Çok eski zamanlarda Anadolu’nun bir yerinde bir adam elinde bıçakla camiye girer ve bağırır “Aranızda Müslüman var mı?”
Hiç kimseden ses çıkmaz bir süre. Sonra cemaatin arasından yaşlı bir amca “ben Müslümanım” der.
Elinde bıçak olan mümin yaşlı adama "Amca iki dakika dışarı gelir misin" der.
Ve yaşlı adamın koluna girerek beraber dışarı çıkarlar.
Bıçaklı adam camiden yanında götürdüğü yaşlı adamı ayakları bağlı koyunların yanına götürür.
”Amca bana yardım eder misin? Koyunları birlikte kesip etini fakirlere dağıtalım”.
Amca da memnuniyetle yardım eder. Ancak yaşlılık bu ya, amca bir süre sonra yorulur.
Bıçaklı adama derki “Evladım ben yoruldum. Sen git camiden başka birini çağır”. Adam tekrar elinde kanlı bıçaklarla camiye gider.
“Aranızda başka Müslüman var mı?” der. Camideki herkes bıçaklı adamın camiden götürdüğü amcayı kestiğini düşünerek ses çıkartmaz.
Hepsi beraberce imama bakarlar. İmam sinirle haykırır: “Ne bakıyorsunuz ulan, iki rekât namaz kıldırmakla Müslüman mı olunur?”.
Bu fıkranın bir benzerinin bir salı günü AKP’nin gurup toplantısında yaşandığını düşünelim. Eli belinde isten atılan yorgun bir THY işçisi vatandaş grup salonuna girip “hanginiz demokratsınız” diye bağırsa sanırım bütün grup afallayarak Başbakan Erdoğan’a bakar...
Ve Erdoğan herhalde fıkradaki imam gibi hayatının en doğru cevabını verir: “Bana ne bakıyorsunuz. Bir kaç generali yargılamakla demokrat mı olunur?…”
21 Haziran seçimlerinin üstünden neredeyse bir yıl geçmek üzere.
AKP bu seçimlerde yüzde elliye yakın (49,83)oranında oy alarak Türkiye'de 1954 seçimlerinde DP’nin aldığı oy oranından(57,50) sonraki yüksek oy rekorunu kırmış oldu. Türkiye Cumhuriyeti çok partili seçim tarihinde üst üste üç secimde de oy oranını arttırıp tek başına iktidar olan tek parti konumuna sahip.
Her ne kadar bu oy oranı yüzde 10 barajı gibi adaletsiz bir seçim sisteminde gerçekleşmiş olsa da bu oranın AKP için büyük bir başarı olduğunu söylemek sanırım çokta abartılı olmayacak.
Sayın Başbakan, seçim sonuçları ardından yaptığı balkon konuşmasında "Bugün bir kez daha demokrasi kazanmıştır" demiş ve ardından bu seçimin galibinin Türkler, Kürtler, Zazalar, Araplar, işçiler, memurlar, emekliler çiftçiler, köylüler, engelliler, gençler, yoksullar kimsesizler, mazlumlar, mağdurlar olduğunu söylemişti. Toplumun tüm ezilen kesimlerinin, sınıflarının ismini vurgulamıştı.
Türkiye siyasetinden bi haber olanlar için başbakanın balkon konuşması büyüleyici nitelikteydi. Ancak seçimin üzerinden henüz birkaç gün geçtikten sonra işin aslının farklı olduğu anlaşıldı. Sayın Başbakanın balkon konuşması Türkiye siyasi tarihinde eşine çokça rastlanan hoş ama boş bir konuşmaydı. Büyü Hatip Dicle`nin milletvekilliğinin düşürülmesiyle bozulmuştu. Hatip Dicle’nin vekilliği bir AKP yetkilisinin YSK’ya başvurusuyla düşürülmüş yerine ise AKP’den Diyarbakır milletvekili adayı olan ve Hatip Dicle’nin aldığı oy oranının yarısından daha azını alan Oya Eronat "atanmıştı".
Bazı AKP yanlısı aydınlar bu durumun her ne kadar Erdoğan ve AKP’nin iradesi dışında olduğunu ısrarla savunsalar da bu tezin de gerçek dışı olduğu aradan geçen bir yılda defalarca kanıtlandı. Ülkedeki gelişmeler her gün gösteriyor ki Başbakan’ın tekçi kelimeleri kadar, kullandığı demokrasi kavramı geçmişinde dile getirdiği gibi bir amaç değil kendi iktidarları için bir araçtı. İktidar olduktan sonra ise ilk rafa kalkacak olandı.
Sayın Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde cumhuriyet tarihi boyunca kendisini ülkenin asıl sahibi olarak gören ve bu sahipliği korumak için her türlü hukuk dışı yönteme başvuran askeri bürokrasinin iktidarının geriletildiği hatta büyük ölçüde bitirildiği bir gerçektir. Ancak kendisini hiç sevmeyen birkaç generali tutuklamakla, 12 Eylül darbesinin başrol oyuncusu iki ihtiyarı yargılamakla başbakanın demokrat olmadığı, hükûmetinin icraatlarından anlaşılmakta.
