Alkol Satışı Yasağı

Coronavirüs bulaşışı nedeniyle alınan 17 günlük “Tam kapanma” önlemi sürecinde, alkol satışlarının yasaklanması, yoğun tartışmalara neden oldu.

“İşyeri açma ruhsatlarında market, kuruyemişçi ya da bakkal olarak tanımlanan, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan (TAPDK) Perakende Alkollü İçki Satış Belgesi’ne sahip olan on binlerce işletme, kısıtlama sürecinde açık olmalarına rağmen alkol satışı yapamamalarının nedenini bilmiyor. Hukukçulara göre yazılı bir karar olmamasına rağmen zincir marketlerin de yasak sürecinde alkol satışı yapmaması hukuki değil, “fiili” ve “sözel” yasağa dayanıyor”(1)

Üretimi, satışı yasal olan bir ürünün, hiçbir yasal dayanağı olmadan yasaklanmasının, demokratik yönetim uygulamasıyla bağdaşır yanı yok.

Yasal dayanaktan yoksun

Hukukçular, alkol satışı yasağının hiçbir yasal dayanağının olmadığı konusunda görüş birliğindeler. Anayasanın, yasaların çöpe atılarak, siyasal istemlerin uygulamaya konulması, her şeyin liderin ilki dudağı arasından çıkacak sözlere bağlı olmasının denemeleri yapılmakta. Alkol satışı yasaklarının mantıklı bir gerekçesinin de olmadığı görülüyor.

Alkol satışlarının hiçbir yasal dayanağı olmadığı, siyasal bir keyfilik taşıdığı tartışılmaya başlandı. Hukuku, hukuk düzenini kaldırarak, siyasal söylemlerle ülkeyi yönetmeye çalışma düşüncesinde olanların istedikleri de bu. Siyasal yetkililer bir uygulama yapınca, önlerine anayasa, yasa gibi engellerin olmaması sistemi oturtulmaya çalışılmakta. Bu çabanın deneylerinden biri, alkol satışının yasaklanması uygulaması oldu.

Özel yaşama karışma

Devletin insanların ne içecekleri, yiyecekleri, giyinecekleri gibi özel yaşam alanına giren konularda, gereğinden çok düzenleyici olmaya çalışması, insan hak ve özgürlükleriyle bağdaşır bir tutum değil. Alkol satışının yasaklanması “özel yaşama karışma”, “insan hak ve özgürlüklerine yapılan bir saldırı”.

Sağlıkla ilgili bir uygulama değil siyasal yatırım. İçki içilmemesi görüşünde olanlara şirin görünme çabası.

İçki yasağı yabancıların bu ülkeye gelmemesini, gelenlerin kaçmasını sağlar. Ülkenin önemli bir gelir kaynağı kurutulmuş olur.

Yasağa değil, yasağın kendisine gösterilen tepkinin kınanması akıl alır iş değil. İçki yasağını olumlu bir işlem olarak görenler olabileceği gibi, olumlu görmeyenler de olabilir. Buna tepki göstermenin mantığı yok. Bu ülkede birileri alkol içmiyorsa, içmesin. Kimse kimseye zorla alkol içirmiyor. Herkes kendi doğrusunu yaşasın. Alkol içmek isteyenleri engellemeye çalışmaya, başta devlet olmak üzere kimsenin hakkı olmasa gerek.

Öğretmenevleri içki yasağı

Uzunca bir süre önce, AKP, tüm Türkiye’de çalışan Öğretmenevlerinde içkiyi yasakladı. Bu yasaklama “sözlü buyrukla” yapılan yasaklamaydı. Öğretmenevlerinde içki içilmesini yasaklayan yazılı tek bir buyruk verilmedi. Yazılı buyruk olmamasına karşın ülke düzeyinde hizmet veren tüm öğretmenevlerinde içki içilmesi önlendi. Bu da siyasal bir girişimdi. Covid-19, sağlığa zararlı gibi nedenlerle ilişkisi olmayan siyasal bir uygulamaydı. Bu uygulamanın “sosyal uzaklığı azaltma”, Dünya’nın birçok ülkesinde uygulanması gibi açıklamaları yoktu, olamazdı. Buna karşın öğretmenevlerinde içki yasağı uygulandı. Ortada bir yönetimsel (idari) işlem olmadığı için, bu uygulamanın yasalara aykırı olduğunu ileri sürerek, idari yargıya uygulamanın kaldırılması ya da yürütmesinin durdurulması istemiyle başvuru yapılamadı. Bu durum, hukuka karşı tam anlamıyla bir yanıltma “hile” olarak sürüp gitmekte.

