Alevilik, Kürtlük ve milli birlik

Abone Ol

Kürt sorunu; imparatorluktan çıkarken ulus-devletin çözemediği, tersine kangrenleştirdiği asli sorun olarak kanamaya devam ediyor. Türklerde ve Kürtlerde ‘biz’ algısının küçük adımlarla ayrıştığı bir uzun yolun ortalarındayız. Hükümetin yaklaşımının, bu algı ayrışımının durması ve eşitlik temelinde bir beraberliğe doğru evrilmesini sağlama kapasitesi yok. Uludere katliamı sonrası hükümetin tutukluğu, sessizliği bunun somut bir tezahürüydü.

Ulus-devletimizin asli kurucu kurumlarından biri olan TSK adına konuşan Genelkurmay Başkanı, “Kürtçe eğitimi uygun bulmuyorum” diyerek vazifesi olmayan konuda askerin konuşmaya devam etmesi geleneğini sürdürmekle kalmadı, iki topluluk arasındaki algı uzaklaşmasına destek verdi. AKP hükümeti ve Başbakan ise sustu. Bu durumda susmak onaylamak demek değil midir?
‘Biz’ algısında yarılma yaratan salt Kürt sorunu değil. Milli olanın sadece Türk değil aynı zamanda Müslüman/Sünni olduğu ilkesi, Alevilik konusunda başka bir ayrışmayı derinleştiriyor. Bu kez Genelkurmay’ın din işlerindeki muadili Diyanet devrede. Hükümetin onayı, desteği ve yüreklendirmesiyle Alevilerin en azından bir kısmının, Aleviliği farklı bir inanç tarzı, bir mezhep veya bir din olarak tanınması talebine karşı canla başla mücadele veriyor.
Bir tutuklu, ‘Alevi inancından dolayı inanç önderi bir dede ile görüşmek istediğini’ cezaevine bildiriyor. Cezaevi yönetimi konuyu Diyanet’e soruyor! Diyanet, Aleviliği ayrı bir din olarak görmediğinden ‘dede’ talebinin yerine getirilemeyeceğini bildiriyor.
Mersin İl Genel Meclisi Mersin Cemevi’ni ibadet yeri olarak kabul ediyor. Vali, yasaya göre cemevlerinin ibadet yeri olmadığı gerekçesiyle kararı onaylamıyor.
Bir er GATA’da ölüyor. Ailesi cenazeyi Bağcılar Cemevi’ne götürmek için GATA morgundan ambulans talep ediyor. GATA morgu, cemevine ambulans yollamadıklarını ama cami için ambulans verdiklerini bildiriyor!
Geçen günlerin ufak ama bir o kadar anlamlı resmi uygulamaları bunlar. Diğer yanda, sekiz yıl boyunca zorunlu olan din dersi uygulaması devam ediyor. Okuldan hapishaneye, askeri hastaneden mülki yöneticilere kadar uzanan bir organize tanımama tavrı hâkim. En ufak detayda açık vermemek üzere bütün toplumsal yaşamı kuşatıyor.
Diyanet’in internet sitesinde Alevilik konusundaki sorulara verilen yanıt, hükümetin de benimsediği resmi görüşü ifade ediyor: “Alevilik bir tasavvuf hareketidir”, “Cemevleri camilerin alternatifi ve muadili değildir”, “Cemevlerinin ibadethane olduğunu tartışmak, Aleviliğin İslam’dan ayrı bir din olup olmadığını tartışmak anlamına gelir.” Tartışılırsa ne olur? Bu soruya Diyanet’in düzenlediği bir Müftüler Konferansı’nda verilen yanıt net ve açık: “Din içinde ortaya çıkan farklı yorum ve uygulamaların farklı bir din gibi algılanmasına yol açacak tavır, düşünce ve tartışmalardan uzak olmak, insanlarımızın huzur ve mutluluğu ve ülkemiz ve milletimizin geleceği için hayati bir önem arz etmektedir.” Ardından ülkeyi bölmek isteyen dış düşmanların sureti beliriyor: “İslâm içi farklı yorumları farklı dinler gibi gösterme çabalarının uluslararası siyasetin bir parçası haline gelmesi topyekûn huzur ve bütünlüğümüzü hedef alan ciddi bir tehlikedir.” Diyanet laik devletin bir kurumuysa eğer, neyin ibadethane, neyin ayrı din olduğuna nasıl karar verebilir sorusunu kimse sormuyor.
Kürt kimliğinin tanınması konusunda asgari bir talep olan Kürtçe eğitimin reddedilme gerekçesiyle cemevlerinin ibadethane olarak tanınması talebinin reddedilme gerekçesi neredeyse aynı telden çalıyor. Soruyu o zaman tersinden sormak gerekiyor: Kürtlüğün ve Aleviliğin tanınmasını topyekûn huzur ve bütünlüğümüzü hedef alan ciddi ve yakın bir tehlike olarak algılayanlar, çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanlar ve Türkler değil mi? Çoğunluk olmalarına rağmen neden korkuyorlar ya de neyi paylaşmak istemiyorlar acaba?
Not: Hrant Dink’in katledilmesinin üzerinden 5 yıl geçti. Bugün belki cinayeti azmettiren birkaç kişi ceza alacak. Ama göz göre göre gelen bu cinayete göz yumanlar ve yönlendirenler gölgede kalacak. Bu nedenle beş yıl önce “Hepimiz Ermeniyiz” diyen on binlerce Türkiyeli yeniden birlikte yürüyeceğiz. 19 Ocak Perşembe günü saat 13.00’te Taksim Meydanı’nda toplanıp, Agos’un önüne gideceğiz. ‘Hrant için, Adalet için’ ve bu dava böyle bitmeyeceği için...

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }