“Kitlesel hayal kırıklıkları” ülkesi.
İnsanların kimlikleri, aidiyetleri sık sık öyle yara alıyor ki, doğal kimlik bitmeden sıra renkli aidiyetlere de geliyor.
Futbol öyle işte.
Hayaller kurduran bir oyun, ceza sahası içine de kırıklıklar yığıyor.
Çünkü,, hayal, yalan, kıvırtma mekanizmaları da tam takım, tam yol çalışmakta.
***
Federasyonunuz, medyanız, camialarınız “Bir şey olmayacağını” pompaladığında, “uluslararası giyotin” hazırlıksız başınıza iniveriyor.
Hazırlıksız olunan her şey bir yandan da haksızlıktır!
Mantığını, meşruiyetini bulamazsın bir türlü.
Çünkü bu oyunda, hepimiz sadece kazanmanın meşru olduğuna inandık; kaybetmeyi öğrenmek, kabullenmek zor.
Hele son senelerde iki kez son dakikalarda şampiyonlukları gitmiş bir kulübün, son dakikada Şampiyonlar Ligi’nin de gitmesi!
***
“Adalet”e dair duygularımız belki ancak başımıza gelenlerle olgunlaşmak zorunda. Becerebilirsek!
Çünkü, kimsenin çıtı çıkmıyordu, “Yargısız infaz”lar can alınırken, çocuklar babaları ardından bakakalırken, anneler kayıp evlatlarının bir kemiğine bile razı hale gelmişken.
Hangi kulübün taraftarı olursa olsun, pek kimsenin umurunda değildi; cezasız uzun tutukluluklar binlerce gencin hayatını kafadan mahkum etmişken.
Şimdi Fenerbahçe için de isyan eden kıymetli meslektaşım; cezaevindeki tutukluların idam mahkumu gibi infazına, cadı gibi yakılmasına, cesetlerin dahi delik deşik edilmesine alkış tutuyor, manşetten destek veriyor, bir gıdım adalet için vicdanının dar alanında bile kısa paslar atmıyordu.
Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Trabzonlu bir alay benzeri gibi!
***
Federasyon ve medya ciddi yanılttı.
Hiçbir şey olmayacakmış gibi Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nde ilan ettiler.
İddianamesiz, hükümsüz ceza olamayacağını söylerken prensipte haklıydılar; ama işte futbolda hüküm, kökü dışarıda geliverdi.
Çünkü, bizim yavaş adaletimiz ile futbolun sağlı sollu ataklarla bezeli hızının çelişerek iyice garipleştirdiği durum şudur:
Başkanı haftalardır içeride iken, onu içeride tutan iddiaların takımı zirvede oturamaz.
Ya başkan serbest kalacak ya kulüp de bir nevi tutuklanacak!
(İşte Yunanistan: Puan silinen iki kulüp, zanlı başkanlarıyla irtibatı bitirmedi diye 4’üncü kümeye gitti!)
Kendi çelişkili, adalet duygusu yamuk dünyamızda top yuvarlak demek işimize geldi.
Oysa, hele mevzu siz olunca, elin futbol ağası düğüm çözmek için kılıca davranır ve diyetini de boynunuza asar.
Bir bakmışsın, top köşeli!
Ne diyeceksiniz ki…
Başka bir ülkenin içişlerine karışıp bir de kafalara kakarak, çantada 100 milyon dolar götürebildiğinizi söyleyip şişinen siz değil misiniz?
İşte futboldaki çanta trafiğiyle ilgili şüpheler de UEFA’yı sizin içişlerinizin dış kapısında infazcı yapıyor.
***
Şaşırtanlardan biri “medya becerisi” oldu.
UEFA kararından sonra, büyük bir gazete spor müdürü, (haberden önce) “FB yönetiminin acil ve yoğun toplandığını, ama ne konuştuklarını bilemediklerini” söylemez mi?
UEFA Federasyon’a yazmış, Federasyon FB’ye yazmış, “men” elden ele, dilden dile koşturuyor; ama “gazetecilik” öğrenemiyor; TFF internet sitesine koyana kadar!
Bir kulüp başkanına “Başkanım” diye hitaptan hicap duymayan, onun ya da başkasının tutuşturduğu haberleri, yazıları bağımsız gazetecilik diye üstümüze tükürmekten tiksinmeyen hali pür melalimiz!
Başkan “içeride” olunca, kulüp “içerisinden” de haber gelmiyor demek ki!
Kimi de, futboldan, bahisten milyon dolarlar kazanıp sonra “Ben bu futbolun içinde olamam” demiyor mu!
***
Fenerbahçe’nin “Adalet”le ilk karşılaşması değil.
1959-60 sezonu, bir mensucat fabrikası takımı olan “Adalet” (sonra “Alibeyköy Adalet” oldu), dokuma tezgahı vererek transferde Fener’in 5 oyuncusunu kapmış; yine de ona karşı iki lig maçını da kaybetmiş, sonunda küme düşmüştü.
Bakalım “play-off””ta rövanşı kim alacak!
***
Futbol ve kulüp sevgisini bahis arsızlığına yedirenler; temiz ve adaletli futbol için atıp tutmasın!
Paraları kırışmak için masaya oturanlar, birbirini yerken, bazen de bulduğunu yiyor!
Neyse ki hiçbir kulübün tarihi, bugünden, bugünkülerden ibaret değil!
Sarı-lacivert, sarı-kırmızı, siyah-beyaz… O renkleri ne bugünkü idare heyetleri, ne Federasyon, ne UEFA verdi; ne bahisle kazanıldı, ne çantayla alındı.
Yoksa bu kadar kalpten sevilmezlerdi.