketlerinin uluslar arası düzeni açısından doğuracağı değişiklikler artık irdelenmelidir. Yani bu halk hareketleri yüzeysel bir restorasyon süreciyle mi biçimlendirilecek yoksa doğal akışının doğuracağı sonuçlara katlanılacak mı?
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }