AKP, DP'ye ne kadar uzak Olric?

Abone Ol

CHP, Osmanlı sonrası Türkiye’nin kurgulanmasında Batı merkezli modernleşmenin öncüsüdür. Öncüsüdür çünkü CHP’nin başardığı, İkinci Meşrutiyet döneminde yazılmış, tartışılmış konuların cumhuriyet dönemiyle hayat bulmasıdır. O yüzden meşrutiyet, cumhuriyet döneminin “laboratuarıdır”. CHP’nin başarısı bu yapıyı yerleştirmesinde değil iktidar gücünü kurumsallaştırmasında yatar.

 

CHP’nin laboratuarı nasıl meşrutiyet dönemi ise AKP’nin laboratuarı da Demokrat Parti dönemidir. AKP’nin başarısı da DP’nin aksine, CHP’ye benzer şekilde iktidar gücünü kurumsallaştırmasında saklıdır.

 

Nasıl mı?

 

Siz bakmayın Ahmet Hakan’ın “Menderes’te camileri yıktı” çıkışına. Menderes ve partisi DP, Türkiye’de camileri siyasetin kirli oyunlarına alet eden ilk uygulamaların sahibidir.

 

Başbakan bugün camiler üzerinden nasıl CHP’yi dinsizlikle suçlayan açıklamalar yapıyorsa DP yöneticileri de yine camiler üzerinden CHP’yi sıkıştırarak “her fabrika bacasının yanında bir cami minaresinin yükseleceği” sözü veriyor kısa sürede 15 bin cami yapmakla övünüyorlardı.

 

Bugün AKP nasıl her durumda millet iradesinden dem vuruyorsa, milli irade DP’nin de “ağzında sakızdır.”

 

Benzer şekilde AKP ilk dönemlerde liberal aydınların desteğini alıp son dönemlerdeki otoriter uygulamalarıyla bu desteği kaybetmişse DP’de de aynı şey yaşanır. Bu nedenle Mehmet Altan ile Ahmet Emin Yalman’ın yaşadıkları benzerdir.

 

DP’nin muhalefette hem siyasal hem de ekonomik liberalizm konusundaki  “samimiyeti”  iktidar olduğunda nasıl sadece ekonomik liberalizmle sınırlı kalmışsa AKP de şu anda aynısını yapmaktadır.

 

DP, CHP’nin tek parti iktidarına karşı liberal değerleri nasıl kullanmışsa AKP’de askeri vesayete karşı liberal değerleri kullanmış, asker muhtıralarının hedefi farklı kesimlere yöneldiğinde son olayda görüldüğü gibi alkışlamıştır.

 

DP muhalefet partilerinin devlet radyosunu kullanmasını engellerken AKP bugün Meclis TV’de muhalefet partilerinin grup toplantılarının yayınlanmasını engelliyor.

 

DP çıkardığı basın kanunuyla Hüseyin Cahit Yalçın, Bedii Faik, Cemal Sağlam, Fuat Arna gibi gazetecilere hapis cezaları yağdırırken AKP özel yetkili savcılar aracılığıyla sayamayacağımız kadar gazeteciyi içeri alıyor.

 

DP’nin lideri Menderes, 6-7 Eylül olaylarında yağma hareketine katılanları vatansever bir tepki diyerek onore ederken Erdoğan Roboski’de katliam yapanlara teşekkür ediyor.

 

Menderes gazetecilere “şimdiye kadar aspirin mi yoksa optalidon mu münasiptir” diye size soruyordum ama artık son kararı ben vereceğim” diyerek kendisi ve partisi dışındaki toplumsal unsurları yok sayacağını belirtirken Erdoğan tiyatroculara “yahu siz kimsiniz, bu ülkenin öz sahipleri biziz” diyerek kendisine ve partisine benzemeyenleri dışlıyor.

 

DP’nin Ortadoğu politikası da bugün AKP’nin izlediği politikadan farklı değildi. Ortadoğu’da aktif bir dış politika ve ikili ilişkilere önem veren DP ülkenin çıkarlarını bölgede ABD ile birlikte hareket etmede bulmuştu. Bugün AKP, BOP’nin savunuculuğunu nasıl yapıyorsa DP’de Bağdat Paktı için benzerini yapıyordu.

 

O yüzden bugün bölge ülkeleri son dönemlerde Türkiye’yi “batı emperyalizminin jandarması olarak” olarak nasıl suçluyorlarsa DP döneminde de aynı suçlama yapılmıştı.

 

Bitmedi, Türkiye AKP iktidarı döneminde Suriye ile şu anda yaşadığı krizin aynısını DP döneminde de yaşadı. 1957’de ABD’nin Suriye’deki rejimi değiştirme girişimi ortaya çıkarılıp ABD diplomatları sınır dışı edildiğinde Türkiye, Sovyetler ve ABD’nin Suriye üzerindeki güç savaşında tercihini Amerika’dan yana yaptı. Suriye bugün olduğu gibi savaşla tehdit edildi, tatbikatlarla gözdağı verilmeye çalışıldı.

 

Velhasıl CHP, İttihat ve Terakki’nin, AKP, DP’nin devamıdır. Türkiye, bu iki unsurun birbirine benzeyen politikalarının ürünüdür. Zaman ve aktörler değişse de o şarkıda olduğu gibi “nakarat, hep aynı nakarat”.

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }