Türünün ne olduğunun önemi yok, bir seçim daha Erdoğangillerin zaferiyle geride kaldı. Seçimlerin ardından, iyice otoriterleşerek dikta rejimini perçinlemesi muhtemel olan muktedire ve de bizleri bekleyen zor günlere dair konuşmak için çok zamanımız olacak. Bu nedenle, seçim analizi yapmak yerine yapılan analizler üzerine konuşmak istiyorum.

AZİZ NESİN VE APTALLAR

Aziz Nesin'in Türkiye halkının %60'nın aptal olduğuna dair sözlerine katılıyorum. Hatta bu oranın daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Fakat bu aptalların her parti tabanında, her sosyal tabakada, her bölgede var olduğunu düşünüyorum. Örneğin, seçim sonuçlarının ardından yenilgiyi izah etmek için bu söze başvuran muhalifleri de bu aptallar arasında sayabiliriz!

Hadi gelin, AKP'ye oy vermeyenlerin aptallıktan kurtulduğu varsayımını doğru kabul edelim. Yani %48'in (özellikle de %38'in) bütünüyle aklı başında insanlar olduğunu düşünelim. O halde nasıl oluyor da "aptallar" tarafından yönetilebiliyorlar? Bırakın %50'yi %40'ı falan, %20'si aynı toplumsal eğilimde olan süper zeki(!) insanlar güruhu pekala zaten aptal(!) olan kitleleri etkileyerek kolayca hükmedebilir. Öyleyse bu nasıl bir çelişkidir?

Ayrıca unutulmamalı ki, halinden memnun olmak aptalların önemli bir özelliğidir ama neye itiraz ettiğini bilmemek de bir diğer özelliğidir.

BOYKOTÇU HAİNLER!

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde katılım oranı beklendiği gibi düşüktü. Tatilini yarıda kesmek istemeyenler, oy kullanma fırsatı bulamayanlar ve adayları boykot edenler... Sandığa gitmeyenler bu üç gruptan oluştu. Buraya kadar her şey normal.

Fakat aralarında siyasetçilerin, gazetecilerin, akademisyenlerin de bulunduğu birçok insan garip bir şekilde Erdoğan'ın zaferinden sandığa gitmeyenleri sorumlu tuttu. Sanırım bu tespiti yaparken tatil yapanların tamamının ya da ekseriyetinin CHP'li olduğu varsayımıyla hareket ettiler. Gerçekten komik. Bunu nasıl tespit ettiler, hala açıklamalarını bekliyorum...

Sandığa bilerek gitmeyenlere gelince... Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz; aday belirleme sürecinde parti teşkilatlarının daha aktif rol almasının gerekliliği ve de siyasi partiler kanununda değişiklik zorunluluğu. Bu ihtiyaç bir kez daha ortaya çıktı.

4 MİLYON TERÖRİST!

Demirtaş tahmin ettiğimiz gibi oy alırken, hayretler içerisinde "başarının sırrı"nı çözmeye çalışanları görmek keyifli. Aslında bahsedildiği gibi bir sır yok ortada. Demirtaş'ın adaylığı, ilk seçimlerinde geleneksel çizgiden koptuğu izlenimi verdiği için Kürtlerden yeteri kadar oy alamayan HDP tabanına bir mesajdı. İlk olarak bu mesaj karşılığını buldu. İkinci olarak, diğer kesimlerden alternatifsiz kalan küçük bir (sol-liberal-sosyalist-alevi-demokrat-muhafazakar vs) kitle vardı. Demirtaş'ı anlamak istediler ve anladılar.

Her halde anaakım aydınlar, %10'a dayanan bir kitleyi terörist olarak adlandıramayacağını düşünmüş olmalı ki "değişim başarı getirdi" mealinde sözler sarf ediyorlar!