Sayın Başbakan demokrat olmanın bir baskı rejimi yerine yeni bir baskı rejimi kurmak olmadığının ya da daha açık söylemek gerekirse asker devleti yerine polis devleti kurmak olmadığının bilincinde mi bilmiyorum. Ama ben buradan Sayın Başbakan ve hükümetlerinin birçok icraatı ile 12 Eylül`ün bile gerisine düştüğünü hatırlatmak istiyorum.
Sayın Başbakan! 1988’de çalışma koşullarının iyileştirilmesini talep eden bir grup isçiyle birlikte, grev önlüğü giyerek çektirdiğiniz fotoğrafa bakınca ve referandum döneminde çalışanların haklarının genişleyeceğine yaptığınız vurguyu duyunca size demokrat demeyi çok isterdim. Ama ne yazık ki değilsiniz. Çünkü 12 Eylül’den hemen sonra çıkan ve çeşitli is kollarında grevi yasaklayan yasanın bugünkü versiyonunu başbakanı olduğunuz hükümet üstlendi. Havayolu isçilerinin grev hakkını gasp ettiniz. Bunu protesto eden işçileri işten attırdınız. Memura grev hakkı yok dediniz. Emekçiye 12 Eylül’ü yeniden yaşattınız. Sayın Başbakan siz demokrat değilsiniz.
Sayın Başbakan. Darbe döneminde 31 gazeteciye cezaevi yolu gözükmüştü. Sizin ustalık döneminizde bu sayı yüzü aştı. Birçok cezaevi iletişim fakültesine döndü.
12 Eylül döneminde 400 gazeteciye toplam 4bin yıl hapis istenmişti. Sizin donemizde tek bir gazeteciye (Azadiya Welat`in eski İmtiyaz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürlerinden Emine Demir) verilen ceza 138 yıl. Hala iddianameleri açıklanmayan ve de yıllardır tutuklu yargılanan gazeteciler de cabası. Sayın Başbakan 12 Eylül’de basın üzerinde uygulanan yasakları birçok defa dile getirdiniz. Sayın Evren’in içi rahat olsun. Bundan sonra basın yasakları dendiğinde akla ilk siz geleceksiniz.
Sayın Başbakan. 12 Eylül döneminde kuşkulu ölenlerin sayısı resmi rakamlara göre 550 civarındayken sizin iktidarınız döneminde insan hakları örgütlerinin raporlarına göre bu sayı 780’i aştı.
Sayın Başbakan kadın bedeninin üzerindeki devlet ipoteğine kafanızı yorduğunuz kadar bu ölümlerin durması için çabalasaydınız demokrasi kavramı çok yakışırdı ağzınıza.
Sayın Başbakan! İktidarınız döneminde gözaltı ve tutuklama sayılarında da sürekli ilerleme kaydediliyor. İHD raporuna göre 2011 yılında 12.685 kişi (2010'da 7100) gözaltına alındı.
Yine ayni rapora göre 2011 yılında 2922 kişi (2010'da 1599) tutuklandı. 2012 yılının ilk aylarında da hızınızdan bir şey kaybetmediniz. Gözaltı ve tutuklanma sayılarında da böyle giderseniz yakında Sayın Evren`in yüreğine su serpersiniz. Hala demokrat olduğunuzu iddia ediyor musunuz Sayın Başbakan?
Referandum kampanyanızda ruhları şad olsun bol bol göz yaşı döküp Nejdet Adalı’dan, Erdal Eren’den bahsedip darbelerin kanlı tarihini bize anlattınız. Peki, sizin iktidarınız döneminde kaç kişinin darbeler döneminde katledilen devrimcileri andığı için yargılanıp ceza aldığını biliyor musunuz? Sayın Başbakan o gözyaşları demokrat gözyaşları mıydı?
Sayın Başbakan! İlk seçim propagandanızda seçim kürsülerinden iktidara geldiğinizde YÖK’ü kaldıracağınızı söylediniz. YÖK’ten sürekli sopa yiyen Devrimci, Yurtsever ve Türbanlı öğrencileri umutlandırdınız. Ama 12 Eylül ürünü YÖK hala yerinde duruyor. Bu sefer sizin atadıklarınız yönetiyor. Muhalif öğrencilere zulüm etmeye devam ediyor.
Kabinenizdeki içişleri bakanı bu üslubuna devam ederse bize 12 Eylül döneminin içişleri bakanlarını mumla aratacak.
Sayın Başbakan! Uludere meselesine hiç girmeyeceğim. Kenan Evren’i daha fazla kıskandırmak başka bir yazıya kısmet olsun.
Ama size son bir soru sormak istiyorum: Aranızda demokrasiye inanmış biri var mı?..