“Alkollü içkilerden aylık 1.3 milyar TL civarında ÖTV geliri elde ediliyor. Buna KDV'yi de eklediğinizde aylık 1.5 milyar TL'lik bir gelirden bahsetmek mümkün. Tabii bu satışlardan elde edilen kâr nedeniyle ödenecek kurumlar ve/veya gelir vergisini hesaba katmıyoruz”(2) diye konuştu. Kurumlar ya da gelir vergilerini düşününce, devletin içkiden aldığı gelirin oranını düşünün.

İçki satan kurumlar ya da kuruluşların, kazançlarından ödedikleri kurumlar ya da gelir vergilerinin, en iyimser sayılarla %20 olduğunu varsayarsak, devletin içkiden aldığı verginin nerelere tırmandığı ortaya çıkar.

Yukarıda verilen sayılara göre, yıllık 18 milyar TL vergi geliri elde ediliyor.

"4 Ocak 2021 tarihinden itibaren, 70'lik rakının fiyatı 175 lira, o rakının yüzde 74.1'i vergi, başka bir deyişle, o kadar vergi bindirilmese, 70'lik rakının fiyatı 175 lira değil, 45 lira 50 kuruş.

Ya da bira... Biradaki vergi yükü yüzde 61.3..."(3)

Devletin alkol satışlarından Dünya ölçeğine göre çok yüksek oranlı vergi aldığı biliniyor.

Bu ülkede insanlar bedenlerini rahatlamak, tat almak, mutlu zamanlar geçirmek için değil devlete vergi ödemek için alkol tüketir duruma düşürülmüş bulunmaktalar..

Alkol satışlarından elde edilen gelirlerle imamların maaşları, Kur’an Kurslarının giderler karşılanıyor. Günah, haram kavramları bu işin neresinde kalıyor?

------------------------------------------------

(1) Alansalan, Sekan, Alkol satışına yasak: Sözlü buyruk var, yasak yok, Gazete Duvar.com.tr İnternet Gazetesi, 29.04.2021

(2) Bingöl, Ozan, Vergi Uzmanı Dr. Ozan Bingöl: 17 günlük içki yasağının vergi kaybı 800 milyonu bulabilir, T24.com.tr Bağımsız İnternet Gazetesi, 29.04.2021

(3) Doğan, Yalçın, "En azından devlet yanımızda", nasıl yani?.. T24.com.tr Bağımsız İnternet Gazetesi, 29.04.2021

YORUM EKLE
YORUMLAR
Musa Kılıç
Musa Kılıç - 1 hafta Önce

Toplumdan ve hukuktan kopuk yönetimler, "biz yaptık, oldu" sanır.
70'li yıllarda benzin kıtlığı ve aşırı zamlar çözümünü üretti. Mutfak tüpleri. O günlerin mutfak tüpüyle çalıştırılan araçları, bugünkü LPG li araçların dedeleri.
Alkol ve tütün ürünlerine yapılan aşırı zamlar, kısıtlamalar bağımlıları çok da etkilemez. Ama devlet bütçesini çokça etkiler.
Son yıllarda her sokakta en az bir tütüncü dükkanı açıldı. Vergi olarak bütçeye gidecek paralar buralara akıyor.
Alkol zamları da öyle. Manavdan üç-beş kilo meyva alıp evin mutfağında alkol üretmeyi bilmeyen kalmadı.
Neymiş efendim? "Ben yaptım, oldu" defteri çoktan kapanmış.
Sorunlar ideolojik yaklaşımlarla değil, akıl ve bilimle çözülür.