Akşener Sendromu

Meral Akşener'in partisinin kurulmasıyla birlikte; oluşumun başından itibaren yaygara yapan AKP tayfasına solcular da katıldı.

Özellikle Erdoğan tarafından koordine edilen karalama, engelleme ve yıldırma politikaları sonuç vermeyince İyi Parti ismi verilen parti açılışını yaptı ve yapar yapmaz da bu kez bayrağı solcu arkadaşlar alarak; Akşener'in karanlık geçmişi, kanlı elleri vs türünden prelüdlere başladılar. Prelüd diyorum çünkü hiçbir zaman olmadığı gibi bu söylemde de eserin ana bölümüne geçemeyecekler.

Devrimci söylemler üretme konusundaki kısırlığımızı, ne yazık ki; düzen partilerini ve kurumlarını eleştirirken de gösteriyoruz. Kaldı ki zaten devrimci söylem; esasında, sağlam ve etkili bir kapitalizm eleştirisi demektir.

Kapitalist sistemin devrimciler üzerindeki baskısı hiç bir zaman bitmez. Zaman zaman azalır, artar belki tavan yaparak katliam düzeyine ulaşır ama hiç bir zaman bitmez. Çünkü; çoğu part-time devrimci olan Türkiye sosyalistlerinin bile ne yazık ki tam olarak idrak edemediği bir gerçeği, burjuvazi çok iyi bilmektedir. Onların saltanatının gerçek düşmanı devrimcilerdir.

Işid, El Nusra, El Kaide, Fetö gibi şeriatçı yapılanmalar ne kadar cani olurlarsa olsunlar kapitalist sisteme karşı bir tehlike oluşturmazlar. Orada burada patlatılan bombaların, batıda ölen bir kaç yüz, Afrika ve Ortadoğu'da ölen bir kaç milyon insanın; dünyayı yöneten egemen sınıfların umurunda olduğunu sanmıyorsunuzdur umarım.

Kapitalist sistemin çarkları küresel düzeyde nasılsa, yerel motiflerde de aşağı-yukarı aynı şekilde işler. Kullanılan söylemler, aktörlerin yaklaşımları değişebilir. Bazen din, bazen ırk, hatta bazen cinsiyet temelli söylemler oluşturulur. Bu söylemler öyle ustalıkla kullanılır ki zaman zaman sosyalistler bile bu tuzaklara düşer ve gerçek gündemlerini bir kenara bırakıverirler.

Meral Akşener olgusunda da durum aynen budur. Akşener; ne geçmişte ne de günümüzde kendisini burjuva demokrasisinde bir yerlere getirmesini umduğu sistemin araçlarından bağımsız değil. Bunun için dini de, milliyetçilik kozunu da oynayabilir. Geçmişinde de asla ve kat'a sistemin dışında olmayan Abdullah Çatlı ve Alparslan Türkeş gibi isimlerle bağlantıları olmuştur. Bunu hepimiz biliyoruz.

Bu bağlamda Akşener de iktidara geldiğinde; bir sosyal demokrat gibi hareket edip, işçi haklarını iyileştirme ve gelir dağılımındaki dengesizliği giderme gibi amaçları gütmeyecektir. Kadın olmasının da kadın haklarıyla ilgili olumlu gelişmeleri getireceği hayli şüphelidir. Bu tür bir deneyimi Çiller'in başbakanlığı döneminde yaşadık. Tabii ki tüm bu varsayımlar Akşener'in partisinin iktidar olma ihtimali üzerine yapıldı. Peki öyle bir olasılık var mı?

Ülkenin geldiği durumda herhangi bir burjuva demokratik seçimin dahi yapılma ihtimali kalmamıştır. 1970'lerin başında sakatlanarak 2000'lere kadar Kör-topal ilerleyen Türk demokrasisi bugün tamamen yok olma ve yerini giderek hızlanan adımlarla gelen bir şeriat düzenine teslim etme yolunda.

Toplumsal desteği iyice azalan Erdoğan ve AKP'si zor kullanarak şeriat sistemini dayatmaya çalışıyor. Ülkenin tüm kurumları üzerinde bir baskı rejimi oluşturmayı başarmış olan Erdoğan yapılacak herhangi bir seçimde de daha önceki seçimlerde yaptığı gibi bu etkisini kullanarak seçimi manipüle edecektir.

Dolayısıyla bugün önümüzdeki en önemli sorun; burjuva demokrasisi ölçülerinde dahi olsa saydam bir seçimin mümkün olmamasıdır. Saydam seçimlerin önemi de Erdoğan'ın ülkeyi parçalanmaya götürmeden iktidarı bırakmasının tek yolu olmasındadır.

CHP, HDP ve yeni kurulan İP de dahil olmak üzere tüm partilerin birincil hedefi saydam bir seçim ortamının sağlanabilmesi olmak zorunda değil mi sizce? Bunun dışındaki oy hesapları, vekil pazarlıkları "dostlar alışverişte görsün" zihniyeti dışında hiç bir işe yaramaz ve ülkeyi; sürüklenmekte olduğu cehalet ve gericilik uçurumundan kurtarmaz.

Bu konjonktürde devrimcilerin de kendi görevleriyle ilgili oturup Schmidt şapkalarını önlerine koymaları gerekiyor. Ülkeyi bir Ortadoğu ülkesi olma yolunda son hızla ilerleten Erdoğan ve ekibinin iktidardan uzaklaştırılarak, en azından nefes alınabilecek bir atmosfer yaratılması için mi çalışacaklar yoksa oluşturulan suni gündemlerin dalgalarında savrulacak ve Erdoğan'a karşı bir güç oluşturma ihtimali bulunan yapılanmalara köstek olmaya çalışarak onun ekmeğine yağ mı sürecekler?

Sonuç itibariyle bir devrimci demokratın görevi kitleleri bilinçlendirmeye çalışmaktır. Tam da bu nedenden dolayı; şu an için toplumu 1400 yıl öncesine götürmeye çalışan iktidar dışında bir eleştiri hedefleri olmamalıdır.

Eleştirilecek ve yerilecek kişiler vardır ama en azından bu yergi nesnesi; bugün Erdoğan'ın en büyük tehdit olarak gördüğü Akşener değildir.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >